Tokat’taki Gülsün Hukuk’a ait bu web sitesinde Yalancı Tanıklık Suçu ve Cezası konusu ele alındı, bilgilendirici içeriği inceleyin.
Yalancı Tanıklık Suçu ve Cezası Nedir? Yalan Tanıklık Suçu TCK 272 Kapsamında Detaylı İnceleme
Mahkemelerde ve soruşturma süreçlerinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında tanık beyanları önemli delil kaynaklarından biridir. Bir olayın gerçekleşme biçimini gördüğünü, duyduğunu veya bildiğini belirten kişinin gerçeğe uygun açıklamada bulunması, adil yargılamanın sağlanabilmesi açısından büyük önem taşır. Bu nedenle bir kişinin tanık sıfatıyla bilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunması hukuk düzeni tarafından yalnızca ahlaki bir sorun olarak görülmemiş, belirli şartlarda suç olarak düzenlenmiştir.
Halk arasında sıklıkla “yalancı tanıklık suçu” veya “yalancı şahitlik” ifadeleri kullanılmasına rağmen, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndaki hukuki kavram **“yalan tanıklık”**tır. Yalan tanıklık suçu Türk Ceza Kanunu’nun 272. maddesinde, “Adliyeye Karşı Suçlar” kapsamında düzenlenmektedir. Kanun, yalan tanıklığın hangi makam önünde gerçekleştirildiğine, tanıklık yapılan soruşturma veya kovuşturmanın niteliğine ve gerçeğe aykırı beyanın yol açtığı sonuçlara göre farklı ceza hükümleri öngörmektedir.
Yalancı tanıklık suçu ve cezası araştırılırken en önemli noktalardan biri, tanığın her yanlış veya çelişkili açıklamasının otomatik olarak suç oluşturmadığının bilinmesidir. İnsanların olayları farklı algılaması, zaman geçtikçe bazı ayrıntıları unutması, tarih veya saat konusunda hata yapması ya da gerçekten doğru olduğuna inandığı bir bilgiyi yanlış aktarması mümkündür. Yargıtay uygulamasında da salt çelişkili beyanın yeterli olmadığı, gerçeğe aykırılığın bilinerek ve istenerek gerçekleştirilmesinin ortaya konulması gerektiği kabul edilmektedir.
Yalancı Tanıklık Suçu Nedir?
Yalancı tanıklık suçu, hukuken tanık sıfatıyla dinlenen kişinin tanıklık konusu olay hakkında bildiği gerçeği bilerek değiştirmesi, gerçeğe aykırı açıklamada bulunması veya tanıklık konusu önemli bir bilgiyi bilinçli biçimde saklaması şeklinde ortaya çıkabilen bir suçtur.
Türk Ceza Kanunu’nun 272. maddesinde bu suç yalan tanıklık başlığı altında düzenlenmektedir.
Suçun temel amacı adli mekanizmanın doğru çalışmasını korumaktır. Çünkü mahkemenin veya soruşturma makamlarının gerçeğe aykırı tanık beyanından etkilenmesi, suçsuz bir kişinin cezalandırılmasına, suçlu bir kişinin sorumluluktan kurtulmasına veya özel hukuk uyuşmazlığında hatalı karar verilmesine yol açabilir.
Bu nedenle korunan hukuki değer yalnızca hakkında tanıklık yapılan kişinin menfaati değildir. Aynı zamanda adaletin doğru işlemesi ve maddi gerçeğe ulaşılması korunmaktadır.
Yalan tanıklık suçunun oluşabilmesi için kişinin hukuken tanık konumunda bulunması önemlidir. Bir kişinin kendi hakkındaki soruşturmada şüpheli veya sanık sıfatıyla savunma yapması ile tanık sıfatıyla başkasının dosyasında beyanda bulunması aynı hukuki durumda değildir.
Nitekim Yargıtay kararlarında, kişinin şüpheli veya sanık sıfatıyla verdiği savunma niteliğindeki açıklamaların yalan tanıklık suçunun konusu olamayabileceğine dikkat çekilmektedir.
Yalan Tanıklık Suçu TCK 272’de Nasıl Düzenlenmiştir?
TCK 272 yalan tanıklık suçu bakımından fiilin gerçekleştirildiği makam ve dosyanın niteliğine göre kademeli bir ceza sistemi öngörmektedir.
Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan soruşturma kapsamında, tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı tanıklık yapan kişi hakkında dört aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.
Gerçeğe aykırı tanıklığın mahkeme huzurunda veya yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi ya da kurul önünde gerçekleştirilmesi halinde ise bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası gündeme gelir.
Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturması veya kovuşturması sırasında yalan tanıklık yapılması durumunda kanun daha ağır bir yaptırım öngörmüş ve ceza aralığını iki yıldan dört yıla kadar hapis olarak düzenlemiştir.
Ancak TCK 272 yalnızca bu temel ceza aralıklarından ibaret değildir. Yalan tanıklık nedeniyle hakkında beyanda bulunulan kişinin koruma tedbirine maruz kalması, gözaltına alınması, tutuklanması veya ağır bir mahkûmiyet sonucu ortaya çıkması gibi durumlarda çok daha ağır hukuki sonuçlar doğabilir.
Bu nedenle yalancı şahitlik cezası ne kadar? sorusuna yalnızca tek bir ceza süresiyle cevap vermek hukuken doğru değildir.
Mahkemede Yalan Tanıklık Yapmanın Cezası Nedir?
İnternette en sık yapılan aramalardan biri “mahkemede yalan söyleyen tanığın cezası” veya “mahkemede yalancı şahitlik cezası” şeklindedir.
Mahkeme huzurunda tanık sıfatıyla gerçeğe aykırı açıklama yapılması, TCK 272/2 kapsamında değerlendirilir. Bu düzenlemeye göre mahkeme huzurunda veya yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi ya da kurul önünde gerçeğe aykırı tanıklık yapan kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.
Burada önemli olan yalnızca kişinin mahkeme salonunda konuşması değildir. Kişinin hukuki olarak tanık sıfatıyla dinlenmesi ve gerçeğe aykırı olduğunu bildiği bir husus hakkında bilinçli biçimde yanlış beyanda bulunması gerekir.
Örneğin bir kişi iki yıl önce gerçekleşen olayın saatini gerçekten hatırlamadığı için yanlış söylüyorsa, bu durum tek başına yalan tanıklık suçunun oluştuğunu göstermez.
Buna karşılık olayın gerçekleşmediğini bildiği halde “olayı bizzat gördüm” şeklinde bilinçli bir açıklama yapması farklı değerlendirilir.
Savcılıkta Yalan Tanıklık Yapmanın Cezası Var mıdır?
Yalan tanıklık yalnızca mahkeme duruşmasında gerçekleştirilebilen bir suç değildir.
TCK 272/1 uyarınca hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılmış soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapılması da suçtur.
Bu durumda kanunda dört aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
Ancak burada da kişinin hangi hukuki sıfatla ifade verdiğinin tespit edilmesi önemlidir.
Tanık sıfatıyla verilen ifade ile şüpheli sıfatıyla alınan savunma aynı değildir. Yargıtay, şüpheli sıfatıyla verilen ifadenin daha sonra tanık sıfatıyla verilen ifadeyle farklı olmasının tek başına yalan tanıklık suçunu oluşturmayacağına ilişkin kararlar vermiştir.
Bu nedenle soruşturma dosyasında yalnızca iki farklı ifadenin karşılaştırılması yeterli olmayabilir.
İfadelerin hangi sıfatla verildiği, kişinin gerçeği bilip bilmediği ve gerçeğe aykırı beyanın bilinçli biçimde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği araştırılmalıdır.
Yalancı Tanıklık Suçunun Şartları Nelerdir?
Yalancı tanıklık suçunun oluşması için gerekli şartlar değerlendirilirken birkaç temel unsur birlikte incelenmelidir.
Öncelikle kişinin tanık sıfatıyla dinlenmiş olması gerekir. Suç, niteliği itibarıyla tanık konumundaki kişi tarafından işlenebilen özel bir suçtur. Akademik çalışmalarda da yalan tanıklığın failinin tanık sıfatını taşıyan kişi olduğu belirtilmektedir.
İkinci olarak tanıklığın gerçeğe aykırı olması gerekir.
Gerçeğe aykırılık yalnızca doğrudan yalan bir cümle kurulması şeklinde ortaya çıkmayabilir. Tanıklığın konusunu oluşturan önemli bir hususun bilerek saklanması veya gerçeğin bilinçli biçimde değiştirilmesi de değerlendirmeye konu olabilir.
Üçüncü olarak kişinin kasten hareket etmesi gerekir.
Tanık söylediğinin gerçeğe aykırı olduğunu bilmeli ve bu açıklamayı isteyerek yapmalıdır.
Yanılma, unutma, yanlış hatırlama veya olayı farklı algılama tek başına yalan tanıklık suçunu oluşturmaz.
Her Yanlış Tanık Beyanı Yalan Tanıklık Suçu mudur?
Hayır.
Bu konu yalan tanıklık suçunun ispatlanması açısından son derece önemlidir.
Bir kişinin söylediği bilginin sonradan objektif olarak yanlış olduğunun anlaşılması, otomatik biçimde kişinin yalan tanıklık suçunu işlediğini göstermez.
İnsan hafızası kusursuz değildir. Tanık olayın gerçekleştiği tarih, saat, araç rengi, kişinin kıyafeti veya konuşmanın tam içeriği gibi ayrıntıları yanlış hatırlayabilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu yaklaşımında tanığın doğru sandığı ancak objektif olarak yanlış olan açıklamasının tek başına yeterli olmadığı; kişinin bilinçli biçimde gerçekten ayrılması gerektiği vurgulanmaktadır. Yanılma, bilmeyerek açıklama yapma veya yanlış algılama durumlarında suçun manevi unsurunun oluşmayabileceği kabul edilmektedir.
Dolayısıyla “tanık yanlış söyledi, kesin suç işlemiştir” şeklindeki değerlendirme hukuken yeterli değildir.
Çelişkili Tanık Beyanı Yalan Tanıklık Sayılır mı?
Bir tanığın soruşturma sırasında söylediği sözlerle mahkemede söyledikleri farklı olabilir.
Ancak çelişkili tanık beyanı, tek başına yalan tanıklık suçunun oluşması için yeterli değildir.
Yargıtay uygulamasında da tanığın ifadeleri arasında çelişki bulunmasının otomatik mahkûmiyet sebebi olarak kabul edilemeyeceği belirtilmektedir. Gerçeğe aykırı açıklamanın bilinerek ve istenerek gerçekleştirildiğinin yeterli delille ortaya konulması gerekir.
Örneğin olaydan hemen sonra verilen ifade ile birkaç yıl sonra mahkemede verilen ifade arasında ayrıntı farklılıkları bulunabilir.
Zamanın geçmesi hafızayı etkileyebilir.
Buna karşılık tanığın olay yerinde bulunmadığı kesin delillerle ortaya konulduğu halde “olayı gözümle gördüm” şeklinde bilinçli açıklamada bulunduğunun ispatlanması farklı bir hukuki durum ortaya çıkarabilir.
Yalan Tanıklık Suçu Nasıl İspatlanır?
Yalan tanıklık nasıl ispatlanır? sorusu uygulamada en önemli konulardan biridir.
Yalan tanıklık suçunda, tanığın gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun yalnızca iddia edilmesi yeterli değildir. Ceza yargılamasının genel ispat kuralları çerçevesinde suçun unsurlarının ortaya konulması gerekir.
Tanığın açıklamaları ile kamera kayıtları karşılaştırılabilir.
Telefon veya konum verileri, hukuka uygun şekilde elde edilmiş dijital veriler, mesajlar, belgeler, olay yeri incelemeleri, başka tanıkların anlatımları, bilirkişi raporları ve fiziksel deliller değerlendirmeye alınabilir.
Örneğin tanık “olay sırasında o iş yerindeydim ve her şeyi gördüm” diyorsa, ancak tartışmasız kamera görüntüleri kişinin olay saatinde başka yerde bulunduğunu gösteriyorsa bu önemli bir delil olabilir.
Bununla birlikte tanığın gerçeğe aykırı söylediğinin belirlenmesinin yanında kasten hareket edip etmediği de değerlendirilmelidir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin bir kararında, kişinin evinden olay yerinin görülüp görülmediğine ilişkin tartışmada mahkûmiyete yeterli, kesin ve şüpheden uzak delil bulunmadığı gerekçesiyle mahkûmiyet hükmünün bozulduğu görülmektedir.
Bu örnek, yalan tanıklık suçunun yalnızca şüphe veya ifade farklılığına dayanılarak kabul edilemeyeceğini göstermektedir.
Yalan Tanıklık Suçunda Kast Neden Önemlidir?
Yalan tanıklık suçu kasten işlenen bir suçtur.
Tanığın gerçeği bildiği halde bundan bilinçli olarak ayrılması gerekir.
Kişinin gördüğü olayı hatırladığı şekilde anlatmasına rağmen algısının hatalı çıkması ile bir kişiyi kurtarmak veya suçlamak amacıyla bilinçli şekilde gerçek dışı senaryo anlatması arasında önemli fark bulunmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu da yalanın gerçeğin kasten değiştirilmesi olduğunu, yanılarak veya bilmeyerek söylenen sözlerin aynı şekilde değerlendirilemeyeceğini belirtmektedir.
Bu nedenle yalan tanıklık dosyalarında mahkeme yalnızca “hangi ifade doğru?” sorusunu değil aynı zamanda “tanık yanlış olduğunu bilerek mi söyledi?” sorusunu da araştırmalıdır.
Birini Kurtarmak İçin Yalan Tanıklık Yapmak Suç mudur?
Bir arkadaşını, akrabasını veya başka bir kişiyi ceza almaktan kurtarmak amacıyla mahkemede bilinçli olarak gerçeğe aykırı tanıklık yapılması kural olarak yalan tanıklık suçunu gündeme getirebilir.
Örneğin olay tarihinde sanığın olay yerinde bulunduğunu gören bir tanığın, onu korumak amacıyla “sanık o sırada benim yanımdaydı” şeklinde gerçeğe aykırı beyanda bulunması yalan tanıklık kapsamında değerlendirilebilir.
Ancak yakın akrabalar bakımından TCK 273’te özel bir düzenleme bulunmaktadır.
Bu nedenle kişinin kimin hakkında ve hangi şartlarda tanıklık yaptığı önem taşır.
Yakın Akraba İçin Yalan Tanıklık Yapılırsa Ceza Verilir mi?
Türk Ceza Kanunu’nun 273. maddesinde şahsi cezasızlık veya cezanın azaltılmasını gerektiren sebepler düzenlenmiştir.
Buna göre kişinin kendisinin veya üstsoy, altsoy, eş ya da kardeşinin soruşturma veya kovuşturmaya uğramasına neden olabilecek bir hususla ilgili yalan tanıklıkta bulunması halinde mahkeme verilecek cezada indirim yapabileceği gibi ceza vermekten de vazgeçebilir.
Buradaki düzenlemenin her akraba için geçerli olduğu düşünülmemelidir.
Kanunda sayılan kişiler önemlidir.
Ayrıca TCK 273/2 açık biçimde bu şahsi cezasızlık veya indirim hükmünün özel hukuk uyuşmazlıkları kapsamında yapılan yalan tanıklık hallerinde uygulanmayacağını düzenlemektedir.
Dolayısıyla örneğin özel hukuk davasında yakınını korumak amacıyla verilen gerçeğe aykırı tanıklığın otomatik olarak cezasız kalacağı düşünülemez.
Tanıklıktan Çekinme Hakkı Nedir?
Ceza muhakemesinde bazı yakınların tanıklık yapmak zorunda bırakılmasının aile ilişkileri bakımından ciddi sonuçlar yaratabileceği kabul edilmektedir.
CMK 45 uyarınca şüpheli veya sanığın nişanlısı, evlilik bağı sona ermiş olsa bile eşi, belirli derecelerde kan ve kayın hısımları ile evlatlık ilişkisi bulunan kişiler tanıklıktan çekinme hakkına sahip olabilir. Tanıklıktan çekinebilecek kişilere bu haklarının dinlenmeden önce bildirilmesi gerekir.
TCK 273 ayrıca tanıklıktan çekinme hakkı bulunduğu halde bu hakkı kendisine hatırlatılmadan gerçeğe aykırı tanıklık yapan kişi bakımından da cezada indirim yapılabileceğini veya ceza vermekten vazgeçilebileceğini düzenlemektedir.
Bu nedenle yalan tanıklık iddiasında kişinin tanıklıktan çekinme hakkına sahip olup olmadığı ve bu hakkın usulüne uygun biçimde hatırlatılıp hatırlatılmadığı dosyada önemli hale gelebilir.
Yalan Tanıklığın Daha Ağır Cezayı Gerektiren Halleri Nelerdir?
TCK 272’de yalan tanıklığın yalnızca temel biçimi değil, ortaya çıkardığı ağır sonuçlara ilişkin hükümler de bulunmaktadır.
Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturması veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapılması halinde iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.
Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında gözaltı veya tutuklama dışındaki bir koruma tedbirinin uygulanması ve bu kişinin yüklenen fiili işlemediği için beraat etmesi veya hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi şartıyla temel cezanın yarı oranında artırılmasına ilişkin düzenleme bulunmaktadır.
Yalan tanıklık sonucu kişinin gözaltına alınması veya tutuklanması ve sonrasında yüklenen fiili işlemediği için beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi halinde ise kanunda ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümler çerçevesinde dolaylı faillik sorumluluğu öngörülmektedir.
Bu hükümler, yalan tanıklığın bir kişinin özgürlüğünü doğrudan etkilediği durumların neden daha ağır değerlendirildiğini göstermektedir.
Yalan Tanıklık Nedeniyle Bir Kişi Ağır Mahkûmiyet Alırsa Ne Olur?
TCK 272’nin en ağır hükümleri, gerçeğe aykırı tanıklığın başka bir kişi bakımından çok ağır ceza sonuçları doğurduğu durumlarla ilgilidir.
Kanuna göre aleyhine yalan tanıklık yapılan kişinin ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis cezasına mahkûm edilmesi halinde yalan tanıklık yapan kişi hakkında yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezası gündeme gelebilir.
Ayrıca ilgili hapis cezasının infazına başlanmış olması durumunda kanunda cezanın artırılmasına ilişkin özel düzenleme bulunmaktadır.
Bunun yanında aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında hapis dışında adli veya idari yaptırım uygulanması halinde de TCK 272’de ayrıca daha ağır yaptırım öngörülmektedir.
Bu hükümler yalan tanıklığın adalet sistemi üzerindeki etkisinin ne kadar ciddi olabileceğini ortaya koymaktadır.
Ancak bu ağırlaştırılmış hükümlerin uygulanabilmesi için kanundaki bütün özel şartların somut olayda gerçekleşmesi gerekir.
Yalan Tanıklık Suçu Şikâyete Tabi midir?
Yalan tanıklık suçu şikâyete tabi mi? sorusu internette sık araştırılmaktadır.
TCK 272’de yalan tanıklık suçunun soruşturulmasını şikâyete bağlayan bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle suç kural olarak re’sen soruşturulan ve kovuşturulan suçlar arasındadır.
Başka bir ifadeyle suçtan etkilenen kişinin ayrıca “şikâyetçiyim” demesi, kamu makamlarının soruşturma yapabilmesinin zorunlu koşulu değildir.
Savcılık suç işlendiğine ilişkin yeterli şüphe doğuran bir durumdan haberdar olduğunda soruşturma süreci gündeme gelebilir.
Bu sebeple şikâyetten vazgeçilmesi de şikâyete bağlı suçlarda olduğu gibi yalan tanıklık soruşturmasını kendiliğinden sona erdirmez.
Yalan Tanıklık Suçunda Şikâyetten Vazgeçme Davayı Düşürür mü?
Yalan tanıklık suçu şikâyete bağlı olmadığından, hakkında gerçeğe aykırı tanıklık yapılan kişinin daha sonra “şikâyetimden vazgeçiyorum” şeklinde beyanda bulunması tek başına kamu davasının düşmesi sonucunu doğurmaz.
Bu durum, yalan tanıklık ile şikâyete bağlı bazı diğer suçların birbirine karıştırılmaması açısından önemlidir.
Yalan tanıklıkta korunan değer adalet sisteminin doğru işlemesi olduğundan devletin ceza soruşturması yalnızca bireyin iradesine bağlı değildir.
Ancak mağdur veya ilgili kişinin beyanları delillerin değerlendirilmesinde önem taşıyabilir.
Yalan Tanıklık Suçunda Uzlaştırma Olur mu?
Yalan tanıklık suçu adliyeye karşı suçlar arasında düzenlenmiştir ve şikâyete bağlı bir suç değildir. Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki uzlaştırma kapsamı dikkate alındığında yalan tanıklık suçu bakımından genel olarak uzlaştırma prosedürü uygulanmaz.
Bu nedenle tarafların kendi aralarında anlaşmaları veya hakkında tanıklık yapılan kişinin tanığı affetmesi, tek başına ceza soruşturmasını ortadan kaldıran bir sonuç doğurmaz.
Somut dosyada suç vasfı farklı olabileceğinden, yalnızca olayın taraflarının kullandığı “yalan tanıklık” ifadesine göre değil savcılık tarafından yapılan hukuki nitelendirmeye göre değerlendirme yapılmalıdır.
Yalan Tanıklık Suçunda Etkin Pişmanlık Var mıdır?
Evet.
Yalan tanıklık suçunda etkin pişmanlık, Türk Ceza Kanunu’nun 274. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir.
Kanun, tanığın gerçeğe ne zaman döndüğüne göre farklı sonuçlar öngörmektedir.
Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlaması veya yoksunluğu sonucunu doğuracak karar verilmeden ya da hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde cezaya hükmolunmaz.
Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında hak kısıtlaması veya yoksunluğu doğuran bir karar verildikten sonra ancak henüz hüküm kurulmadan gerçeğin söylenmesi halinde cezada üçte ikiden yarıya kadar indirim yapılabilir.
Mahkûmiyet hükmü verilmiş ancak henüz kesinleşmemişken gerçeğin söylenmesi halinde ise verilecek cezada yarıdan üçte bire kadar indirim yapılabilmesine ilişkin düzenleme bulunmaktadır.
Bu nedenle gerçeğe aykırı tanıklık yaptığını fark eden veya bundan vazgeçmek isteyen kişi bakımından gerçeğin hangi aşamada açıklandığı hukuki sonucu önemli ölçüde etkileyebilir.
Yalan Tanıklık Sonradan Düzeltilirse Suç Ortadan Kalkar mı?
“Mahkemede yanlış söyledim, sonra doğrusunu söylersem ceza alır mıyım?” sorusunun cevabı TCK 274’teki etkin pişmanlık düzenlemesiyle yakından bağlantılıdır.
Gerçeğe dönüşün zamanı kritik öneme sahiptir.
Kanunun öngördüğü ilk aşamada gerçeğin açıklanması halinde cezaya hükmedilmemesi mümkünken, süreç ilerledikçe yalnızca cezada indirim gündeme gelebilir.
Dolayısıyla yalan ifadenin sonradan düzeltilmesi her aşamada aynı sonucu doğurmaz.
Yargıtay uygulamasında da ilk tanıklığının yalan olduğunu kabul ederek daha sonraki duruşmada gerçeği söyleyen kişi yönünden etkin pişmanlık hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiğine karar verildiği görülmektedir.
Yalan Tanıklık ile İftira Suçu Arasındaki Fark Nedir?
Yalan tanıklık ve iftira suçu günlük kullanımda zaman zaman birbirine karıştırılmaktadır.
Oysa hukuki unsurları farklıdır.
Yalan tanıklıkta kişi hukuken tanık sıfatıyla dinlenirken gerçeğe aykırı açıklama yapar.
İftira suçunda ise bir kişinin işlemediğini bildiği hukuka aykırı fiili işlediğini ileri sürerek hakkında soruşturma, kovuşturma veya idari yaptırım uygulanmasını sağlamaya yönelik davranış söz konusu olabilir.
Her gerçeğe aykırı suçlama yalan tanıklık değildir.
Örneğin kişi tanık sıfatında değilse, yaptığı açıklamanın niteliğine göre farklı bir suçun değerlendirilmesi gündeme gelebilir.
Bu nedenle suçun doğru hukuki nitelendirilmesi için kişinin ifade verdiği andaki sıfatının belirlenmesi gerekir.
Yalan Tanıklık ile Yalan Yere Yemin Aynı Suç mudur?
Hayır.
Yalan tanıklık ile yalan yere yemin farklı suçlardır.
Yalan tanıklık TCK 272’de düzenlenirken, yalan yere yemin TCK 275’te ayrıca düzenlenmiştir.
Yalan yere yemin özellikle hukuk davalarında tarafların yemin delili kapsamında gerçeğe aykırı yemin etmesiyle ilgilidir.
Tanık ise davanın tarafı olarak yemin eden kişiyle aynı hukuki statüde değildir.
Bu nedenle “mahkemede yalan söylemek” şeklindeki genel ifade kullanılmasına rağmen, kişinin tanık mı, davacı mı, davalı mı, şüpheli mi veya sanık mı olduğu suçun hukuki niteliğini değiştirebilir. TCK 274 ve devamındaki düzenlemelerde yalan tanıklık ile yalan yere yemin ayrı suç başlıkları altında düzenlenmektedir.
Şüpheli veya Sanığın Yalan Söylemesi Yalan Tanıklık Suçu mudur?
Kural olarak bir kişi kendi yargılandığı dosyada sanık veya şüpheli sıfatıyla yaptığı savunma nedeniyle tanık olarak değerlendirilmez.
Yalan tanıklık suçunun oluşabilmesi için kişinin tanık sıfatıyla ifade vermesi önemlidir.
Yargıtay kararlarında da şüpheli veya sanık sıfatıyla verilmiş beyanların yalan tanıklık suçunun konusu olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı durumlara dikkat çekilmektedir.
Bu nedenle aynı kişinin farklı dosyalarda farklı hukuki sıfatlarının bulunabileceği gözden kaçırılmamalıdır.
Kendi dosyasında sanık olan kişi, başka bir kişinin dosyasında usulüne uygun şekilde tanık olarak dinlenebilir. Hangi açıklamanın hangi sıfatla verildiğinin tespiti suç değerlendirmesi açısından gereklidir.
Hukuk Davasında Yalan Tanıklık Suçu Oluşur mu?
Evet.
Yalan tanıklık yalnızca ceza davalarına özgü değildir.
Mahkeme huzurunda gerçeğe aykırı tanıklık yapılması halinde, uyuşmazlığın hukuk davası olması yalan tanıklık sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
İş davası, alacak davası, tazminat davası, boşanma davası veya başka bir özel hukuk uyuşmazlığında usulüne uygun biçimde tanık olarak dinlenen kişinin bilinçli şekilde gerçeğe aykırı beyanda bulunması TCK 272 kapsamında değerlendirilebilir.
Nitekim TCK 273/2’de özel hukuk uyuşmazlıklarında yapılan yalan tanıklık açısından yakınlara ilişkin şahsi cezasızlık veya indirim hükmünün uygulanmayacağının ayrıca belirtilmiş olması da yalan tanıklık suçunun özel hukuk uyuşmazlıklarında gündeme gelebileceğini göstermektedir.
Boşanma Davasında Yalan Tanıklık Suç mudur?
Boşanma davasında yalan tanıklık konusu uygulamada sık karşılaşılan araştırmalardan biridir.
Tanığın eşlerin yaşamına, şiddet iddiasına, sadakat yükümlülüğüne, ekonomik olaylara veya başka vakıalara ilişkin bilgisi bulunmadığı halde bilerek görmüş gibi açıklama yapması, şartların bulunması halinde yalan tanıklık suçu kapsamında değerlendirilebilir.
Ancak boşanma davalarında tanıkların aile içi olayları farklı yorumlaması veya duyduklarını doğrudan görmüş oldukları olaylarla karıştırması gibi durumlar yaşanabilir.
Bu nedenle her reddedilen veya mahkeme tarafından inandırıcı bulunmayan tanık beyanı yalan tanıklık suçu olarak kabul edilmez.
Gerçeğe aykırılığın ve kastın ayrıca ortaya konulması gerekir.
İş Mahkemesinde Yalan Tanıklık Suçu Oluşabilir mi?
İşçilik alacağı, işe iade, fazla çalışma, ücret, mobbing veya iş sözleşmesinin sona ermesine ilişkin davalarda tanık beyanları önemli rol oynayabilir.
Bu nedenle iş mahkemesinde yalan tanıklık iddiaları da uygulamada görülebilmektedir.
Ancak bir tanığın çalışanın mesai saatlerini tam hatırlamaması veya işyerindeki her olayı görmemesi başka, hiç bilmediği bir olayı bilinçli biçimde olmuş veya olmamış gibi anlatması başkadır.
Yargıtay’ın 2024 tarihli bir kararında da iş mahkemesinde verilen tanık beyanlarına ilişkin yalan tanıklık iddiasında yalnızca ilk değerlendirmeyle yetinilmemesi; ilgili dosyanın, e-postaların ve diğer delillerin incelenerek soruşturmanın genişletilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
Bu durum yalan tanıklık iddiasının somut deliller üzerinden araştırılması gerektiğini göstermektedir.
Yalan Tanıklık Suçu İçin Suç Duyurusu Nasıl Yapılır?
Bir kişinin mahkemede veya yetkili makam önünde bilerek gerçeğe aykırı tanıklık yaptığını düşünen kişi, şartların bulunması halinde Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunabilir.
Ayrıca yargılamayı yapan mahkeme de önüne gelen olayda suç şüphesi bulunduğu kanaatine ulaşırsa gerekli işlemlerin gerçekleştirilmesi için ilgili makamlara bildirimde bulunabilir.
Suç duyurusunda yalnızca “tanık yalan söyledi” ifadesinin kullanılması yerine, hangi beyanın gerçeğe aykırı olduğu ve bu iddiayı destekleyen somut delillerin belirtilmesi önemlidir.
Örneğin mahkeme tutanağı, önceki ifade, kamera görüntüsü, belge, mesaj, resmi kayıt veya başka bir objektif delil varsa bunların değerlendirmeye sunulması soruşturma açısından önem taşıyabilir.
Ancak bir tanığın beyanını beğenmemek veya tarafın aleyhine ifade vermiş olması tek başına yalan tanıklık iddiasını haklı hale getirmez.
Yalan Tanıklık Suçu Ne Zaman Tamamlanır?
Yalan tanıklık suçunda temel olarak gerçeğe aykırı tanıklığın yetkili makam önünde gerçekleştirilmesiyle suç tamamlanabilir.
Akademik değerlendirmelerde yalan tanıklığın temel şeklinin netice aranmasını gerektirmeyen bir suç olduğu, buna karşılık TCK 272’de bazı sonuçların daha ağır yaptırım gerektiren haller şeklinde ayrıca düzenlendiği belirtilmektedir.
Bu nedenle yalan ifadenin mahkemenin kararını gerçekten değiştirip değiştirmemesi temel suçun oluşumu bakımından her durumda şart değildir.
Ancak gerçeğe aykırı tanıklık sonucunda kişinin özgürlüğünün kısıtlanması veya ağır mahkûmiyet gibi sonuçların doğması, kanundaki ağırlaştırılmış hükümlerin uygulanması açısından önem taşıyabilir.
Yalan Tanıklık Suçunda Mahkeme Hangi Delilleri İnceler?
Yalan tanıklık davasında mahkemenin öncelikli olarak tanıklığın yapıldığı asıl dava veya soruşturma dosyasını incelemesi gerekebilir.
Tanık ifade tutanakları karşılaştırılır.
Tanıklık konusu olayla ilgili maddi deliller değerlendirilir.
Tanığın olay yerinde bulunup bulunamayacağı araştırılabilir.
Kamera görüntüleri, bilirkişi raporları ve elektronik kayıtlar incelenebilir.
Başka kişilerin beyanlarına başvurulabilir.
Tanığın açıklamalarının yalnızca yanlış olup olmadığı değil, bilinçli biçimde gerçeği değiştirmeye yönelik olup olmadığı araştırılır.
Yalan tanıklık suçunda mahkûmiyet açısından ceza yargılamasının genel ilkeleri geçerli olduğundan suçun şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya konulması önemlidir.
Yalancı Tanıklık Suçu Hakkında Sık Sorulan Sorular
Yalan tanıklık suçunun cezası nedir?
Cezanın miktarı yalan tanıklığın yapıldığı makam ve tanıklık yapılan dosyanın niteliğine göre değişir. TCK 272’de temel durum için dört aydan bir yıla, mahkeme huzurunda yalan tanıklık için bir yıldan üç yıla ve üç yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçla ilgili tanıklıkta iki yıldan dört yıla kadar hapis cezaları düzenlenmiştir. Daha ağır sonuçların gerçekleşmesi halinde ayrıca ağırlaştırılmış hükümler bulunmaktadır.
Tanık ifadesini değiştirirse yalan tanıklık suçu oluşur mu?
İfadenin değişmesi tek başına yeterli değildir. Beyanlardan hangisinin gerçeğe aykırı olduğu ve kişinin bilinçli biçimde yalan söyleyip söylemediği araştırılmalıdır. Yargıtay da salt çelişkinin tek başına yeterli olmadığı görüşündedir.
Yanlış hatırlamak suç mudur?
Kişinin gerçekten yanlış hatırlaması, yanılması veya olayı hatalı algılaması tek başına yalan tanıklık suçunu oluşturmaz. Gerçeğe aykırılığın bilinçli olması gerekir.
Mahkemede yalan tanıklık yapılırsa ne olur?
Şartları oluştuğunda TCK 272/2 uyarınca ceza sorumluluğu gündeme gelebilir. Beyanın çok daha ağır sonuçlara neden olması halinde TCK 272’nin diğer fıkraları uygulanabilir.
Yalan tanıklık şikâyete bağlı mı?
Kural olarak hayır. TCK 272’de şikâyet koşulu bulunmadığından suç re’sen takip edilir.
Şikâyetten vazgeçme yalan tanıklık davasını düşürür mü?
Yalan tanıklık şikâyete bağlı bir suç olmadığından, şikâyetten vazgeçmek tek başına soruşturmayı veya kamu davasını sona erdirmez.
Akraba için yalan tanıklık yapılırsa ceza alınır mı?
TCK 273’te kişinin kendisi, üstsoyu, altsoyu, eşi veya kardeşinin soruşturma veya kovuşturmaya uğramasına yol açabilecek hususlarla ilgili özel indirim veya cezasızlık imkânı düzenlenmiştir. Ancak bu hüküm otomatik değildir ve özel hukuk uyuşmazlıklarında uygulanmaz.
Yalan tanıklıktan vazgeçip gerçeği söylemenin faydası var mı?
Evet. TCK 274 yalan tanıklık suçunda özel etkin pişmanlık hükümleri düzenlemektedir. Gerçeğin hangi aşamada açıklandığına göre cezaya hükmedilmemesi veya cezada indirim yapılması mümkün olabilir.
Sanığın mahkemede yalan söylemesi yalan tanıklık sayılır mı?
Sanık kendi davasında tanık değil savunma yapan kişidir. Yalan tanıklık suçunun oluşması için kişinin tanık sıfatıyla beyanda bulunması gerekir.
Hukuk davasında yalan tanıklık suç olur mu?
Evet. Mahkeme huzurunda tanık sıfatıyla bilinçli olarak gerçeğe aykırı beyanda bulunulması hukuk davalarında da yalan tanıklık suçunu gündeme getirebilir.
Yalancı Tanıklık Suçu ve Cezası Nasıl Değerlendirilir?
Yalancı tanıklık suçu ve cezası, teknik hukuki adıyla yalan tanıklık suçu, adalet sisteminin doğru çalışmasını korumaya yönelik önemli ceza hukuku düzenlemelerinden biridir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 272. maddesine göre soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili makam önünde veya mahkemede bilinçli biçimde gerçeğe aykırı tanıklık yapılması cezai sorumluluk doğurabilir. Kanun, tanıklığın yapıldığı makam ve soruşturulan suçun ağırlığına göre farklı hapis cezaları öngörmektedir. Yalan tanıklığın kişinin gözaltına alınmasına, tutuklanmasına veya çok ağır mahkûmiyet sonucuyla karşılaşmasına neden olması halinde ise daha ağır hükümler uygulanabilir.
Ancak her yanlış tanık beyanı yalan tanıklık değildir.
Tanığın olayı yanlış hatırlaması, tarih veya saat konusunda yanılması, olayın belirli bir kısmını farklı algılaması veya zaman içerisinde ayrıntıları unutması tek başına suçun oluştuğunu göstermez.
Yalan tanıklık suçunun temel noktası, kişinin tanık sıfatıyla gerçeğe aykırı olduğunu bildiği bir açıklamayı bilinçli biçimde yapmasıdır.
Yargıtay uygulamasında da yalnızca ifadeler arasındaki çelişkinin mahkûmiyet için yeterli olmadığı; kişinin gerçeği bilerek değiştirdiğinin hukuken yeterli delillerle ortaya konulması gerektiği kabul edilmektedir.
Suçun değerlendirilmesinde kişinin gerçekten tanık sıfatıyla dinlenip dinlenmediği de belirleyicidir. Şüpheli veya sanık sıfatıyla yapılan savunma ile tanık sıfatıyla verilen ifade aynı hukuki rejime tabi değildir.
Ayrıca tanıklıktan çekinme hakkı, yakın akrabalar için TCK 273’te düzenlenen şahsi cezasızlık veya cezada indirim sebepleri ve TCK 274 kapsamındaki etkin pişmanlık hükümleri somut olayın sonucunu önemli ölçüde etkileyebilir.
Özellikle gerçeğe aykırı tanıklık sonradan düzeltilmişse, gerçeğin hangi aşamada söylendiğinin belirlenmesi gerekir. Hakkında tanıklık yapılan kişiye yönelik hak kısıtlaması veya hüküm aşaması ilerledikçe etkin pişmanlığın ceza üzerindeki etkisi değişebilmektedir.
Sonuç olarak yalan tanıklık suçu, yalnızca bir mahkeme tutanağındaki iki farklı cümlenin karşılaştırılmasıyla değerlendirilebilecek basit bir suç tipi değildir. Tanıklığın hangi makam önünde yapıldığı, kişinin tanık sıfatı, beyanın gerçeğe aykırılığı, failin kastı, tanıklık yapılan olayın niteliği, tanıklıktan çekinme hakkı, gerçeğe dönüş zamanı ve yalan tanıklığın meydana getirdiği sonuçların birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Devam eden bir soruşturma veya dava bakımından ise ifade tutanakları, tanıklığın yapıldığı asıl dosya ve diğer deliller görülmeden kesin hukuki sonuca ulaşılması doğru değildir.
Bu makale genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Belirli bir soruşturma, suç duyurusu, tanık ifadesi, mahkeme dosyası veya ceza davası hakkında kişiye özel hukuki görüş ya da hukuki danışmanlık yerine geçmez.
