Tokat’taki Gülsün Hukuk web sitesinde Kambiyo Senedinde (Çek, Bono) Bedelsizlik İddiası ve Menfi Tespit Davası konusu ele alınmıştır.

Kambiyo Senedinde (Çek, Bono) Bedelsizlik İddiası ve Menfi Tespit Davası

Ticari hayatta ödeme ve teminat aracı olarak yaygın biçimde kullanılan çek ve bono, belirli şekil şartlarına bağlı kambiyo senetleridir. Kambiyo senetleri tedavül kabiliyetleri, şekle sıkı sıkıya bağlı olmaları ve temel borç ilişkisinden belirli ölçüde bağımsız bir hak yaratmaları nedeniyle sıradan borç belgelerinden farklı bir hukuki rejime tabidir. Bununla birlikte bir çek veya bononun düzenlenmiş olması, senette yazılı borcun her durumda gerçekten mevcut olduğu anlamına gelmez. Senedin düzenlenmesine neden olan temel alacağın hiç doğmaması, geçersiz olması, sona ermesi, ödenmesi veya senedin belirli bir amaçla verilip bu amacın gerçekleşmemesi durumlarında kambiyo senedinde bedelsizlik iddiası gündeme gelebilir.

Özellikle ticari ilişkilerde mal teslimi yapılmadan verilen bonolar, gerçekleşmesi beklenen bir sözleşmenin teminatı olarak düzenlenen senetler, karşılığı daha önce ödenmiş çekler veya temel ilişkiden kaynaklanan borcun hiç doğmadığı hâllerde takibe konulan kambiyo senetleri önemli uyuşmazlıklara yol açmaktadır.

Bu tür durumlarda borçlu, şartları bulunuyorsa menfi tespit davası açarak kambiyo senedinden dolayı borçlu olmadığının mahkeme tarafından tespit edilmesini talep edebilir.

Menfi tespit davasının temel düzenlemesi 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde yer almaktadır. İlgili hükme göre borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını tespit ettirmek amacıyla menfi tespit davası açabilir.

Ancak çek veya bono bedelsizliği nedeniyle menfi tespit davası, yalnızca “bu senet bedelsizdir” şeklindeki bir iddiadan ibaret değildir. Kambiyo senetlerinin soyutluk ilkesi, kişisel def’ilerin üçüncü kişilere karşı ileri sürülmesindeki sınırlamalar, ispat yükü, yazılı delille ispat kuralları ve senedin kim tarafından elde tutulduğu gibi birçok unsur davanın sonucunu doğrudan etkileyebilir.

Bu nedenle kambiyo senedi nedeniyle borçlu olmadığını ileri süren kişinin öncelikle temel hukuki ilişkiyi, senedin verilme nedenini ve senedin mevcut hamile nasıl geçtiğini doğru şekilde değerlendirmesi gerekir.

Kambiyo Senedi Nedir?

Kambiyo senetleri, kanunda öngörülen şekil şartlarını taşıyan ve belirli bir para borcunu temsil eden kıymetli evrak türleridir. Türk Ticaret Kanunu sisteminde poliçe, bono ve çek kambiyo senetleri arasında yer almaktadır.

Uygulamada en sık karşılaşılan iki tür bono ve çektir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 776. maddesine göre bononun, diğer unsurların yanında senet metninde bono veya emre yazılı senet ibaresini, kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadini, lehtarın adını, düzenlenme tarihini ve düzenleyenin imzasını içermesi gerekir.

Çekin unsurları ise TTK m.780’de düzenlenmektedir. Çekte diğer unsurların yanı sıra “çek” kelimesi, kayıtsız ve şartsız belirli bir bedelin ödenmesine yönelik havale, muhatap, düzenlenme tarihi ve yeri ile düzenleyenin imzasının bulunması gerekir. Kanunda ayrıca seri numarası ve karekod gibi unsurlara da yer verilmiştir.

Kambiyo senedinin şeklen geçerli olması ile senedin dayandığı temel borç ilişkisinin gerçekten mevcut olması ise birbirinden farklı konulardır. Bedelsizlik uyuşmazlıklarının temelinde de bu ayrım bulunmaktadır.

Kambiyo Senedinde Bedelsizlik Nedir?

Kambiyo senedinde bedelsizlik, senedin düzenlenmesine yol açan temel alacağın hiç mevcut olmaması veya sonradan ortadan kalkması anlamında kullanılmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bedelsizliği, kambiyo senedinin oluşturulmasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmaması şeklinde açıklamaktadır. Temel alacak geçersiz veya sona ermişse kambiyo taahhüdünün bedelsizliğinden söz edilebilir.

Örneğin bir şirketin belirli malların teslimi karşılığında ileri tarihli bono verdiğini düşünelim. Satıcı malları hiç teslim etmez ve buna rağmen bonoyu tahsil etmek isterse, temel ilişkinin özelliklerine göre bononun bedelsiz kaldığı iddia edilebilir.

Benzer şekilde belirli bir sözleşmenin teminatı amacıyla teslim edilen çek, teminat altına alınan risk hiç gerçekleşmediği hâlde tahsile konulursa çek bedelsizliği ve teminat amacı tartışması ortaya çıkabilir.

Bedelsizlik tam olabileceği gibi kısmi de olabilir.

Örneğin senet belirli bir üst limite kadar doğabilecek borçların teminatı amacıyla düzenlenmiş ancak temel ilişkiden daha düşük miktarda borç doğmuşsa, koşulları bulunması hâlinde senedin kalan bölümünün kısmen bedelsiz olduğu ileri sürülebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da temel alacak senetteki miktardan daha az doğmuşsa kısmi bedelsizliğin söz konusu olabileceğini kabul etmektedir.

Çek ve Bonoda Bedelsizlik Hangi Durumlarda Gündeme Gelebilir?

Çek veya bonoda bedelsizlik iddiası çok farklı maddi olaylardan kaynaklanabilir. Her uyuşmazlık kendi özelliklerine göre değerlendirilmekle birlikte uygulamada bazı durumlarla daha sık karşılaşılmaktadır.

Bunlardan ilki, kambiyo senedinin karşılığında gerçekleştirilmesi gereken edimin hiç yerine getirilmemesidir.

Mal teslimi için verilen bono karşılığında mal teslim edilmemesi veya hizmet karşılığı verilen çek bakımından hizmetin hiç sunulmaması örnek gösterilebilir.

İkinci durum, temel borcun sonradan sona ermesidir. Borcun başka bir ödeme aracıyla tamamen ödenmesi, ibra edilmesi veya geçerli başka bir sona erme sebebinin gerçekleşmesi hâlinde senedin tahsile konulması bedelsizlik tartışmasına yol açabilir.

Bir başka önemli kategori teminat amacıyla verilen çek ve bonolardır. Taraflar gelecekte doğması muhtemel bir borcun veya sözleşmeden kaynaklanabilecek belirli bir riskin teminatı amacıyla kambiyo senedi düzenleyebilir. Teminat altına alınan borç hiç doğmaz veya güvence altına alınan risk gerçekleşmezse senedin tahsile konulmasına karşı bedelsizlik iddiası ileri sürülebilir.

Temel ilişkinin geçersiz olması, sözleşmenin belirli hukuki sebeplerle hüküm ifade etmemesi veya senedin kullanım amacının ortadan kalkması da koşullarına göre bedelsiz senet iddiasının temelini oluşturabilir.

Ancak temel ilişkide bir uyuşmazlık bulunması tek başına çekin veya bononun kendiliğinden hükümsüz hâle geldiği anlamına gelmez.

Kambiyo Senetlerinde Soyutluk İlkesi Nedir?

Kambiyo senetlerinin mücerretliği veya soyutluğu, bedelsizlik uyuşmazlıklarının anlaşılması bakımından temel kavramlardan biridir.

Çek veya bono genellikle bir temel ilişki nedeniyle düzenlenir. Bu temel ilişki satış, eser, hizmet, kredi, ödünç, ortaklık ilişkisi veya başka bir borç ilişkisi olabilir.

Ancak kambiyo senedinden doğan hak, belirli koşullarda temel ilişkiden bağımsız şekilde dolaşabilir. Böylece senedi usulüne uygun olarak devralan kişinin, taraflar arasındaki temel sözleşmenin bütün ayrıntılarını araştırmak zorunda kalmaması ve kambiyo senetlerine duyulan güvenin korunması amaçlanır.

Bu nedenle temel borç ilişkisinde sorun bulunması, senedin şeklen geçerliliğini her zaman ortadan kaldırmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, mücerretlik ilkesi gereğince temel alacağın bulunmaması veya geçersiz olmasının kambiyo senedini kendiliğinden hükümsüz kılmadığını; buna karşılık temel ilişkideki sakatlığın koşullarına göre borçluya bedelsizlik def’i ileri sürme ve menfi tespit talebinde bulunma imkânı sağlayabileceğini belirtmektedir.

Bu ayrım özellikle senedin lehtardan başka kişilere ciro edilmesi hâlinde büyük önem taşır.

Bedelsizlik İddiası Kişisel Def’i midir?

Bedelsizlik iddiası kural olarak kişisel def’i niteliğindedir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 687. maddesinde kambiyo senedi borçlusunun düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle arasındaki doğrudan ilişkilere dayanan def’ileri, kural olarak senedi daha sonra iktisap eden hamile karşı ileri süremeyeceği düzenlenmiştir. Bunun istisnası, hamilin senedi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmesidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bedelsizlik def’inin kişisel def’i olduğunu açık biçimde kabul etmektedir. Buna göre düzenleyen, bedelsizlik iddiasını kural olarak senedin doğrudan lehtarına karşı ileri sürebilir.

Örneğin A şirketinin B şirketinden alacağı mallar karşılığında B’ye bono verdiğini ancak malların teslim edilmediğini düşünelim. Bono hâlen B’nin elindeyse A, aralarındaki temel ilişkiye dayanarak bedelsizlik iddiasını B’ye karşı ileri sürebilir.

Ancak B bonoyu C’ye ciro etmişse durum farklılaşır.

C’nin senedi hukuka uygun şekilde ve borçlunun kişisel def’ilerini bilmeksizin devralmış olması hâlinde A’nın B ile arasındaki sözleşmesel uyuşmazlığı doğrudan C’ye karşı ileri sürebilmesi kural olarak mümkün değildir.

İşte kambiyo senetlerinin tedavül güvenliği bu noktada kendisini göstermektedir.

Bedelsizlik İddiası Üçüncü Kişi Hamile Karşı İleri Sürülebilir mi?

Bedelsizlik iddiasının senedi devralan üçüncü kişiye karşı ileri sürülmesi, uygulamadaki en önemli konulardan biridir.

TTK m.687 uyarınca temel ilişkiden doğan kişisel def’iler sonraki hamile karşı kural olarak ileri sürülemez. Ancak hamilin kambiyo senedini iktisap ederken bilerek borçlunun zararına hareket ettiği ispatlanırsa bu koruma ortadan kalkabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bedelsizlik def’inin lehtar dışındaki hamile karşı ileri sürülebilmesi için, borçlunun hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlaması gerektiğini vurgulamaktadır.

Buradaki ölçüt yalnızca hamilin temel ilişkiyi bilmesi değildir. Kanunda “bile bile borçlunun zararına hareket etme” şeklinde daha özellikli bir durum aranmaktadır.

Dolayısıyla “hamil taraflar arasındaki ticari ilişkiyi biliyordu” iddiası her olayda tek başına yeterli olmayabilir.

Hamil ile lehtar arasındaki ilişkiler, senedin hangi koşullarda devredildiği, ciro zamanı, taraflar arasındaki ticari ve kişisel bağlantılar, senedin devri için ekonomik bir neden bulunup bulunmadığı ve diğer somut deliller birlikte değerlendirilir.

Yargıtay uygulamasında da hamilin kötüniyetinin somut olayın özelliklerine göre araştırılması gerektiği kabul edilmektedir.

Teminat Senedi ile Bedelsiz Senet Aynı Şey midir?

Teminat senedi ile bedelsiz senet kavramları birbiriyle bağlantılı olabilmekle birlikte aynı anlama gelmez.

Bir çek veya bononun teminat amacıyla verilmiş olması, senedin düzenlendiği anda mutlaka bedelsiz olduğu anlamına gelmez.

Taraflar gelecekte doğabilecek bir alacağı güvence altına almak amacıyla kambiyo senedi düzenleyebilir. Temel borç gerçekten doğarsa, şartlarına göre senedin tahsili mümkün olabilir.

Uyuşmazlık çoğunlukla teminat altına alınan borcun hiç doğmadığı, daha düşük miktarda doğduğu veya sona erdiği hâllerde ortaya çıkar.

Örneğin bir işin sözleşmeye uygun tamamlanmaması ihtimaline karşı verilen bono, sözleşmenin tamamen ve gereği gibi yerine getirilmesine rağmen tahsile konulmuşsa senedin temel ilişkinin sonucuna göre bedelsiz kaldığı ileri sürülebilir.

Ancak yalnızca “bu senet teminat için verilmişti” demek yeterli değildir. Senedin hangi sözleşmenin, hangi yükümlülüğün ve hangi koşulun teminatı olduğunun ispatlanması gerekir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17 Kasım 2022 tarihli kararında da teminat senedi iddiasında ispat meselesinin önemine dikkat çekilmiş, soyut şekilde ileri sürülen teminat iddiasının yeterli olmayacağı değerlendirilmiştir.

Senedin Üzerinde “Teminat İçindir” Yazması Ne Sonuç Doğurur?

Kambiyo senedinin üzerinde teminat kaydı bulunması uygulamada önemli bir delil olabilir. Ancak kaydın içeriği ve senedin hangi hukuki ilişkiyle bağlantılı olduğu belirleyicidir.

Bir senedin yalnızca “teminattır” şeklinde genel bir ifade içermesi ile hangi sözleşmenin hangi yükümlülüğünü teminat altına aldığını açıkça gösteren bir kayıt arasında hukuki değerlendirme açısından fark bulunabilir.

Ayrıca senet üzerinde belirli kayıtların bulunmasının kambiyo senedi vasfını etkileyip etkilemediği de kullanılan ifadenin içeriğine göre ayrıca incelenmelidir. Çünkü bono ve çek kanunen kayıtsız ve şartsız belirli bir bedelin ödenmesine yönelik taahhüt veya havale içermelidir. Bononun bu niteliği TTK m.776’da, çekin niteliği ise TTK m.780’de düzenlenmiştir.

Bu nedenle teminat amacı, senedin üzerine yazılan kayıtlar ve taraflar arasındaki ayrı sözleşmenin içeriği birlikte değerlendirilmelidir.

Bedelsizlik İddiası Nasıl İspat Edilir?

Kambiyo senedinde bedelsizlik iddiasının ispatı, menfi tespit davalarının en kritik aşamalarından biridir.

Kambiyo senedi belirli miktarda borcu gösteren yazılı bir belge olduğundan, borçlunun senedin temel alacağının mevcut olmadığını ileri sürmesi durumunda ispat kuralları büyük önem taşır.

Kural olarak bedelsizliği ileri süren taraf, iddiasını ispat etmek durumundadır.

Yargıtay kararlarında da kambiyo senedinde bedelsizlik veya teminat iddiasının kural olarak yazılı delille ispatlanması gerektiği vurgulanmaktadır. Örneğin Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin bir kararında, bononun teminat amacıyla verildiği iddiasında ispat yükünün bu iddiayı ileri süren davacıda bulunduğu belirtilmiştir.

İspatta özellikle taraflar arasındaki sözleşme, senet teslim tutanağı, ödeme protokolü, banka kayıtları, faturalar, cari hesap kayıtları, ticari defterler, yazılı mutabakatlar, senedin belirli amaçla verildiğini gösteren belgeler ve elektronik yazışmalar önem taşıyabilir.

Ancak ispat yükü her somut olayda otomatik olarak aynı tarafta kalmayabilir. Tarafların senedin düzenlenme nedenine ilişkin açıklamaları, senet üzerindeki kayıtlar ve karşı tarafın temel ilişkiye dair kabul veya savunmaları ispat yükünün değerlendirilmesinde etkili olabilir.

Bu nedenle “senet bende olduğuna göre hiçbir şeyi ispatlamak zorunda değilim” veya “senet teminattı demem yeterlidir” şeklindeki iki uç yaklaşım da hukuken doğru değildir.

“Malen” veya “Nakden” Kaydı Bedelsizlik Davasını Etkiler mi?

Bonolarda uygulamada zaman zaman “malen” veya “nakden” şeklinde kayıtlarla karşılaşılmaktadır.

Bu ifadeler senedin düzenlenme nedenine ilişkin açıklamalar niteliğinde değerlendirilmekte ve bedelsizlik uyuşmazlığında ispat bakımından önem kazanabilmektedir.

Örneğin senette “malen” kaydı bulunmasına rağmen alacaklı senedin mal karşılığı değil, nakit borç nedeniyle düzenlendiğini ileri sürerse, temel ilişkinin açıklanması ve ispat yükünün hangi tarafta bulunduğu ayrıca değerlendirilir.

Yargıtay kararlarında senedin ihdas nedenine ilişkin kayıtlar ile tarafların bu kayıtları değiştirip değiştirmediği ispat yükü bakımından dikkate alınmaktadır.

Dolayısıyla yalnızca senetteki tek bir kelimeye bakılarak otomatik sonuç çıkarılması yerine, bütün deliller ve tarafların açıklamaları birlikte incelenmelidir.

Menfi Tespit Davası Nedir?

Menfi tespit davası, kişinin belirli bir borçtan dolayı borçlu olmadığının mahkeme kararıyla tespit edilmesini amaçlayan davadır.

İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesi uyarınca borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığının tespiti amacıyla menfi tespit davası açabilir.

Kambiyo senetlerine ilişkin olarak menfi tespit davası özellikle şu iddialara dayanabilir:

Senedin bedelsiz kalması, temel borcun sona ermiş olması, senedin teminat amacıyla verilmesine rağmen teminat şartlarının oluşmaması, senedin belirli bölümünün ödenmiş olması veya kambiyo borcunun başka bir maddi hukuk sebebiyle mevcut bulunmaması.

Menfi tespit davasında amaç doğrudan icra takibine şekli bir itirazda bulunmak değil, maddi hukuk bakımından borcun mevcut olmadığının tespit edilmesidir.

Bu nedenle menfi tespit davası ile icra mahkemesine yapılan kambiyo takibine ilişkin şikâyet veya borca itiraz aynı hukuki yol değildir.

Bedelsizliğe Dayalı Menfi Tespit Davasının Hukuki Dayanağı Nedir?

Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası, kambiyo senedinin temel alacağının bulunmadığı veya sona erdiği iddiasına dayanır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bu tür menfi tespit taleplerinde bedelsizlik def’inin temelinde Türk Borçlar Kanunu’nun 77 ve devamında düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümlerinin bulunduğunu ifade etmektedir.

Bunun yanında menfi tespit davasının usuli temelini İİK m.72 oluşturmaktadır.

Bu iki hukuki alan birbirinden ayrılmalıdır.

Bedelsizlik iddiası, kambiyo senedinden doğan borcun temel alacak yönünden neden mevcut olmadığını açıklar. Menfi tespit davası ise borçluya bu durumun mahkeme kararıyla tespit edilmesini sağlayan hukuki koruma yolunu verir.

Menfi Tespit Davası İcra Takibinden Önce Açılabilir mi?

Evet. Menfi tespit davası icra takibinden önce de açılabilir.

İİK m.72 bunu açıkça kabul etmektedir. Ancak davacının tespit davası açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir menfaatinin bulunması gerekir.

Örneğin bedelsiz olduğu ileri sürülen çek veya bononun alacaklı tarafından tahsil edileceğinin veya icra takibine konulacağının anlaşılması, hukuki yarar değerlendirmesinde önem taşıyabilir.

Takipten önce açılan menfi tespit davasında ayrıca önemli bir koruma mekanizması vardır.

İİK m.72 uyarınca mahkeme, davacının talebi üzerine ve alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere teminat gösterilmesi şartıyla icra takibinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verebilir.

Ancak tedbir kendiliğinden doğmaz. Mahkemeden açık şekilde talep edilmesi ve ihtiyati tedbir şartlarının değerlendirilmesi gerekir.

İcra Takibi Başladıktan Sonra Menfi Tespit Davası Açılabilir mi?

Evet. Kambiyo senedine dayalı icra takibi başladıktan sonra da menfi tespit davası açılabilir.

Ancak takip başladıktan sonraki ihtiyati tedbir rejimi farklıdır.

İİK m.72’ye göre icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında mahkeme ihtiyati tedbir yoluyla icra takibinin doğrudan durdurulmasına karar veremez.

Bununla birlikte borçlu, gecikmeden doğacak zararları karşılamak üzere ve kanunda öngörülen teminatı göstermek suretiyle icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde tedbir talebinde bulunabilir. Kanundaki teminat alt sınırı alacağın yüzde on beşidir.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Takipten önce dava açılması ile takip başladıktan sonra dava açılması, ihtiyati tedbirin kapsamı bakımından aynı sonucu doğurmaz.

Menfi Tespit Davası Kambiyo Takibini Otomatik Olarak Durdurur mu?

Hayır. Menfi tespit davasının açılması icra takibini kendiliğinden durdurmaz.

Takipten önce açılmış davada gerekli şartlarla ayrı bir ihtiyati tedbir kararı alınması gerekir.

Takipten sonra açılmış davada ise İİK m.72 gereğince takibin tedbir yoluyla durdurulması kural olarak mümkün değildir; şartları varsa icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesi yönünde tedbir talep edilebilir.

Bu nedenle kambiyo senedinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda sürelerin ve başvurulacak hukuki yolların doğru belirlenmesi son derece önemlidir.

Menfi Tespit Davası Borçlu Lehine Sonuçlanırsa Ne Olur?

İİK m.72 uyarınca menfi tespit davası borçlu lehine sonuçlanırsa takip derhal durur. Hükmün kesinleşmesinden sonra, kararın içeriğine göre icra işlemleri ayrıca yeni bir hükme gerek olmaksızın kısmen veya tamamen eski hâle getirilebilir.

Kanunda ayrıca kötü niyetli takip bakımından tazminat düzenlemesi bulunmaktadır.

Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, borçlunun talebi üzerine uğradığı zararın alacaklıdan tahsiline karar verilebilir. Kanuna göre bu zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.

Burada yalnızca davanın borçlu lehine sonuçlanması tazminat için her durumda yeterli değildir. Takibin haksızlığının yanında kanunun aradığı kötü niyet unsurunun da bulunması gerekir.

Menfi Tespit Davası Alacaklı Lehine Sonuçlanırsa Ne Olur?

Menfi tespit davasının alacaklı lehine sonuçlanması hâlinde daha önce verilmiş ihtiyati tedbir kararı kalkar.

İİK m.72, ihtiyati tedbir nedeniyle alacağını geç tahsil eden alacaklının zararının belirli koşullarda teminattan karşılanmasını öngörmektedir. Kanuna göre bu kapsamda belirlenecek zarar yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez.

Bu nedenle özellikle takipten önce açılan ve takibin tedbiren durdurulduğu menfi tespit davalarında, ihtiyati tedbir talebinin hukuki ve ekonomik sonuçlarının dikkatle değerlendirilmesi gerekir.

Menfi Tespit Davası Devam Ederken Borç Ödenirse Ne Olur?

İcra takibi devam ederken borçlu, haciz veya diğer cebri icra işlemleri nedeniyle takip konusu parayı ödemek zorunda kalabilir.

İİK m.72’ye göre menfi tespit davası kapsamında tedbir kararı alınmamış ve borç dava devam ederken ödenmişse davaya istirdat davası olarak devam edilir.

İstirdat davasının amacı, borçlu olunmadığı hâlde icra tehdidi altında ödenmiş olan paranın geri alınmasıdır.

Kanunda ayrıca, takibe itiraz etmemiş veya itirazı kaldırılmış olması nedeniyle borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek zorunda kalan kişinin, ödeme tarihinden itibaren bir yıl içerisinde genel hükümler çerçevesinde istirdat talebinde bulunabileceği düzenlenmiştir.

Dolayısıyla ödeme yapılmış olması her durumda hukuki korumanın sona erdiği anlamına gelmez. Ancak sürelerin kaçırılmaması gerekir.

Kambiyo Senedine Dayalı Menfi Tespit Davasında Görevli Mahkeme Hangisidir?

Çek ve bono, Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen kambiyo senetleridir. Bu nedenle kambiyo senedinden doğrudan kaynaklanan uyuşmazlıklarda ticari dava niteliği ve asliye ticaret mahkemesinin görevi gündeme gelebilir.

Ancak görev belirlenirken yalnızca senedin çek veya bono olmasıyla yetinilmemelidir. Davanın hangi maddi hukuki ilişkiye dayandığı, tarafların sıfatları ve varsa tüketici hukukuna veya başka özel yargı alanına ilişkin hükümler de değerlendirilmelidir.

Özellikle bir tüketici işlemi kapsamında düzenlenmiş senet ile tacirler arasındaki ticari faaliyete ilişkin senet aynı görev kuralları bakımından değerlendirilmeyebilir.

Bu nedenle menfi tespit davasında görevli mahkeme, somut uyuşmazlığın özelliklerine göre belirlenmelidir.

Menfi Tespit Davasında Yetkili Mahkeme Neresidir?

İİK m.72 menfi tespit ve istirdat davalarında özel bir yetki düzenlemesine de yer vermektedir.

Kanuna göre menfi tespit ve istirdat davası, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir.

Bunun yanında somut hukuki ilişkinin niteliği nedeniyle başka özel yetki kuralları da gündeme gelebileceğinden, dava açılmadan önce görev ve yetkinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

Görev ile yetki aynı kavram değildir.

Görev, hangi mahkeme türünün davaya bakacağını; yetki ise coğrafi olarak hangi yerdeki mahkemenin davayı inceleyebileceğini belirler.

Kambiyo Senedinde Menfi Tespit Davasından Önce Arabuluculuk Zorunlu mu?

Bu konuda 2023 yılında önemli bir kanun değişikliği yapılmıştır.

7445 sayılı Kanun ile Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesi değiştirilmiş ve konusu bir miktar para olan ticari menfi tespit ve istirdat davaları da dava şartı arabuluculuk kapsamına alınmıştır. Düzenleme 1 Eylül 2023 tarihinde ve sonrasında açılacak ilgili davalar bakımından uygulanmaktadır.

Dolayısıyla kambiyo senedinden kaynaklanan uyuşmazlık ticari dava niteliğinde ve konusu bir miktar para ise, dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması dava şartı olabilir.

2026 tarihli bir asliye ticaret mahkemesi kararında da kambiyo senedinden kaynaklanan para konulu menfi tespit davasında arabuluculuk başvurusu yapılmadan dava açılması nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden ret kararı verilmiştir.

Bununla birlikte her çek veya bono uyuşmazlığının otomatik olarak aynı arabuluculuk rejimine tabi olduğu sonucuna varılmamalıdır. Davanın ticari dava olup olmadığı ve özel mevzuat hükümleri somut olaya göre değerlendirilmelidir.

Arabuluculuğa Başvurmak İhtiyati Tedbir Talebini Engeller mi?

Dava şartı arabuluculuk ile ihtiyati tedbir farklı hukuki kurumlardır.

Kambiyo senedinin kısa süre içerisinde takibe konulması veya tahsil edilmesi ihtimali bulunan olaylarda hukuki korumanın zamanlaması büyük önem taşır.

Arabuluculuk süreci yürütülürken veya dava açılırken ihtiyati tedbir bakımından ilgili kanunların geçici hukuki koruma hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir.

Özellikle İİK m.72’nin takipten önce ve takipten sonra açılan menfi tespit davaları için öngördüğü farklı tedbir sistemi göz önünde bulundurulmalıdır.

Kambiyo Takibine İtiraz ile Menfi Tespit Davası Arasındaki Fark Nedir?

Kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte borca itiraz ile menfi tespit davası birbirinden farklı hukuki yollardır.

Kambiyo takibine özgü itirazlar, İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenen kısa süreli ve özel usule tabi başvurulardır. Menfi tespit davası ise genel mahkemede maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının belirlenmesini sağlar.

Bir kişinin kambiyo takibinde itiraz hakkına sahip olması, şartları mevcutsa ayrıca menfi tespit davası açmasına engel değildir.

Ancak süreler, başvurunun sonuçları ve takibe etkileri birbirinden farklıdır.

Özellikle kambiyo takibine karşı kanunda öngörülen kısa sürelerin menfi tespit davasının varlığına güvenilerek kaçırılması önemli hak kayıplarına neden olabilir.

Bedelsiz Çek veya Bono İçin İcra Takibi Yapılması Hâlinde Ne Yapılabilir?

Bedelsiz olduğu ileri sürülen bir çek veya bono icra takibine konulduğunda öncelikle senet ve takip dosyası ayrıntılı biçimde incelenmelidir.

Senedin şekli unsurları, ciro zinciri, takip alacaklısının senedi hangi sıfatla elinde bulundurduğu, temel ilişki, varsa teminat sözleşmesi, ödeme kayıtları ve takibin tarihleri ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Borçlunun bedelsizlik iddiası doğrudan lehtara karşıysa, temel ilişkinin ispatı ön plana çıkar.

Takip alacaklısı sonraki hamil ise yalnızca bedelsizliğin ispatlanması yeterli olmayabilir. TTK m.687 kapsamında hamilin senedi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiğinin de ortaya konulması gerekebilir.

Takip başlamışsa İİK’daki kambiyo takibine özgü başvuru süreleri ayrıca değerlendirilmelidir.

Menfi tespit davası açılması düşünülüyorsa, takip başladıktan sonra takibin kendisinin tedbiren durdurulamayacağı yönündeki İİK m.72 kuralı özellikle göz önünde bulundurulmalıdır.

Senet Borcu Ödenmişse Bedelsizlik İddiasında Bulunulabilir mi?

Temel borcun tamamen ödenmesine rağmen senedin borçluya iade edilmemesi ve daha sonra tahsile konulması hâlinde ödeme nedeniyle borcun sona erdiği ileri sürülebilir.

Burada ödemenin hangi borca ilişkin olduğu ve senet borcunu gerçekten sona erdirip erdirmediği ispat edilmelidir.

Banka havaleleri, tahsilat makbuzları, hesap mutabakatları, ticari defterler, tarafların yazılı açıklamaları ve diğer deliller bu konuda önem taşıyabilir.

Senedin daha sonra üçüncü kişiye ciro edilmiş olması hâlinde ise yine kişisel def’ilerin hamile karşı ileri sürülmesine ilişkin TTK hükümleri devreye girebilir.

Bu nedenle senet borcunun ödendiği her durumda yalnızca ödeme dekontuna bakılması yeterli olmayabilir. Senedin kimde bulunduğu ve hamilin hukuki konumu ayrıca araştırılmalıdır.

Bedelsizliğe Dayalı Menfi Tespit Davasında En Önemli Deliller Nelerdir?

Bedelsizlik nedeniyle menfi tespit davasında delil planlaması davanın sonucunu doğrudan etkileyebilir.

Özellikle şu belgeler önem taşıyabilir:

Taraflar arasındaki temel sözleşme, ek protokoller, çek veya bono teslim tutanakları, banka ödeme kayıtları, faturalar, irsaliyeler, mal teslim belgeleri, ticari defterler, cari hesap kayıtları, e-posta yazışmaları, hukuka uygun elektronik mesaj kayıtları, noter ihtarnameleri ve tarafların imzasını içeren mutabakat belgeleri.

Teminat senedi iddiasında, senedin hangi sözleşmenin hangi borcunu teminat altına aldığı mümkün olduğunca somut biçimde ortaya konulmalıdır.

Üçüncü kişi hamile karşı dava açılmışsa, hamil ile lehtar arasındaki ilişki ve senedin devrinin koşullarına ilişkin deliller ayrıca önem kazanır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun üçüncü kişi hamil ve bedelsizlik uyuşmazlığına ilişkin kararlarında da senet lehtarına karşı bedelsizliğin ispatı ile sonraki hamilin bile bile borçlunun zararına hareket edip etmediği incelemesinin birbirinden ayrılması gerektiği görülmektedir.

Menfi Tespit Davasında Kötü Niyet Tazminatı Otomatik Olarak Verilir mi?

Hayır.

Borçlunun menfi tespit davasını kazanması, alacaklının otomatik olarak kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesi anlamına gelmez.

İİK m.72’ye göre borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin hem haksız hem de kötü niyetli olduğunun anlaşılması gerekir. Ayrıca borçlunun bu yönde talepte bulunması önemlidir.

Koşullar oluştuğunda hükmedilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.

Örneğin alacaklının senedin borç tamamen ödendikten sonra iade edilmesi gerektiğini açıkça bilmesine rağmen senedi bilinçli şekilde takibe koyması, somut olayın tüm delilleriyle birlikte kötü niyet değerlendirmesine konu olabilir.

Ancak yalnızca davanın reddedilmesi veya alacağın bulunmadığının belirlenmesi, tek başına her zaman kötü niyetin ispatlandığı anlamına gelmez.

Çek ile Bono Arasında Bedelsizlik İddiası Bakımından Fark Var mı?

Çek ve bono farklı kambiyo senetleri olmakla birlikte bedelsizlik def’inin temel mantığı bakımından önemli ortak noktalar bulunmaktadır.

Her iki senet de temel bir borç ilişkisi nedeniyle düzenlenebilir ve temel alacağın bulunmaması veya sona ermesi kişisel def’i niteliğindeki bedelsizlik iddiasını gündeme getirebilir.

Bono bakımından poliçeye ilişkin birçok hüküm TTK’nın atıf hükümleri aracılığıyla uygulanmaktadır. Yargıtay uygulamasında da TTK m.687’deki kişisel def’i sistemi bono uyuşmazlıklarında uygulanmaktadır.

Ancak çek ve bononun düzenlenmesi, ödeme sistemi, ibraz süreleri ve hukuki fonksiyonları arasında farklılıklar bulunduğu için somut uyuşmazlık bakımından senedin türü ayrıca önemlidir.

Kambiyo Senedinin Bedelsiz Olması Senedi Kendiliğinden Geçersiz Kılar mı?

Hayır. Bedelsizlik ile kambiyo senedinin şeklen geçersizliği aynı şey değildir.

Bir bono TTK m.776’daki şekil şartlarını taşıyor olabilir ancak temel alacağı hiç doğmamış olabilir.

Benzer şekilde şeklen geçerli bir çek bakımından taraflar arasındaki temel ilişkinin sonradan ortadan kalkması mümkündür.

Kambiyo senetlerinin soyutluğu nedeniyle temel ilişkinin sakatlığı senedi otomatik olarak hükümsüz hâle getirmez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bu ayrımı açık şekilde benimsemektedir.

Bu nedenle bedelsizlik iddiasına dayanan kişinin “senet geçersizdir” demek yerine hangi temel alacağın neden mevcut olmadığını ortaya koyması gerekir.

Kambiyo Senedinde Bedelsizlik ve Menfi Tespit Davasında Hukuki Strateji

Kambiyo senedinde bedelsizlik iddiası, kambiyo hukukunun şekli yapısı ile temel borç ilişkisinden doğan maddi hukuk savunmalarının kesiştiği teknik bir alandır.

Uyuşmazlık değerlendirilirken öncelikle senedin şeklen geçerli olup olmadığı incelenmelidir.

İkinci olarak senedin hangi temel ilişki nedeniyle düzenlendiği belirlenmelidir.

Üçüncü aşamada temel alacağın hiç doğup doğmadığı, geçersiz olup olmadığı veya sonradan sona erip ermediği değerlendirilmelidir.

Dördüncü olarak senedin hâlen lehtarın elinde mi bulunduğu yoksa ciro edilerek üçüncü kişiye mi geçtiği belirlenmelidir.

Senedin sonraki hamilde bulunması hâlinde TTK m.687’deki kişisel def’i sınırlaması mutlaka dikkate alınmalıdır.

Takip başlamışsa kambiyo takibine özgü süreler ayrıca incelenmeli ve İİK m.72 kapsamındaki menfi tespit davasının takibi otomatik olarak durdurmadığı unutulmamalıdır.

Son olarak görev, yetki, arabuluculuk dava şartı, ihtiyati tedbir ve ispat araçları birlikte değerlendirilmelidir.

Bu yaklaşım, yalnızca dava açılıp açılmayacağının değil, hangi hukuki iddianın hangi delille ileri sürüleceğinin de doğru belirlenmesini sağlar.

Kambiyo Senedinde Bedelsizlik ve Menfi Tespit Davası Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Kambiyo senedinde bedelsizlik ne demektir?

Kambiyo senedinde bedelsizlik, çek veya bononun düzenlenmesine neden olan temel alacağın hiç mevcut olmaması veya daha sonra sona ermesi anlamına gelir. Temel borcun hiç doğmaması, ödemenin yapılmış olması veya teminat altına alınan borcun gerçekleşmemesi gibi durumlar somut olayın koşullarına göre bedelsizlik iddiasına neden olabilir.

Bedelsiz bono için menfi tespit davası açılabilir mi?

Evet. Şartları bulunuyorsa bedelsiz bono nedeniyle menfi tespit davası açılarak senetten dolayı borçlu olunmadığının tespiti istenebilir. İİK m.72, borçlunun takipten önce veya takip sırasında menfi tespit davası açabilmesine imkân tanımaktadır.

Bedelsiz çek için menfi tespit davası açılabilir mi?

Şartların bulunması hâlinde açılabilir. Ancak çekin lehtarın elinde mi yoksa sonraki bir hamilde mi olduğu önem taşır. Sonraki hamile karşı temel ilişkiden kaynaklanan bedelsizlik def’inin ileri sürülebilmesi için TTK m.687’deki koşulların gerçekleşmesi gerekebilir.

Bedelsizlik iddiasını kim ispatlar?

Kural olarak senedin bedelsiz olduğunu ileri süren taraf, bu iddiayı ispat etmekle yükümlüdür. Bununla birlikte senet üzerindeki kayıtlar ve tarafların temel ilişkinin niteliğine ilişkin açıklamaları ispat yükünün değerlendirilmesini etkileyebilir.

Bedelsizlik tanıkla ispat edilebilir mi?

Kambiyo senedi yazılı belge niteliğinde olduğundan senede karşı ispat kuralları önem taşır ve bedelsizlik iddiası kural olarak yazılı delillerle ortaya konulmalıdır. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki delil başlangıcı ve tanıkla ispata imkân veren diğer istisnaların oluşup oluşmadığı somut olay özelinde ayrıca değerlendirilebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da teminat ve bedelsizlik uyuşmazlıklarında yazılı delille ispat kuralının önemini vurgulamaktadır.

Teminat bonosu bedelsiz midir?

Bir bononun teminat amacıyla verilmiş olması onu otomatik olarak bedelsiz yapmaz. Teminat altına alınan borcun doğup doğmadığı ve hangi şartlarda tahsil edilebileceği belirlenmelidir. Teminat altına alınan borç hiç doğmamış veya sona ermişse bedelsizlik iddiası gündeme gelebilir.

Teminat çeki tahsile konulabilir mi?

Bu sorunun cevabı teminat ilişkisinin içeriğine bağlıdır. Çekin hangi borcun teminatı olduğu, teminat şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği ve tarafların anlaşması incelenmelidir. Teminat şartı gerçekleşmemişse bedelsizliğe dayalı hukuki savunmalar gündeme gelebilir.

Senet üçüncü kişiye ciro edilmişse bedelsizlik ileri sürülebilir mi?

Kural olarak bedelsizlik kişisel def’i olduğundan sonraki hamile karşı ileri sürülemez. Ancak TTK m.687 gereğince hamil senedi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmişse kişisel def’inin ona karşı da ileri sürülmesi mümkün olabilir.

Hamilin kötü niyetli olduğu nasıl ispatlanır?

Hamilin senedi hangi koşullarda devraldığı, lehtarla bağlantısı, senet devrinin zamanı, taraflar arasındaki ticari ilişkiler ve somut olayın diğer delilleri değerlendirilir. Kötü niyet veya bile bile borçlunun zararına hareket etme her olayın koşullarına göre ayrıca ispatlanmalıdır.

Menfi tespit davası icra takibini durdurur mu?

Dava açılması tek başına takibi durdurmaz. Takipten önce açılan davada şartları varsa teminat karşılığında takibin durdurulması için ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Takip başladıktan sonra açılan davada ise İİK m.72 gereğince tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilemez; şartları bulunuyorsa icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesi istenebilir.

Menfi tespit davasında teminat oranı nedir?

İİK m.72’de hem takipten önce takibin durdurulmasına yönelik tedbir hem de takipten sonra icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesine yönelik tedbir bakımından alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere teminat öngörülmektedir.

Menfi tespit davası kazanılırsa icra takibi ne olur?

Dava borçlu lehine sonuçlandığında takip durur. Kararın kesinleşmesinden sonra hükmün kapsamına göre icra işlemleri kısmen veya tamamen eski hâle getirilebilir.

Haksız çek veya bono takibinde tazminat istenebilir mi?

Şartları varsa mümkündür. İİK m.72 uyarınca borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğunun belirlenmesi ve borçlunun talepte bulunması hâlinde tazminata karar verilebilir. Kanunda bu zarar bakımından yüzde yirmilik alt sınır öngörülmektedir.

Menfi tespit davası devam ederken borç ödenirse dava biter mi?

Her durumda bitmez. İİK m.72’ye göre menfi tespit davası sırasında tedbir alınmamış ve takip konusu borç ödenmişse davaya istirdat davası olarak devam edilebilir.

İstirdat davası için süre nedir?

İİK m.72 kapsamında, borçlu olmadığı parayı takip nedeniyle tamamen ödemek zorunda kalan kişinin ödediği tarihten itibaren bir yıl içerisinde istirdat talebiyle mahkemeye başvurmasına ilişkin özel düzenleme bulunmaktadır.

Kambiyo senedine dayalı menfi tespit davasında arabuluculuk zorunlu mu?

Uyuşmazlığın ticari dava niteliğinde olması ve konusunun bir miktar para olması hâlinde, 1 Eylül 2023 tarihinden itibaren menfi tespit ve istirdat davaları TTK m.5/A kapsamında dava şartı arabuluculuğa tabi tutulmuştur.

Menfi tespit davası nerede açılır?

İİK m.72 uyarınca menfi tespit davası takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yerdeki mahkemede veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Görevli mahkeme ise uyuşmazlığın hukuki niteliğine göre ayrıca belirlenmelidir.

Çek veya bono borcunun ödendiği nasıl ispatlanır?

Banka kayıtları, tahsilat makbuzları, yazılı borç kapatma beyanları, cari hesap kayıtları, ticari defterler ve taraflar arasındaki diğer hukuka uygun deliller kullanılabilir. Ödemenin özellikle hangi senede ve hangi borca ilişkin olduğunun açık biçimde gösterilmesi önemlidir.

Bono üzerindeki “malen” veya “nakden” kaydı önemli midir?

Evet. Bu kayıtlar senedin düzenlenme nedeninin ve taraflar arasındaki temel ilişkinin belirlenmesinde ispat açısından önem taşıyabilir. Taraflardan birinin senetteki ihdas nedeninden farklı bir hukuki sebep ileri sürmesi ispat yükünün değerlendirilmesini etkileyebilir.

Senedin bedelsiz olduğu ispatlanırsa üçüncü hamil de senedi tahsil edemez mi?

Her zaman böyle değildir. Bedelsizlik doğrudan lehtara karşı ispatlanmış olsa bile sonraki hamilin hukuki durumu ayrıca değerlendirilir. TTK m.687 uyarınca sonraki hamile kişisel def’inin yöneltilebilmesi için hamilin senedi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket ettiğinin ortaya konulması gerekebilir.

Bedelsizlik iddiası ile senedin geçersizliği aynı şey midir?

Hayır. Bedelsiz bir senet şeklen geçerli bir kambiyo senedi olabilir. Bedelsizlik temel alacağın bulunmamasıyla, kambiyo senedinin geçersizliği ise senedin kanuni unsurları veya kambiyo taahhüdünün geçerliliğiyle ilgili olabilir. Bu nedenle iki kavram birbirinden ayrılmalıdır.

Çek veya bono nedeniyle menfi tespit davasında en önemli husus nedir?

En önemli noktalardan biri, senedin kim tarafından elde tutulduğunun ve temel borç ilişkisinin doğru belirlenmesidir. Senet doğrudan lehtarın elindeyse bedelsizlik savunması temel ilişki üzerinden değerlendirilebilir. Senet sonraki hamile geçmişse TTK m.687 kapsamında kişisel def’ilerin üçüncü kişiye karşı ileri sürülmesine ilişkin ek şartlar önem kazanır.

Sonuç

Kambiyo senedinde çek veya bono bedelsizlik iddiası ve menfi tespit davası, hem kambiyo hukuku hem icra hukuku hem de borçlar hukukunun birlikte değerlendirilmesini gerektiren teknik bir uyuşmazlık türüdür.

Bir çekin veya bononun şeklen geçerli şekilde düzenlenmiş olması, temel borcun her durumda gerçekten mevcut olduğu anlamına gelmez. Senedin verilmesine neden olan temel alacağın hiç doğmaması, geçersiz olması, tamamen veya kısmen sona ermesi, borcun ödenmesi ya da teminat altına alınan riskin gerçekleşmemesi durumunda bedelsizlik iddiası gündeme gelebilir.

Ancak kambiyo senetlerinin mücerret niteliği nedeniyle bedelsizlik iddiası senedi kendiliğinden hükümsüz hâle getirmez. Bedelsizlik, Yargıtay uygulamasında kişisel def’i olarak kabul edilmekte ve kural olarak temel ilişkinin karşı tarafına, yani lehtara karşı ileri sürülebilmektedir. Senedin ciro yoluyla üçüncü kişiye geçmesi hâlinde ise TTK m.687’deki “bile bile borçlunun zararına hareket etme” şartı önem kazanır.

Borçlu, senet nedeniyle icra takibi başlamadan önce veya takip sırasında İİK m.72 kapsamında menfi tespit davası açabilir. Fakat davanın açılması takibi kendiliğinden durdurmaz. Takip öncesi ve takip sonrası tedbir rejiminin farklı olması nedeniyle hukuki başvurunun zamanlaması büyük önem taşımaktadır.

Bunun yanında bedelsizliğin ispatı, teminat ilişkisinin somutlaştırılması, yazılı delillerin değerlendirilmesi, sonraki hamilin hukuki konumu, görevli ve yetkili mahkeme, dava şartı arabuluculuk ve olası istirdat talepleri birlikte değerlendirilmelidir.

Özellikle çek veya bononun kısa süre içerisinde icra takibine konulabileceği durumlarda, kambiyo takibine ilişkin kısa başvuru süreleri ile menfi tespit davasının farklı hukuki yollar olduğu gözden kaçırılmamalıdır.

 

Bu makale genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut bir çek, bono, icra takibi veya menfi tespit uyuşmazlığında uygulanacak hukuki yol; senedin içeriğine, temel borç ilişkisine, tarafların sıfatına, ciro zincirine, takip tarihine ve mevcut delillere göre değişebilir.