Tokat’ta bulunan Gülsün Hukuk’a ait web sitesinde İşçilik Alacakları Davasında Avukat Tutmak Zorunlu mu? içeriği sizler için hazırlandı.
İş hayatı, ekonomik sistemin temel taşı olmakla birlikte, işçi ve işveren arasında zaman zaman kaçınılmaz olarak çeşitli uyuşmazlıkların doğduğu dinamik ve karmaşık bir alandır. Bir iş sözleşmesinin sona ermesi, çoğu zaman taraflar arasında dostane bir ayrılıkla sonuçlanmaz. İş sözleşmesinin haksız yere feshedilmesi, ödenmeyen maaşlar, eksik yatırılan sigorta primleri, kullandırılmayan yıllık izinler veya karşılığı verilmeyen fazla mesai çalışmaları gibi pek çok etken, işçi ile işvereni hukuki bir mücadelenin içine çeker. Bu noktada haklarını yasal yollardan aramak isteyen çalışanların aklına gelen ilk ve en kritik soru şudur: İşçilik alacakları davasında avukat tutmak zorunlu mu?
Toplumda hukuki süreçlerle ilgili dolaşan eksik veya yanlış bilgiler, hak arama hürriyetini sekteye uğratabilmekte ve telafisi imkansız maddi kayıplara yol açabilmektedir. Birçok işçi, mahkeme süreçlerinin nasıl işlediğini tam olarak bilmediği için ya hakkını aramaktan tamamen vazgeçmekte ya da kulaktan dolma bilgilerle, hukuki destek almadan süreci kendi başına yürütmeye çalışarak büyük hatalar yapmaktadır.
Türk Hukuk Sisteminde Avukatla Temsil Edilme Kuralı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve yürürlükte olan usul kanunlarımız, bireylerin hak arama hürriyetini en geniş anlamda güvence altına almıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) çerçevesinde incelendiğinde, kural olarak hukuk davalarında kişilerin kendilerini bir avukat aracılığıyla temsil ettirmeleri yönünde yasal bir zorunluluk bulunmamaktadır. Yani teknik olarak, fiil ehliyetine sahip olan her ergin birey, adliyeye giderek kendi dilekçesini yazabilir, davasını açabilir, duruşmalara bizzat katılabilir ve hakkını tek başına savunabilir.
Sadece Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK) belirtilen bazı ağır ceza gerektiren istisnai suçlamalarda sanıklar veya mağdurlar için zorunlu müdafilik (zorunlu avukat atanması) sistemi devrededir. Ancak iş hukuku, medeni hukuk veya borçlar hukuku gibi özel hukuk alanlarında devlet, vatandaşa “mutlaka bir avukatla mahkemeye gelmelisin” şeklinde bir dayatmada bulunmaz. Dolayısıyla, iş davasında avukat zorunluluğu kanuni bir metin olarak mevcut değildir.
Fakat madalyonun diğer yüzüne bakıldığında, “kanunen zorunlu olmamak” ile “fiilen ve mantıken gerekli olmak” arasında uçurumlar vardır. İş hukuku, kendi içinde son derece karmaşık hesaplamalar barındıran, sürekli değişen Yargıtay içtihatlarıyla şekillenen, katı usul kurallarına ve çok kısa itiraz sürelerine tabi olan bir hukuk dalıdır. Bu nedenle, yasal bir mecburiyet olmasa da, fiili bir gereklilik olarak iş hukuku avukatı desteği almak, davanın kazanılması için hayati bir öneme sahiptir.
İşçi ve İşveren Arasındaki Güç Dengesizliği
İş hukuku felsefesinin temelinde, ekonomik ve sosyal olarak daha zayıf konumda olan işçiyi, sermaye sahibi ve organizasyon gücünü elinde bulunduran işverene karşı korumak yatar. Kanun koyucu bu dengeyi sağlamak için işçi lehine yorum ilkesini benimsemiş olsa da, mahkeme salonlarına girildiğinde tablo değişebilir.
İşverenler, genellikle kurumsal yapılara, insan kaynakları departmanlarına, muhasebe uzmanlarına ve en önemlisi tecrübeli şirket avukatlarına veya hukuk bürolarına sahiptirler. Bir şirket, kendisine karşı açılan bir işçilik alacağı davası sürecinde hiçbir zaman savunmasız kalmaz; süreci profesyoneller aracılığıyla yürütür. İşçinin, böyle organize ve hukuki bilgi birikimi yüksek bir mekanizmaya karşı, sadece internetten indirdiği kopyala-yapıştır bir dilekçeyle ve hukuki terimlerden uzak bir savunmayla karşı koymaya çalışması, en başından eşitsiz bir mücadeleye girmesi demektir. İşçi avukatı, bu güç dengesizliğini ortadan kaldıran, tarafları mahkeme önünde eşit seviyeye getiren en önemli unsurdur.
İş Mahkemelerinden Önceki Aşama: Zorunlu Arabuluculuk (Dava Şartı)
Türk iş hukukunda son yıllarda yapılan en büyük devrimlerden biri, 1 Ocak 2018 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren “Dava Şartı Arabuluculuk” müessesesidir. Kanuna göre; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin ücreti, maaş alacakları gibi işçi ve işveren ilişkisinden kaynaklanan alacak ve tazminat talepleri ile işe iade davaları açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunludur.
Arabulucuya başvurmadan doğrudan iş mahkemesinde dava açarsanız, davanız usulden, yani “dava şartı yokluğu” nedeniyle derhal reddedilir. Bu durum büyük bir zaman kaybıdır. Arabuluculuk süreci, tarafları mahkemeye gitmeden önce bir masa etrafında toplayarak uyuşmazlığı hızlıca çözmeyi amaçlar. Ancak bu aşama, işçiler için ciddi tuzaklar da barındırabilir.
Arabuluculuk Aşamasında Avukatın Kritik Rolü
Arabuluculuk görüşmelerinde, devlet tarafından atanan tarafsız arabulucu hukuki danışmanlık yapamaz. O sadece iletişimi kolaylaştırır. İşveren tarafı toplantıya genellikle avukatıyla gelir ve hesaplamaları kendi lehine, en düşük tutardan sunar. Eğer işçinin yanında bir avukatı yoksa, masada sunulan rakamın gerçek alacağını yansıtıp yansıtmadığını bilemez. Anlık bir karar veya ihtiyacın getirdiği baskıyla, hak ettiğinin çok altında bir rakama imza atarak anlaşmayı kabul edebilir.
Hukuk sistemimizde arabuluculuk anlaşma belgesi, mahkeme kararı (ilam) niteliğindedir. Yani eğer arabulucuda anlaşmaya varıp imza atarsanız, “Ben eksik para almışım, geri kalan hakkım için mahkemeye gideyim” deme şansınız sonsuza dek ortadan kalkar. Bir iş avukatı, bu görüşmelere sizin adınıza katılır, alacak kalemlerinizi kuruşu kuruşuna, Yargıtay standartlarında hesaplar, işverenin sunduğu teklifi analiz eder ve masada hakkınızın yenmesini kesin bir şekilde engeller.
İşçilik Alacakları Nelerdir? Hangi Haklar Talep Edilebilir?
İşçilik alacakları davası açarken, neyi talep ettiğinizi hukuki temellere oturtmanız gerekir. Her alacağın doğması için kanunun aradığı farklı şartlar, farklı hesaplama yöntemleri ve farklı ispat kuralları vardır. Profesyonel hukuki destek alınmadığında, hak edilen kalemlerin dilekçeye eksik yazılması çok sık karşılaşılan bir durumdur. Hukukumuzda “taleple bağlılık ilkesi” vardır; yani hakim, siz dilekçenizde istemediğiniz sürece, hakkınız olsa bile size bir ödeme yapılmasına karar veremez.
Temel işçilik alacakları ve hukuki nitelikleri şunlardır:
1. Kıdem Tazminatı
Bir işçinin en büyük güvencesi ve en yüklü alacak kalemi genellikle kıdem tazminatı olmaktadır. Kıdem tazminatına hak kazanabilmek için işçinin o işyerinde en az 1 tam yıl çalışmış olması ve iş sözleşmesinin kanunda belirtilen haklı veya geçerli nedenlerle (işveren tarafından haksız fesih, işçi tarafından haklı nedenle fesih, askerlik, emeklilik, kadın işçinin evlenmesi vb.) sona ermesi gerekir. Kendi isteğiyle (istifa ederek) haksız bir neden olmaksızın işten ayrılan işçi kıdem tazminatı alamaz. Ancak burada çok ince bir çizgi vardır: Örneğin; maaşı elden verilen, sigortası asgari ücretten yatırılan veya fazla mesaileri ödenmeyen bir işçi istifa etmiş görünse dahi, aslında “haklı nedenle fesih” yapmıştır ve kıdem tazminatına hak kazanır. Bu hukuki nitelendirmeyi mahkemeye doğru anlatmak ancak iyi bir avukatın yapabileceği bir işlemdir.
2. İhbar Tazminatı
Belirsiz süreli iş sözleşmelerinde tarafların işi bırakmadan veya işçiyi çıkarmadan önce karşı tarafa yazılı olarak bildirimde bulunma zorunluluğu vardır. Bu sürelere “ihbar süreleri” denir ve işçinin kıdemine göre 2 hafta ile 8 hafta arasında değişir. İşveren, işçiyi derhal işten çıkarırsa ve bu sürelerin ücretini peşin ödemezse, işçi ihbar tazminatı talep edebilir. Aynı şekilde işçi de aniden işi bırakırsa işveren ihbar tazminatı isteyebilir (haklı nedenle fesih halleri hariç).
3. Fazla Mesai (Fazla Çalışma) Ücreti
Türk İş Kanunu’na göre haftalık yasal çalışma süresi en fazla 45 saattir. Bu süreyi aşan her çalışma, fazla mesai sayılır ve saatlik ücretin %50 zamlı haliyle ödenmesi zorunludur. İşverenler genellikle fazla mesai yapıldığını reddeder veya bordrolarda yasal sınırlarda gösterip elden ödeme yapmadıklarını iddia ederler. Fazla mesai alacağı davası, ispat yükü açısından en zorlu davalardan biridir ve tanık beyanlarına, işyeri giriş-çıkış kayıtlarına, puantajlara çok fazla ihtiyaç duyar.
4. Yıllık Ücretli İzin Alacağı
İşyerinde en az 1 yılını dolduran her işçinin yıllık ücretli izin hakkı doğar. İş sözleşmesi herhangi bir nedenle (haklı veya haksız fark etmez) sona erdiğinde, işçinin kullanmadığı yıllık izin günlerinin karşılığı, son brüt maaşı üzerinden kendisine peşin olarak ödenmek zorundadır. Yıllık izin hakkından vazgeçilemez ve işveren bu izinlerin kullandırıldığını yazılı belgelerle (izin defteri veya imzalı izin formu) ispatlamak zorundadır.
5. Ulusal Bayram ve Genel Tatil (UBGT) Ücretleri
İşçilerin kanunlarda belirtilen resmi bayramlarda ve genel tatillerde (23 Nisan, 1 Mayıs, 15 Temmuz, 29 Ekim, Ramazan ve Kurban bayramları vb.) kural olarak çalışmama hakkı vardır. Eğer işveren işçiyi bu günlerde çalıştırırsa, o günün yevmiyesini bir kat fazlasıyla (yani bir günlük normal ücretine ilaveten bir günlük daha ücret) ödemek zorundadır.
6. Hafta Tatili Ücreti
Haftada en az bir gün (kesintisiz 24 saat) işçiye dinlenme izni verilmesi anayasal bir haktır. Hafta tatilinde çalıştırılan işçiye de yine o günün ücreti zamlı olarak ödenmelidir.
İş Davalarında İspat Yükü ve Delil Toplama Sürecinin Karmaşıklığı
Hukukta çok bilinen bir kaide vardır: “Haklı olmak yetmez, haklı olduğunu kanıtlamak gerekir.” İşçi alacağı davası süreçlerinde tarafların iddialarını nasıl ispatlayacağı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Yargıtay kararları ile sıkı kurallara bağlanmıştır.
Bir işçi, fazla mesai yaptığını, bayramlarda çalıştığını veya maaşının elden verildiğini (gerçek ücretinin bordrodakinden yüksek olduğunu) iddia ediyorsa, bunu ispatlamakla yükümlüdür. İşveren ise maaşları, fazla mesaileri ve kıdem tazminatını ödediğini ispatlamak zorundadır. İşverenin ispat araçları genellikle banka dekontları, imzalı maaş bordroları, ibranameler ve puantaj kayıtları gibi yazılı belgelerdir.
Tanık (Şahit) Dinletme ve Husumetli Tanık Problemi
İşçiler, ellerinde genellikle yazılı belge (işyeri içindeki kameralar, vardiya listeleri onlarda kalmadığı için) bulunmadığından, iddialarını çoğunlukla tanık beyanları ile ispatlamaya çalışırlar. Ancak iş mahkemelerinde her tanığın beyanı hükme esas alınmaz. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, işçinin tanığının bizzat o işyerinde, aynı dönemde çalışmış bir kişi olması şarttır. Dışarıdan bir komşu veya aile üyesinin “ben onun çok geç saatlere kadar çalıştığını biliyorum” demesi hukuken geçerli bir ispat aracı sayılmaz.
Bunun yanı sıra “husumetli tanık” kavramı çok kritiktir. Eğer sizin lehinize şahitlik yapacak olan iş arkadaşınızın da aynı işverene karşı açmış olduğu bir davası varsa, bu tanık “husumetli tanık” kabul edilir. Yargıtay, işverene dava açmış bir tanığın, intikam duygusuyla veya kendi davasına emsal teşkil etmesi amacıyla yalan söyleyebileceği ihtimalini göz önüne alarak, husumetli tanıkların beyanlarını tek başına yeterli delil olarak kabul etmemektedir. Bu tür hukuki incelikleri bilmeyen bir işçinin, davasını kendi başına yürütürken doğru tanıkları seçmesi, onları mahkemede doğru sorularla yönlendirmesi neredeyse imkansızdır. Bir avukat, hangi delilin hukuken geçerli olduğunu, hangi tanığın davanın seyrini olumlu yönde değiştireceğini bilerek strateji kurar.
Basit Yargılama Usulü, Katı Süreler ve Ön İnceleme Aşaması
İş mahkemelerinde davalar, hukukun genel yapısındaki “yazılı yargılama” yerine basit yargılama usulü ile görülür. Basit yargılama usulünün amacı, işçi alacaklarının en kısa sürede karara bağlanmasıdır. Ancak bu “basitlik”, hukuki prosedürlerin kolay olduğu anlamına gelmez; tam aksine, sürelerin çok daha kısa ve katı olduğu anlamına gelir.
Dava dilekçenizi mahkemeye sunduktan sonra, karşı taraf (işveren) buna bir cevap dilekçesi yazar. Yazılı yargılamada karşılıklı ikişer dilekçe hakkı varken, basit yargılamada davacının dava dilekçesi ve davalının cevap dilekçesi ile dilekçeler aşaması tamamlanır. Sonradan aklınıza gelen bir iddiayı veya delili dosyaya ekleme hakkınız çok kısıtlıdır.
Ön inceleme duruşması, davanın kaderini belirleyen en önemli aşamadır. Hâkim, tarafları uzlaşmaya davet eder, uzlaşma olmazsa uyuşmazlık konularını tek tek tespit eder. İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı, bu aşamada devreye girer. Avukatsız yürütülen davalarda, işçiler genellikle ön inceleme duruşmasının önemini kavrayamaz ve hukuki haklarının kısıtlanmasına neden olacak usul hataları yaparlar.
Bilirkişi Raporları: Davanın Kaderini Belirleyen Matematik
İş mahkemesi hakimleri hukukçudur; muhasebeci veya finans uzmanı değildirler. Bu nedenle, tarafların delilleri toplandıktan ve tanıklar dinlendikten sonra dosya, alacakların kuruşu kuruşuna hesaplanması için iş hukuku alanında uzman bir bilirkişiye gönderilir. Bilirkişi, mahkemenin çizdiği çerçevede, sunulan delillere, tanık beyanlarına, işçinin kıdemine ve brüt maaşına göre devasa bir hesaplama tablosu çıkarır.
Bu rapor mahkemeye ulaştığında taraflara tebliğ edilir. İşte sürecin en tehlikeli virajlarından biri burasıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre, bilirkişi raporuna itiraz etmek için sadece iki haftalık (14 gün) kesin bir süre bulunmaktadır. Eğer rapor elinize ulaştıktan sonra 14 gün içinde, rapordaki matematiksel hatalara, dışlanan delillere veya yanlış hesaplanan faiz türlerine hukuki bir dille itiraz etmezseniz, o rapor sizin aleyhinize kesinleşir.
Bir vatandaşın, 20-30 sayfalık, içinde giydirilmiş brüt ücret, yasal kesintiler, net ücret, en yüksek mevduat faizi, yasal faiz, takdiri indirim (hakkaniyet indirimi) gibi son derece teknik terimlerin bulunduğu bir raporu inceleyip, hatayı bulması ve buna yasal süresi içinde, Yargıtay kararlarına atıf yaparak itiraz dilekçesi hazırlaması beklenemez. Avukatlar, bilirkişi raporlarını kendi programları ile milimi milimine kontrol eder, en ufak bir eksiklikte ek rapor alınmasını veya yeni bir bilirkişi heyetine dosyanın gönderilmesini talep ederler.
Islah ve Bedel Artırımı İşlemi: Geri Dönüşü Olmayan Tek Kurşun
İş davaları genellikle “belirsiz alacak davası” veya “kısmi dava” türünde açılır. Yani davayı açarken “Benim 100.000 TL alacağım var” demezsiniz. Çünkü o an net tutarı bilemezsiniz. Bunun yerine, “Şimdilik 1.000 TL kıdem tazminatı, 500 TL fazla mesai talep ediyorum” diyerek davayı başlatırsınız.
Bilirkişi raporu gelip, kesin alacağınız örneğin 150.000 TL olarak hesaplandığında, mahkemeye bir dilekçe vererek baştaki talebinizi bu rakama yükseltmeniz gerekir. Hukukta buna ıslah veya bedel artırımı denir. Islah işlemi, bir dava boyunca sadece bir kez yapılabilir. Eğer raporda hata varsa ve siz itiraz etmeden dosyayı ıslah ederseniz, sonradan “pardon, rakam yanlışmış” diyerek ikinci bir düzeltme yapamazsınız. Eksik kalan hakkınız sonsuza dek yanar. Islah dilekçesinin zamanında verilmesi, harcının doğru yatırılması ve faiz başlangıç tarihlerinin (temerrüt tarihleri) doğru belirtilmesi tamamen profesyonel hukuki bilgi gerektirir.
Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler: Zamanın Acımasızlığı
Haklı olmak, o hakkı sonsuza kadar talep edebileceğiniz anlamına gelmez. Hukukta zaman aşımı, uyuşmazlıkların sonsuza dek sürüncemede kalmasını engellemek için konulmuş katı bir kuraldır. İşçilik alacakları zamanaşımı süreleri, 2017 yılında yapılan büyük bir yasa değişikliği ile önemli ölçüde revize edilmiştir.
25 Ekim 2017 tarihinden önce işten ayrılanlar için kıdem ve ihbar tazminatı zamanaşımı süresi 10 yıl iken, bu tarihten sonra iş sözleşmesi feshedilenler için kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ve kötüniyet tazminatı gibi alacaklarda zamanaşımı süresi 5 yıla indirilmiştir. Fazla mesai, hafta tatili, genel tatil ve maaş (ücret) alacaklarında ise zamanaşımı öteden beri zaten 5 yıldır.
Ancak ücret niteliğindeki alacaklarda (fazla mesai gibi) bu 5 yıllık süre, sözleşmenin bitiminden itibaren değil, o ücretin hak edildiği aydan itibaren işlemeye başlar. Yani davanızı ne kadar geç açarsanız, geriye dönük talep edebileceğiniz fazla mesai aylarınız da o kadar zaman aşımına uğrayarak silinir.
Ayrıca, işe iade davalarında fesih bildiriminden itibaren sadece 1 ay (30 gün) içinde arabulucuya başvurma zorunluluğu gibi çok daha kısa, “hak düşürücü” süreler vardır. Hak düşürücü süreyi 1 gün bile kaçırsanız, davanız esasa girilmeden reddedilir. Sürelerin takibi, bir avukatın en temel görevidir. Kendi davasını takip eden kişiler genellikle bu süreleri kaçırarak haklarını tamamen kaybetmektedirler.
Davayı Kaybetmenin Ağır Maddi Sonuçları: Karşı Vekalet Ücreti
Avukat tutmak maliyetli bir iş gibi görünebilir. Birçok çalışan, “Zaten işten çıkarıldım, param yok, bir de avukata nasıl para vereyim?” düşüncesiyle süreci tek başına yönetmeye kalkışır. (Avukatlık Kanunu gereği avukatların ücretsiz dava alması yasaktır; her yıl belirlenen asgari ücret tarifesine uymak ve davanın kazanılması halinde hükmedilen miktarın belirli bir yüzdesini almak üzerine anlaşmalar yapılır.)
Ancak asıl büyük maliyet, avukat tutmamaktan kaynaklanan hatalarla davanın kaybedilmesidir. Eğer siz 100.000 TL’lik bir dava açar ve usul hataları, ispat yetersizliği veya zamanaşımı nedeniyle davayı tamamen veya kısmen kaybederseniz, mahkeme sizi haksız bulduğu miktar üzerinden karşı tarafın (işverenin) avukatına bir ücret ödemeye mahkum eder. Buna “Karşı Taraf Vekalet Ücreti” denir.
Örneğin; fazla mesai yapmadığınız halde sırf işverene kızgınlıktan yüksek miktarlı bir fazla mesai alacağı talep ettiniz ve ispatlayamadınız. Reddedilen bu miktar üzerinden işverenin avukatına binlerce lira vekalet ücreti, mahkeme harçları ve bilirkişi masrafları ödemek zorunda kalırsınız. Bazen işçiler, haklı oldukları bir davada bile dilekçe yanlışlıkları yüzünden taleplerinin reddedilmesi sonucu, alacak beklerken borçlu çıkabilmektedir. Bir uzman avukat, davanın başında risk analizini yapar, ispatlanamayacak uçuk talepleri törpüler, kazanılma ihtimali olan gerçekçi kalemler üzerinden davayı açarak sizi bu ağır masraf yükünden korur.
İşçi Avukatının Psikolojik ve Stratejik Önemi
Bir davanın tarafı olmak, özellikle işsiz kalınan ve ekonomik kaygıların zirveye çıktığı bir dönemde inanılmaz derecede yıpratıcı bir süreçtir. Mahkeme koridorlarının gergin atmosferi, hâkimin hukuki terimlerle dolu soruları, eski işverenle veya yöneticilerle duruşma salonunda yüz yüze gelmenin yarattığı psikolojik baskı, sıradan bir insanın sakin kalarak sağlıklı düşünmesini engeller.
Bu süreçte iş hukuku avukatı sadece kanun maddelerini bilen bir temsilci değil; aynı zamanda sizin adınıza tüm stresi üstlenen, işveren tarafının yapabileceği psikolojik baskılara ve hukuki hilelere karşı bir kalkan görevi gören profesyonel bir savunucudur. Siz iş arayışınıza, ailenize ve yeni hayatınıza odaklanırken; avukatınız UYAP (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi) üzerinden dosyanızı gün gün takip eder, duruşmalara sizin yerinize girer (istisnai durumlar hariç sizin duruşmaya gelmenize gerek kalmaz) ve haklarınızı en üst düzeyde korur.
Ayrıca, dava sürecinde işveren tarafından gelebilecek olası bir “sulh (anlaşma)” teklifi durumunda, rakamın adil olup olmadığını, faizlerin ve masrafların teklife dahil edilip edilmediğini hesaplayarak sizin menfaatinize en uygun stratejiyi belirler.
Teoride Serbest, Pratikte Zorunlu Bir İhtiyaç
Anayasamız ve Hukuk Muhakemeleri Kanunumuz ışığında, işçilik alacakları davasında avukat tutmak zorunlu mu? sorusunun kesin ve yasal cevabı “Hayır, zorunlu değildir” şeklindedir. Adliyeler tüm vatandaşlara açıktır ve kendi davanızı bizzat yürütebilirsiniz.
Ancak, iş hukukunun sürekli değişen mevzuatı, Yargıtay’ın ilke kararları, ispat hukukunun katı kuralları, bilirkişi raporlarının teknik matematiği ve telafisi olmayan kısa hak düşürücü süreler göz önüne alındığında, bu sürecin tek başına yürütülmesi tabiri caizse mayın tarlasında gözü kapalı yürümeye benzer. İşverenlerin arkalarındaki güçlü hukuk ordusuna karşı, elinde sadece bir kağıt ve kalemle hak arayan bir işçinin başarı şansı istatistiksel olarak yok denecek kadar azdır.
Bu nedenle, alınteri dökerek kazandığınız ve ailenizin rızkı olan kıdem tazminatınızın, yıllarca çektiğiniz yorgunluğun karşılığı olan fazla mesailerinizin usul hatalarına kurban gitmemesi için; teorik olan özgürlüğünüzü bir kenara bırakıp, pratiğin acımasız gerçekliğini kabul etmelisiniz. Bir davanın en iyi yatırımı, alanında uzman, tecrübeli ve güvenilir bir iş avukatı ile yola çıkmaktır. Unutulmamalıdır ki; hukuk uyuyanları veya usulü bilmeyenleri değil, haklarını kurallarına uygun olarak, doğru zamanda ve doğru profesyonellerle arayanları korur.
