Tokat’ta Sigortasız Çalıştım Ne Yapmalıyım? Adım Adım Rehberin yer aldığı bu içeriğimizi hemen inceleyerek bilgi sahibi olun.
İş hayatında sıklıkla karşılaşılan ve işçi haklarının en temel ihlallerinden biri olan sigortasız çalışma durumu, hem maddi hem de manevi açıdan çalışanları mağdur eden ciddi bir hukuki sorundur. Sigortasız çalıştım ne yapmalıyım sorusu, kayıt dışı istihdam edilen binlerce işçinin en çok araştırdığı konuların başında gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre, bir işçinin işe başladığı andan itibaren Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) bildiriminin yapılması ve primlerinin ödenmesi anayasal bir zorunluluktur. İşverenin bu yükümlülükten kaçınması, işçiye kanundan doğan pek çok hakkını arama imkanı sunar.
Sigortasız (Kayıt Dışı) Çalıştırılmak Ne Demektir?
Çalışma hayatında sigortasız çalıştırılmak, bir işçinin işverenine ait işyerinde fiilen çalışmasına rağmen, bu çalışmasının Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına hiç intikal ettirilmemesi veya eksik intikal ettirilmesi durumudur. Hukuken kayıt dışı istihdam olarak adlandırılan bu durum üç farklı şekilde karşımıza çıkabilir:
Birinci durum, işçinin işyerinde çalışmasına rağmen SGK’ya hiçbir şekilde işe giriş bildirgesinin verilmemesi ve tamamen sigortasız olarak çalıştırılmasıdır. Bu, en ağır ihlal türüdür ve işçinin emeklilik, sağlık hizmetlerinden yararlanma, işsizlik maaşı alma gibi temel haklarını tamamen ortadan kaldırır.
İkinci durum, çalışma sürelerinin eksik bildirilmesidir. İşçi ayda otuz gün tam zamanlı çalışmasına rağmen, işveren tarafından SGK’ya sadece on veya on beş gün çalışmış gibi bildirim yapılabilir. Bu durum genellikle kısmi süreli (part-time) iş sözleşmesi hilesiyle yapılır ve işçinin emeklilik prim gün sayısının eksik yatmasına neden olur.
Üçüncü durum ise, prime esas kazancın (maaşın) eksik bildirilmesidir. İşçi gerçekte yüksek bir maaş almasına rağmen, SGK kayıtlarında asgari ücret üzerinden gösterilir. Geri kalan maaş tutarı ise elden ödenir. Bu durum teknik olarak tam bir sigortasız çalışma olmasa da, işçinin ileride alacağı kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, emekli maaşı ve işgöremezlik ödeneklerinin düşük hesaplanmasına yol açtığı için büyük bir hak kaybı yaratır ve hizmet tespiti davalarına konu edilebilir.
Sigortasız Çalışan İşçinin Hakları Nelerdir?
Bir işçinin sigortasız çalıştırılması, o işçinin İş Kanunu kapsamında sahip olduğu hakları kaybettiği anlamına kesinlikle gelmez. İşçi ile işveren arasındaki iş ilişkisi, işe başlandığı andan itibaren kurulmuş sayılır. Dolayısıyla, sigortasız çalışan işçinin hakları, sigortalı çalışan bir işçinin hakları ile tamamen aynıdır. SGK kaydının olmaması, işvereni İş Kanunu’ndan doğan yükümlülüklerinden kurtarmaz.
Sigortasız işçi, öncelikle geçmişe dönük olarak çalıştırıldığı sürelerin tespit edilmesini ve bu sürelere ait SGK primlerinin işveren tarafından ödenmesini talep etme hakkına sahiptir. Bunun yanı sıra, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilmesi durumunda kıdem tazminatı, bildirim sürelerine uyulmadan işten çıkarılması durumunda ihbar tazminatı talep edebilir.
Eğer işçi, haftalık kırk beş saatlik yasal çalışma süresini aşan çalışmalar yapmışsa, bu fazla çalışmaların karşılığı olan fazla mesai ücreti de işverenden talep edilebilir. Aynı şekilde, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde yapılan çalışmaların ücretleri ile kullanılmayan yıllık izin sürelerine ait yıllık izin ücreti de işçinin yasal hakları arasındadır. İşçi, sigortasız çalıştırıldığı için bu alacaklarını talep edemeyeceği yanılgısına düşmemelidir. Hukuk sistemimiz, işçinin fiili çalışmasını korur ve işverenin haksız eylemine (sigorta yapmamaya) dayanarak kendi lehine sonuç çıkarmasını engeller.
Sigortasız Çalıştırılmanın Haklı Nedenle Fesih Sebebi Olması
İş Kanunu’nun 24. maddesi, işçiye iş sözleşmesini haklı nedenle derhal feshetme hakkı veren durumları düzenler. İşverenin işçinin SGK primlerini hiç yatırmaması, eksik yatırması veya gerçek maaş üzerinden yatırmaması, işçi açısından tartışmasız bir haklı nedenle fesih sebebidir.
Sigortasız çalıştım ne yapmalıyım diyen bir işçi, işyerinde çalışmaya devam ediyorsa, sırf sigortası yapılmadığı veya eksik yapıldığı gerekçesiyle iş sözleşmesini tek taraflı ve derhal feshedebilir. Bu fesih işlemi sonucunda işçi, eğer o işyerinde en az bir tam yıl çalışmışsa, kıdem tazminatı almaya hak kazanır. Haklı nedenle fesih yapan işçi, kendi isteğiyle işten ayrılmış olsa dahi, işverenin kanuni yükümlülüklerini yerine getirmemesi sebebiyle tazminat hakkını korur.
Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, fesih işleminin doğru bir şekilde yapılmasıdır. İşçi, iş sözleşmesini sigortasız çalıştırıldığı gerekçesiyle feshettiğini yazılı olarak, tercihen noter aracılığıyla gönderilecek bir ihtarname ile işverene bildirmelidir. İhtarnamede fesih gerekçesinin açıkça “Sosyal Güvenlik Kurumu primlerinin yatırılmaması/eksik yatırılması” olarak belirtilmesi, ileride açılacak bir iş mahkemesi sürecinde işçinin elini güçlendirecektir. Sözlü olarak yapılan fesihler, ispat zorluğu nedeniyle işçinin hak kaybına uğramasına neden olabilir.
SGK’ya Şikayet Süreci (ALO 170 ve CİMER)
Kayıt dışı istihdam ile mücadelenin ilk ve en hızlı idari yolu, durumu yetkili devlet kurumlarına bildirmektir. İşçi, çalışmaya devam ederken veya işten ayrıldıktan sonra işverenini Sosyal Güvenlik Kurumu’na şikayet edebilir. Bu şikayetler, devletin denetim mekanizmalarını harekete geçirerek işverenin cezalandırılmasını ve işçinin haklarının tesis edilmesini sağlayabilir.
En pratik yöntemlerden biri ALO 170 Çalışma ve Sosyal Güvenlik İletişim Merkezi‘ni aramaktır. Bu hat, doğrudan sigortasız çalışma, eksik prim yatırma veya asgari ücretin altında maaş ödeme gibi şikayetleri alır. İşçi, kimlik bilgilerini gizli tutarak da ihbarda bulunabilir. Yapılan ihbar üzerine SGK denetmenleri işyerine habersiz denetimler (baskınlar) düzenleyebilir. Denetim esnasında işçinin fiilen o işyerinde çalıştığı tespit edilirse, işverene yüksek miktarlarda idari para cezası kesilir ve işçinin geriye dönük sigortası resen (kendiliğinden) yapılır.
Bir diğer etkili şikayet kanalı ise CİMER (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) üzerinden başvuru yapmaktır. İnternet üzerinden kolayca yapılabilen bu başvurular, doğrudan ilgili il veya ilçe SGK müdürlüklerine sevk edilir ve incelenmesi zorunludur. Ayrıca, işçiler doğrudan bulundukları yerdeki Sosyal Güvenlik İl Müdürlüklerine veya Sosyal Güvenlik Merkezlerine yazılı bir dilekçe ile de başvurarak SGK şikayet sürecini başlatabilirler. Dilekçede, çalışılan tarihler, işyerinin tam adresi ve unvanı, varsa şahitlerin isimleri ve durumu kanıtlayabilecek diğer belgeler belirtilmelidir.
Ancak idari şikayetlerin her zaman kesin sonuç vermeyebileceği unutulmamalıdır. Özellikle işçi işten ayrıldıktan sonra yapılan şikayetlerde, denetmen işyerinde işçiyi fiilen çalışırken göremeyeceği için, sadece belge incelemesiyle yetinmek zorunda kalabilir. İşverenin kayıtlarında da işçiye dair bir belge yoksa, SGK denetmenleri işlem yapamayabilir. Bu tür durumlarda nihai ve kesin çözüm, adli yargı yoluna başvurmak, yani dava açmaktır.
Hizmet Tespiti Davası Nedir ve Nasıl Açılır?
Sigortasız çalıştım ne yapmalıyım sorusunun en hukuki ve kesin yanıtı hizmet tespiti davası açmaktır. Hizmet tespiti davası, SGK’ya hiç bildirilmeyen, eksik bildirilen veya primleri ödenmeyen çalışma sürelerinin mahkeme kararıyla tespit edilerek tescil edilmesi amacıyla açılan bir dava türüdür. Bu davanın temel amacı, işçinin anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkına kavuşmasını sağlamaktır.
Bu dava, doğrudan İş Mahkemesi‘nde açılır. Eğer o bölgede özel olarak yetkilendirilmiş bir iş mahkemesi yoksa, davaya Asliye Hukuk Mahkemeleri iş mahkemesi sıfatıyla bakar. Davanın tarafları oldukça önemlidir. Hizmet tespiti davasında işçi davacı konumundadır. Davalı ise, işçiyi sigortasız çalıştıran işveren ile birlikte, yasal bir zorunluluk olarak Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)‘dur. SGK’nın davalı olarak eklenmesinin sebebi, mahkeme kararı sonucunda işçinin primlerini tahsil edecek ve kayıtları düzeltecek kurumun SGK olmasıdır. Ayrıca, bu dava kamu düzenini ilgilendirdiği için hakimin kendiliğinden (resen) araştırma yapma yetkisi oldukça geniştir. Hakim, tarafların sunduğu delillerle bağlı kalmayıp, gerçeği ortaya çıkarmak için gerekli gördüğü her türlü araştırmayı yapabilir, kamu kurumlarından bilgi ve belge isteyebilir.
Hizmet tespiti davası açabilmek için işçinin bizzat adliyeye giderek bir dava dilekçesi sunması gerekir. Ancak iş hukuku ve usul hukuku kurallarının karmaşıklığı, delillerin doğru zamanda ve doğru şekilde sunulması gerekliliği göz önüne alındığında, bu sürecin mutlaka bu alanda uzman bir hukukçu aracılığıyla yürütülmesi büyük önem taşır.
Hizmet Tespiti Davasında Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler
Hukuk sistemimizde hakların sonsuza kadar dava konusu edilebilmesi mümkün değildir. Belirli sürelerin geçmesiyle dava açma hakkı düşer. Sigortasız çalışma nedeniyle açılacak hizmet tespiti davalarında da kanun koyucu belirli bir süre öngörmüştür.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na göre, hizmet tespiti davası, işçinin işten ayrıldığı yılın sonundan itibaren başlayarak 5 yıl içerisinde açılmalıdır. Bu 5 yıllık süre, bir hak düşürücü süredir. Yani bu süre geçtikten sonra dava açılırsa, mahkeme davanın esasına girmeden, sırf süre geçtiği için davayı usulden reddedecektir. Örneğin, 15 Mayıs 2018 tarihinde sigortasız çalıştığı işyerinden ayrılan bir işçi için 5 yıllık süre, o yılın sonu olan 31 Aralık 2018’den itibaren işlemeye başlar ve 31 Aralık 2023 tarihinde sona erer.
Ancak bu 5 yıllık hak düşürücü sürenin işlemediği, yani istisna kabul edilen bazı kritik durumlar vardır. Eğer işveren, işçi için SGK’ya “işe giriş bildirgesi” vermiş ancak çalışma sürelerini bildirmemiş veya primleri ödememişse, bu durumda SGK işçinin o işyerinde çalışmaya başladığından haberdar demektir. Kurumun kayıtlarına intikal etmiş bir belgenin varlığı halinde, 5 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaz. Aynı şekilde, SGK müfettişleri veya denetmenleri tarafından yapılan bir denetimde işçinin çalışması tespit edilmişse ya da asgari işçilik incelemelerinde işçinin o işyerinde çalıştığına dair emareler bulunmuşsa, yine zamanaşımı ve hak düşürücü süre kuralları işletilmez. İşçi, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin hizmet tespiti davası açabilir.
Sigortasız Çalıştığımı Nasıl İspat Ederim? (Delil Türleri)
Hizmet tespiti davası süreçlerinde en büyük zorluk genellikle ispat aşamasında yaşanır. İşverenler kayıt dışı çalıştırdıkları işçilere dair resmi bir belge bırakmamaya özen gösterirler. Ancak hukuk sistemi, işçinin fiili çalışmasını ispatlayabilmesi için pek çok esnek delil türüne izin vermektedir. “Benim elimde hiçbir resmi sözleşme yok, nasıl ispat edeceğim?” şeklindeki endişeler genellikle yersizdir. Kamu düzenine ilişkin bu davalarda her türlü delil ile ispat mümkündür.
En güçlü ve yaygın delil türü tanık beyanlarıdır. Ancak hizmet tespiti davalarında mahkemenin itibar edeceği tanıkların belirli niteliklere sahip olması gerekir. Kural olarak, tanıkların işçinin çalıştığı dönemde aynı işyerinde SGK’lı olarak (resmi kayıtlı) çalışan kişiler olması beklenir. Eğer aynı işyerinden tanık bulunamıyorsa, o işyerine komşu olan, aynı sokakta veya binada bulunan diğer işyerlerinin SGK’lı çalışanları veya işverenleri de (komşu işyeri tanığı) dinletilebilir. Mahkeme, bu tanıkların gerçekten o dönemde orada çalışıp çalışmadığını SGK kayıtlarından teyit eder. Akraba veya sadece dışarıdan olayı duyan kişilerin tanıklığı bu davalarda genellikle tek başına yeterli kabul edilmez.
Yazılı deliller de ispat gücü en yüksek araçlardır. Bunlar arasında en yaygın olanı, maaş ödemelerinin yapıldığı banka dekontlarıdır. İşveren, maaşı banka üzerinden gönderirken açıklama kısmına “maaş, avans, harcırah” gibi ibareler yazmışsa veya her ay düzenli olarak aynı tarihlerde belirli tutarlarda para transferi yapılmışsa, bu durum aradaki iş ilişkisinin çok güçlü bir kanıtıdır.
Bunun dışında; işyerine ait antetli kağıtlarla yapılmış yazışmalar, işçinin imzasını taşıyan teslimat fişleri, kargo alındı belgeleri, irsaliyeler, işyeri için kullanılan kurumsal e-posta adresi ve bu adresten yapılan yazışmalar, Whatsapp gruplarındaki iş odaklı konuşmalar ve talimatlar, işyerine giriş çıkışlarda kullanılan personel kartları, nöbet çizelgeleri, iş elbisesi ile işyerinde çekilmiş fotoğraflar ve video kayıtları da işçi hakları kapsamında fiili çalışmayı ispatlamak için kullanılabilecek geçerli delillerdir. Mahkeme tüm bu delilleri bir bütün olarak değerlendirerek işçinin o işyerinde çalışıp çalışmadığına kanaat getirir.
Arabuluculuk Süreci Zorunlu mudur?
Türkiye’de iş hukuku uyuşmazlıklarında dava açmadan önce arabuluculuk süreci kural olarak dava şartı haline getirilmiştir. Yani işçi, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti gibi işçilik alacakları veya işe iade talebi için doğrudan mahkemeye gidemez; öncelikle arabulucuya başvurmak zorundadır.
Ancak hizmet tespiti davası bu kuralın en büyük ve en önemli istisnasıdır. Sigortasız çalıştırılan sürelerin tespiti, kişilerin sosyal güvenlik haklarını ilgilendiren ve doğrudan kamu düzenine ilişkin bir konudur. Sosyal güvenlik haklarından feragat edilemez ve bu haklar pazarlık konusu yapılamaz. Bu nedenle, hizmet tespiti davalarında arabuluculuğa başvuru zorunluluğu yoktur; hatta arabuluculuk yoluyla hizmet tespiti yapmak kanunen yasaktır. Taraflar arabulucuda anlaşıp “şu kadar süre sigortasız çalıştım, kabul ediyoruz” diyemezler, bu anlaşma SGK’yı bağlamaz.
Bununla birlikte, sigortasız çalışan işçi hem hizmet tespiti yaptırmak hem de kıdem tazminatı ve diğer maddi alacaklarını talep etmek istiyorsa süreç ikiye ayrılır. İşçi, maddi alacakları (tazminat, mesai, vb.) için zorunlu olarak arabulucuya başvuracak, anlaşma sağlanamaması halinde alacak davası açacaktır. Sigortalılığın tespiti için ise doğrudan iş mahkemesinde hizmet tespiti davası açacaktır. Uygulamada genellikle, alacak davasına bakan mahkeme, hizmet tespiti davasının sonucunu “bekletici mesele” yapar. Yani öncelikle işçinin sigortasız çalıştığı sürelerin mahkeme kararıyla kesinleşmesini bekler, ardından bu kesinleşen sürelere göre işçinin tazminat ve alacaklarını hesaplayarak karara bağlar.
Sigortasız Çalışan İşçi Kıdem Tazminatı Alabilir mi?
İş hayatında en çok sorulan sorulardan biri olan “Sigortasız çalıştırılan kişi tazminat alabilir mi?” sorusunun cevabı kesinlikle evettir. Kıdem tazminatı hesaplama ve hak etme koşulları İş Kanunu’nda açıkça belirtilmiştir ve bu koşullar arasında “SGK’lı olmak” gibi bir şart bulunmamaktadır. Kanun, “işçinin” haklarından bahseder. İşçi vasfı, fiilen çalışmaya başlamakla kazanılır.
Bir işçinin kıdem tazminatı alabilmesi için aynı işverene bağlı olarak en az 1 (bir) tam yıl fiilen çalışmış olması gerekir. İşçi, 1 yıldan uzun süre sigortasız çalışmış olsa bile bu tazminata hak kazanır. Ancak tazminatın alınabilmesi için iş sözleşmesinin kanunda belirtilen haklı veya geçerli nedenlerle sona ermiş olması şarttır.
Eğer işveren işçiyi haksız yere işten çıkarırsa, işçi kıdem tazminatını talep edebilir. Eğer işçi kendi isteğiyle işten ayrılacaksa, yukarıda da detaylıca açıklandığı üzere, ayrılma gerekçesi olarak “sigortasının yapılmamasını veya eksik yatırılmasını” öne sürerek iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmelidir. Bu şekilde yapılan bir fesih, işçiye kendi isteğiyle ayrılmış olsa dahi kıdem tazminatı hakkı verir.
Ancak uygulamada, işveren sigortasız çalıştırdığı işçinin varlığını inkar edeceği için, doğrudan işverenden tazminat talep etmek genellikle sonuçsuz kalır. Bu noktada işçinin yapması gereken şey, arabuluculuk sürecini tüketmek ve ardından iş mahkemesinde alacak davası ile birlikte hizmet tespiti davası açarak, fiili çalışmasını ve çalışma süresini mahkeme önünde kanıtlamaktır. Mahkeme süreyi tespit ettikten sonra, bilirkişi marifetiyle kıdem tazminatı hesaplama işlemi yapılacak ve işverenin bu tutarı yasal faiziyle birlikte ödemesine hükmedilecektir.
İşverenin Sigortasız İşçi Çalıştırma Cezaları
Devlet, kayıt dışı istihdamla mücadele etmek ve sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla sigortasız işçi çalıştıran işverenlere çok ağır yaptırımlar öngörmüştür. Sigortasız çalıştım ne yapmalıyım diyerek hak arama mücadelesine giren bir işçi, aslında işverenin ciddi idari ve mali cezalarla karşı karşıya kalmasını da sağlamış olur.
Bir işverenin işçiyi SGK’ya hiç bildirmeden çalıştırdığının kurum denetmenleri veya mahkeme kararı ile tespit edilmesi halinde uygulanacak yaptırımlar çok boyutludur:
İlk olarak, işe giriş bildirgesinin verilmemesi, aylık prim ve hizmet belgelerinin kuruma verilmemiş olması nedenleriyle her bir ay ve her bir belge için ayrı ayrı olmak üzere yüksek tutarlarda İdari Para Cezaları (İPC) kesilir. Bu cezalar, asgari ücretin katları şeklinde hesaplandığı için, geriye dönük uzun süreli sigortasız çalıştırmalarda işverenin ödeyeceği idari para cezası devasa boyutlara ulaşabilir.
İkinci olarak, işçinin sigortasız çalıştırıldığı tüm aylara ait SGK primleri (hem işçi hem de işveren payı), gecikme zammı ve gecikme cezası ile birlikte işverenden tahsil edilir. Bu durum, işverenin “sigorta primi ödemeyerek tasarruf ettim” düşüncesini tamamen boşa çıkarır ve çok daha ağır bir maliyetle karşılaşmasına neden olur.
Üçüncü ve işverenler için genellikle en yıkıcı yaptırım ise devlet teşviklerinin iptalidir. Sosyal güvenlik sistemimizde, düzenli prim ödeyen ve kayıtlı istihdam sağlayan işverenlere çok çeşitli prim indirimleri ve teşvikler (örneğin 5 puanlık prim indirimi) sunulmaktadır. Bir işyerinde sadece bir tek işçinin bile sigortasız (kayıt dışı) çalıştırıldığının tespit edilmesi halinde, işveren o ayki tüm teşviklerini kaybeder ve kanunda belirtilen süreler boyunca (genellikle 1 yıl) hiçbir devlet teşvikinden faydalanamaz. Kurumsal firmalar için bu teşvik kayıpları, kesilen idari para cezalarından bile çok daha yüksek maliyetlere tekabül edebilir.
Kısmi Zamanlı (Part-Time) ve Deneme Süresinde Sigortasız Çalıştırma
İş hayatında sıklıkla karşılaşılan ve yanlış bilinen iki büyük efsane vardır: “Part-time çalışanlara sigorta yapılmaz” ve “Deneme süresinde sigorta zorunlu değildir”. Bu iki algı da hukuken tamamen yanlıştır ve işverenlerin başvurduğu bahanelerden ibarettir.
Kısmi süreli (part-time) çalışma, işçinin haftalık çalışma süresinin, tam süreli emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlendiği bir çalışma modelidir (genellikle haftalık 30 saatin altı). Ancak bu durum, işçinin sigortasız çalıştırılabileceği anlamına gelmez. Part-time çalışan bir işçinin de işe başladığı gün itibarıyla SGK girişinin yapılması zorunludur. Tek fark, primlerin tam ay (30 gün) üzerinden değil, işçinin o ay içinde fiilen çalıştığı saatlerin güne çevrilmesiyle elde edilen gün sayısı üzerinden ödenmesidir. Örneğin ayda toplam 75 saat çalışan bir part-time işçinin, o ay için 10 günlük SGK priminin yatırılması gerekir. Eksik yatırılması veya hiç yatırılmaması tam bir yasa ihlalidir.
Diğer bir konu ise deneme süresi kavramıdır. İş Kanunu, taraflara birbirlerini tanımaları için iş sözleşmelerine en fazla 2 aylık (toplu iş sözleşmelerinde 4 aya kadar çıkabilir) bir deneme süresi koyma hakkı tanır. Ancak deneme süresi, işçiyi “sigortasız deneme” süresi değildir. İşçi, deneme süresi için işe başladığı ilk gün SGK’ya bildirilmek zorundadır. Deneme süresinin tek esprisi, bu süre zarfında tarafların sözleşmeyi önceden bildirim yapmaksızın ve ihbar tazminatı ödemeksizin feshedebilmesidir. Yani deneme süresi, tazminatsız fesih hakkı verir, sigortasız çalıştırma hakkı vermez. “Seni bir ay deneyelim, memmun kalırsak sigortanı yaparız” diyen bir işveren, açıkça suç işlemektedir ve işçi bu durumu ALO 170 veya iş mahkemesi aracılığıyla şikayet konusu yapabilir.
Yabancı Uyruklu İşçilerin Sigortasız Çalıştırılması
Türkiye’de yabancı uyruklu kişilerin çalıştırılabilmesi, Uluslararası İşgücü Kanunu kapsamında özel şartlara ve çalışma iznine bağlanmıştır. Bir işverenin yabancı bir işçiyi çalıştırabilmesi için öncelikle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan o kişi adına çalışma izni alması, ardından da SGK girişini yapması şarttır.
Yabancı işçilerin kayıt dışı (kaçak) olarak sigortasız çalıştırılması, Türk vatandaşlarının sigortasız çalıştırılmasına kıyasla çok daha ağır yaptırımlara tabidir. Yabancı uyruklu kişiyi çalışma izni olmadan ve sigortasız çalıştıran işverenlere, her bir yabancı işçi için çok yüksek meblağlarda idari para cezası kesilir. Aynı zamanda bu durumun tespiti halinde, kaçak çalışan yabancı işçi sınır dışı (deport) edilmek üzere yetkili makamlara teslim edilir ve sınır dışı masrafları da işverenden tahsil edilir. Yabancı işçiler de tıpkı Türk vatandaşları gibi, fiilen çalıştıkları ancak sigortalarının yapılmadığı dönemler için, çalışma izni olup olmadığına bakılmaksızın, hukuki yollara başvurarak alacaklarını (ücret, fazla mesai vb.) talep etme hakkına sahiptirler.
Emekli Olduğu Halde Sigortasız (SGDP Ödenmeden) Çalışanlar
Emekli olduktan sonra çalışma hayatına devam etmek isteyen kişilerin durumu da ayrı bir hukuki düzenlemeye tabidir. Emekli bir kişi yeniden çalışmaya başladığında, eğer emekli maaşının kesilmesini istemiyorsa, işverenin bu kişi için “Sosyal Güvenlik Destek Primi (SGDP)” ödeyerek SGK girişini yapması gerekir.
Bazı durumlarda emekli işçiler, “zaten emekliyim, maaşımdan kesinti olmasın veya işverene maliyet olmasın” düşüncesiyle sigortasız (kayıt dışı) çalışmaya razı olabilmektedir. Ancak işverenin emekli işçiyi SGDP ödemeksizin kayıt dışı çalıştırması da tıpkı normal bir işçiyi sigortasız çalıştırması gibi yasadışıdır. Bu durum tespit edildiğinde işverene yine idari para cezaları ve prim cezaları uygulanır. Emekli işçi açısından da durum risklidir; iş kazası geçirmesi halinde SGK’nın sağlayacağı imkanlardan yararlanması zorlaşır. Ayrıca emekli işçi de sigortasız çalıştırıldığı süreler için iş ilişkisinin ispatı halinde kıdem ve ihbar tazminatı gibi haklarını talep edebilir.
Sigortasız Çalışma Sürecinde Avukat Desteğinin Önemi
Sigortasız çalıştım ne yapmalıyım sorusuna verilecek en stratejik cevaplardan biri de profesyonel hukuki destek almaktır. İş hukuku, kendi içinde sıkı şekil şartları, hak düşürücü süreler ve karmaşık Yargıtay içtihatları barındıran teknik bir alandır. Özellikle ispat yükünün büyük ölçüde işçide olduğu hizmet tespiti davaları ve alacak davaları, kendi başına yürütülmesi oldukça zorlu süreçlerdir.
İşçi, hakkını ararken yanlış bir ihtarname çekerse, haklıyken haksız duruma düşebilir ve kıdem tazminatı hakkını kaybedebilir. Dava dilekçesinde talep edilen alacak kalemlerinin eksik veya yanlış hesaplanması, tanıkların doğru yönlendirilmemesi veya delillerin usulüne uygun sunulmaması telafisi imkansız hak kayıplarına yol açar. Bu nedenle, arabuluculuk başvurusundan davanın açılmasına, delillerin toplanmasından kararın kesinleşmesine kadar geçen tüm aşamalarda alanında uzman bir iş hukuku avukatından destek almak, sürecin işçi lehine, en hızlı ve en kayıpsız şekilde sonuçlanmasını sağlayacak en önemli faktördür.
Sigortasız çalıştırılmak bir kader veya kabullenilmesi gereken bir durum değildir. Kanunlar tamamen işçinin fiili çalışmasını ve emeğini koruma üzerine inşa edilmiştir. Hakkı yenen bir çalışan olarak gerekli bilgi ve belgelere sahipseniz, korkmadan yasal yollara başvurarak hem emeğinizin karşılığı olan tazminatlarınızı alabilir hem de emekliliğiniz için kritik olan sigorta prim günlerinizin SGK kayıtlarına geçmesini sağlayabilirsiniz. Devletin sunduğu şikayet mekanizmalarını kullanmak ve akabinde yargı yoluna başvurmak, kayıt dışı istihdamla mücadelenin en güçlü adımıdır.
