Tokat’ta yer alan avukatlarımızın sizler için hazırladığı Boşanma Davalarında Çocuk Hakları ve Velayet Süreci ile alakalı içeriği inceleyin.
Boşanma, eşler arasındaki evlilik birliğinin hukuki olarak sona ermesini ifade etse de, özellikle ortak çocukların varlığı halinde bu süreç çok daha karmaşık ve hassas bir boyuta taşınmaktadır. Boşanma davalarında çocuk hakları ve velayet süreci, hukuk sistemimizin üzerinde en çok titrediği, incelemelerin en detaylı şekilde yapıldığı alanların başında gelmektedir. Evlilik birliğinin temelden sarsılması veya diğer yasal nedenlerle yollarını ayırma kararı alan eşler için boşanma süreci ne kadar yıpratıcı olursa olsun, kanun koyucu her zaman zayıf konumda olan tarafı, yani çocukları korumayı hedeflemiştir.
Boşanma Sürecine Genel Bakış ve Çocukların Hukuki Durumu
Evlilik birliğinin sona ermesi, çocuklar için sadece fiziksel bir ev değişikliği değil, aynı zamanda duygusal ve psikolojik bir kırılma noktasıdır. Türk Medeni Kanunu ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler, çocuğun bu süreci en az hasarla atlatması için çeşitli güvenceler sunar. Bir boşanma davası açıldığında, mahkemenin ilk ve en önemli önceliği eşlerin kusur oranlarından ziyade çocuğun üstün yararı ilkesini tesis etmektir.
Hukuk sistemimizde boşanma davaları anlaşmalı ve çekişmeli olmak üzere iki ana kategoriye ayrılır. Sürecin nasıl ilerlediği, çocukların durumunu doğrudan etkiler. Anlaşmalı boşanmalarda taraflar çocukların geleceği konusunda ortak bir mutabakata varırken, çekişmeli boşanmalarda bu kararı tamamen bağımsız ve tarafsız olan Aile Mahkemesi hakimi verir. Her iki durumda da devletin çocuk üzerindeki koruyucu şemsiyesi ortadan kalkmaz. Hakim, ebeveynlerin anlaştığı şartları bile çocuğun menfaatine aykırı bulursa müdahale etme ve değiştirme yetkisine sahiptir.
Türk Hukukunda Çocuğun Üstün Yararı İlkesi Nedir?
Çocuğun üstün yararı, velayet davalarının ve boşanma hukuku içerisindeki çocukla ilgili her türlü düzenlemenin temel taşıdır. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Türk Medeni Kanunu gereğince, çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde çocuğun yararı temel düşüncedir. Peki, bu kavram tam olarak neyi ifade eder?
Çocuğun üstün yararı; çocuğun bedensel, zihinsel, ahlaki, ruhsal ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacını güder. Mahkeme, ebeveynlerin isteklerinden, maddi güçlerinden veya şahsi hırslarından tamamen bağımsız olarak, çocuğun geleceği için en sağlıklı ortamın neresi olduğunu araştırır. Bu ilke gereğince hakim, çocuğun eğitim hayatının kesintiye uğramaması, alıştığı sosyal çevreden koparılmaması, sağlık ihtiyaçlarının en iyi şekilde karşılanması ve psikolojik dengesinin korunması gibi faktörleri bir bütün olarak değerlendirir. Velayet kararı verilirken annenin veya babanın kimin daha haklı olduğu değil, çocuğun kimin yanında daha iyi yetişeceği sorusunun cevabı aranır.
Velayet Nedir ve Velayet Hakkının Kapsamı Nelerdir?
Velayet, ergin olmayan (18 yaşını doldurmamış) çocukların veya kısıtlanmış ergin çocukların bakımı, eğitimi, korunması ve temsil edilmesi amacıyla anne ve babaya tanınmış olan haklar ve yükümlülükler bütünüdür. Evlilik birliği devam ettiği sürece anne ve baba velayet hakkını ortaklaşa kullanırlar. Ancak boşanma davası açıldığı andan itibaren mahkeme, sürecin sağlıklı yürümesi için geçici tedbirler almak zorundadır.
Velayet hakkı sadece bir çocuğun nerede yaşayacağını belirlemez. Bu hak, çok geniş kapsamlı sorumluluklar içerir. Velayet hakkına sahip olan ebeveyn, çocuğun dini ve ahlaki eğitimini belirleme, okul seçimini yapma, tıbbi müdahalelerde onay verme ve çocuğun mallarını yönetme gibi kritik yetkilere sahip olur. Ancak bu yetkiler sınırsız değildir; her zaman çocuğun menfaatleri doğrultusunda kullanılmak zorundadır. Aksi takdirde, kanun devlete bu duruma müdahale etme yetkisi vermiştir.
Boşanma Davalarında Velayet Süreci Nasıl İşler?
Velayet sürecinin işleyişi, açılan boşanma davasının türüne göre büyük farklılıklar gösterir. Hukuk sistemimiz, süreci olabildiğince hızlı ve çocuğun psikolojisini bozmayacak şekilde yürütmeyi hedefler ancak fiili durumda davalar uzun sürebilmektedir.
Anlaşmalı Boşanma Davalarında Velayet Düzenlemesi
Tarafların evlilik birliğini sona erdirme konusunda tüm mali ve hukuki sonuçlarda mutabık kaldığı davalara anlaşmalı boşanma denir. Bu davalarda taraflar, hazırladıkları anlaşmalı boşanma protokolü içerisinde çocuğun velayetinin kimde kalacağını, diğer eşin çocukla nasıl ve ne zaman görüşeceğini, ayrıca çocuk için ödenecek maddi destek miktarını açıkça belirtirler. Ancak hakimin protokolü doğrudan onaylama zorunluluğu yoktur. Hakim, tarafları ve gerekirse çocuğu dinleyerek yapılan anlaşmanın çocuğun üstün yararına uygun olup olmadığını denetler. Eğer ebeveynlerin anlaştığı velayet düzenlemesi çocuğu tehlikeye atacak veya gelişimini olumsuz etkileyecek bir durum içeriyorsa, hakim müdahale edebilir veya protokolün değiştirilmesini talep edebilir.
Çekişmeli Boşanma Davalarında Velayet Kararı
Eşlerin boşanma, tazminat, nafaka veya velayet konularından en az birinde anlaşamadığı durumlarda süreç çekişmeli boşanma olarak ilerler. Bu davalarda velayet süreci son derece titiz yürütülür. Dava açılır açılmaz hakim, yargılama süreci boyunca çocuğun bakım ve korunmasını sağlamak amacıyla geçici velayet (tedbir velayeti) kararı verir. Bu geçici karar, davanın sonuna kadar çocuğun düzeninin bozulmamasını amaçlar. Çekişmeli davalarda hakim, tarafların iddialarını, sundukları delilleri, tanık beyanlarını ve en önemlisi uzman raporlarını inceleyerek nihai kararını şekillendirir. Bu süreçte her iki taraf da çocuğun kendisinde kalması halinde sunacağı imkanları mahkemeye kanıtlamakla yükümlüdür.
Mahkeme Velayeti Belirlerken Hangi Kriterleri Dikkate Alır?
Toplumda doğru bilinen pek çok yanlışın aksine, velayet kararı otomatik olarak belirli bir tarafa verilmez. Yargıtay içtihatları ve kanun maddeleri ışığında, mahkemenin velayet davasında dikkate aldığı çok sayıda hayati kriter bulunmaktadır.
Çocuğun Yaşı ve İhtiyaçları (0-3 ve 3-7 Yaş Dönemleri)
Çocuğun yaşı, velayetin kime verileceği konusunda en belirleyici faktörlerin başında gelir. Özellikle 0-3 yaş arasındaki bebeklik ve erken çocukluk döneminde olan çocukların, anne bakımına ve şefkatine mutlak surette muhtaç olduğu kabul edilir. Bu dönemde anne sütünün önemi ve anne ile kurulan duygusal bağın fiziksel ve ruhsal gelişim üzerindeki etkisi çok büyüktür. Bu nedenle, annenin çok ağır bir psikolojik rahatsızlığı, çocuğa zarar verme ihtimali veya hayati tehlike oluşturan bir bağımlılığı olmadığı sürece, bu yaş grubundaki çocukların velayeti neredeyse her zaman anneye verilir.
3-7 yaş arasındaki dönemde de annenin bakım ve şefkatine olan ihtiyaç devam etmekle birlikte, çocuğun artık yavaş yavaş dış dünyayı algılamaya başladığı bir sürece girilir. Bu yaş grubunda da anne öncelikli olsa da, babanın sunduğu imkanlar ve annenin çocuğun gelişimine katacağı değerler daha detaylı incelenmeye başlanır. Okul çağına (7-12 yaş) gelindiğinde ise artık eğitim olanakları, çocuğun sosyal çevresi, alışkanlıkları ve hangi ebeveynin çocuğun entelektüel ve ahlaki gelişimine daha fazla katkı sunacağı değerlendirme kapsamına girer. Ergenlik döneminde (12 yaş ve üzeri) ise çocuğun kendi tercihleri ve görüşleri çok daha büyük bir ağırlık kazanır.
Ebeveynlerin Yaşam Tarzı ve Psikolojik Durumları
Mahkeme, ebeveynlerin sadece maddi güçlerini değil, aynı zamanda manevi ve psikolojik durumlarını da mercek altına alır. Bir ebeveynin çok yüksek bir gelire sahip olması, velayeti tek başına alması için yeterli bir sebep değildir. Ebeveynin ahlaki yapısı, yaşam tarzı, alkol veya madde bağımlılığının olup olmaması, öfke kontrol problemi yaşayıp yaşamadığı gibi unsurlar son derece kritiktir. Şiddet eğilimi olan, çocuğa fiziksel veya psikolojik baskı uygulayan bir ebeveyne velayetin verilmesi söz konusu dahi olamaz. Boşanma sürecinde çocuğun psikolojisi korunması gereken en değerli unsurdur. Ebeveynlerin iş saatleri, seyahat sıklıkları ve çocuğa ayırabilecekleri kaliteli zaman da mahkeme tarafından dikkatle incelenir.
Kardeşlerin Ayrılmaması İlkesi
Birden fazla çocuğun bulunduğu boşanma davalarında yargının benimsediği temel prensiplerden biri de kardeşlerin birbirinden ayrılmaması kuralıdır. Çocukların zaten anne ve babanın ayrılığı nedeniyle yaşadıkları travmayı, bir de kardeşlerinden koparılarak katmerli hale getirmemek esastır. Kardeşler arasındaki bağın korunması, onların dayanışma duygusunun zedelenmemesi için, zorunlu ve çok istisnai durumlar (örneğin kardeşlerin birbirine ciddi zarar vermesi veya yaşlarının ve ihtiyaçlarının tamamen farklı uçlarda olması) haricinde velayet kararı verilirken tüm kardeşlerin aynı ebeveynde kalmasına özen gösterilir.
Pedagog ve Sosyal İnceleme Uzmanı Raporlarının Önemi
Velayet konularının karara bağlanmasında Aile Mahkemesi hakimlerinin en büyük yardımcıları, mahkeme bünyesinde görev yapan pedagog, psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarıdır. Çekişmeli davalarda hakim, tarafların yaşam koşullarının incelenmesi ve çocuğun durumunun değerlendirilmesi için bir Sosyal İnceleme Raporu (SİR) hazırlanmasını talep eder.
Uzmanlar, süreci çok yönlü olarak ele alırlar. Sadece mahkeme salonunda değil, aynı zamanda ebeveynlerin yaşadıkları evlere giderek saha çalışması yaparlar. Çocuğun yaşayacağı fiziki ortamın sağlığa ve gelişime uygunluğunu, çocuğun kendisine ait bir odası veya yaşam alanı olup olmadığını incelerler. Ayrıca uzmanlar, her iki ebeveynle ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirir, onların çocuk yetiştirme tutumlarını, çocukla olan iletişim tarzlarını ve birbirlerine karşı olan tavırlarını analiz ederler. Eğer çocuk idrak çağındaysa, uzmanlar çocukla da yaş düzeyine uygun, onu yönlendirmeyen ve travmatize etmeyen yöntemlerle görüşerek çocuğun iç dünyasını anlamaya çalışırlar. Hazırlanan velayet davasında pedagog raporu, hakimi bağlayıcı olmamakla birlikte, kararın şekillenmesinde çok büyük bir etkiye sahiptir ve hakim bu raporun aksine bir karar verecekse bunu mutlaka gerekçelendirmek zorundadır.
Çocuğun Dinlenmesi ve Fikrine Başvurulması
Hukuk sistemimizde çocuğun bir birey olarak kabul edilmesi ve kendini ilgilendiren konularda söz hakkına sahip olması uluslararası sözleşmelerin bir gereğidir. Yargıtay uygulamalarına göre, kendini ifade edebilecek olgunluğa erişmiş, genellikle idrak çağı olarak kabul edilen 8 yaş ve üzerindeki çocukların, velayet davalarında bizzat dinlenmesi esastır.
Çocuğun dinlenmesi aşaması oldukça hassas bir şekilde yürütülür. Çocuğa doğrudan “Anneni mi istiyorsun, babanı mı?” gibi onu taraf seçmeye zorlayacak, suçluluk duygusuna itecek sorular sorulmaz. Bunun yerine uzmanlar eşliğinde çocuğun günlük yaşam alışkanlıkları, kendini nerede daha güvende hissettiği, geleceğe dair beklentileri dinlenir. Çocuğun beyanı önemli bir delil olmakla birlikte, tek başına belirleyici değildir. Çünkü çocuklar zaman zaman bir ebeveynin baskısı, vaatleri veya yönlendirmesi altında kalarak kendi gerçek istekleri dışında beyanlarda bulunabilirler. Hakim ve uzmanlar, çocuğun bu beyanının samimi olup olmadığını ve çocuğun üstün yararıyla örtüşüp örtüşmediğini titizlikle tartar.
Boşanma Davalarında Ortak Velayet Kavramı ve Uygulaması
Geleneksel Türk Aile Hukukunda boşanma sonrası velayet ebeveynlerden sadece birine verilmekteydi. Ancak gelişen hukuk normları ve Türkiye’nin taraf olduğu Ek 11 No’lu Protokol çerçevesinde ortak velayet kavramı hukuk sistemimize giriş yapmıştır. Ortak velayet, boşanmadan sonra anne ve babanın çocuk üzerindeki velayet hak ve sorumluluklarını eşit şekilde paylaşmaya devam etmeleri anlamına gelir.
Ortak velayetin uygulanabilmesi için katı şartlar bulunmaktadır. En önemli şart, tarafların bu konuda istekli olmaları ve ortak velayet için mahkemeye birlikte başvurmalarıdır. Çekişmeli, çatışmalı ve iletişimsizliğin hat safhada olduğu durumlarda mahkeme resen ortak velayet kararı vermez. Ortak velayette çocuk ağırlıklı olarak bir ebeveynin yanında ikamet etse de, eğitim, sağlık, seyahat gibi çocuğu ilgilendiren majör kararlar her iki ebeveynin ortak onayı ile alınır. Bu sistem, ebeveynlerin medeni bir şekilde görüşebildiği, çocukla ilgili konularda ego savaşlarını bir kenara bırakabildiği durumlar için idealdir ve çocuğun her iki ebeveyni ile de güçlü bağlar kurmasına olanak tanır.
Velayeti Alamayan Eşin Çocukla Kişisel İlişki Kurma Hakkı
Velayet kararı bir ebeveyne verildiğinde, diğer ebeveynin çocukla olan yasal ve duygusal bağı kesilmez. Aksine, çocuğun sağlıklı gelişimi için velayeti elinde bulundurmayan ebeveyni ile düzenli ve sağlıklı bir iletişim kurması şarttır. Bu iletişimin hukuki adı çocukla kişisel ilişki kurulmasıdır.
Kişisel İlişki Tesisi Nasıl Belirlenir?
Mahkeme, kişisel ilişki sürelerini belirlerken de yine çocuğun yaşını ve okul durumunu göz önüne alır. Genellikle uygulanan standart şablonlarda, velayeti alamayan ebeveyn çocuğu iki haftada bir hafta sonları, dini bayramların belirli günlerinde, resmi tatillerde, babalar/anneler gününde ve yaz tatilinin genellikle bir aylık döneminde yanına alır. Ancak bu süreler sabit bir kural değildir. Çocuğun bebek olması durumunda, anne sütü alması gerekliliği göz önünde bulundurularak, babanın çocukla görüşmesi daha sık aralıklarla ancak yatılı olmayacak şekilde birkaç saatlik dilimler halinde düzenlenebilir. Çocuk büyüdükçe ve okul çağına geldikçe görüşme süreleri yatılı olacak şekilde uzatılır. Farklı şehirlerde veya ülkelerde yaşayan ebeveynler için ise yolculuk süreleri ve maliyetleri dikkate alınarak daha farklı, örneğin yarıyıl tatilinin tamamı veya yaz tatilinin daha uzun bir bölümü gibi özel düzenlemeler yapılabilir.
Kişisel İlişki İhlali ve Yaptırımları
Uygulamada sıkça karşılaşılan sorunlardan biri, velayeti elinde bulunduran eşin, şahsi husumetler nedeniyle diğer eşin çocukla görüşmesine engel olmasıdır. Bu durum velayet hakkının kötüye kullanılması anlamına gelir ve hukuki yaptırımları vardır. Kişisel ilişki günlerinde çocuğu teslim etmeyen ebeveyn, diğer ebeveynin İcra Daireleri veya Çocuk Teslim Merkezleri aracılığıyla çocuğu almasına yol açar. Bu süreç çocuk için son derece yıpratıcıdır. Ayrıca, mahkeme kararına rağmen çocukla görüşülmesini sürekli olarak ve kasıtlı bir biçimde engelleyen taraf, velayet hakkını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır. Haklı bir sebep olmaksızın görüşmeyi engellemek, velayetin değiştirilmesi davası için çok güçlü bir gerekçe oluşturur.
Boşanma Sonrası Çocuğun Maddi Hakları: İştirak Nafakası
Velayet süreci sadece bakım ve gözetimi değil, mali sorumlulukları da barındırır. Çocuğun barınma, gıda, giyim, eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal aktiviteler gibi giderlerine her iki ebeveyn de kendi ekonomik güçleri oranında katılmak zorundadır. Velayeti kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında yaptığı maddi katkıya iştirak nafakası denir.
İştirak Nafakası Miktarının Belirlenmesi
İştirak nafakası, yoksulluk nafakası ile karıştırılmamalıdır; bu nafaka tamamen çocuğun haklarına yöneliktir ve eski eşe değil, fiilen çocuğun ihtiyaçlarına harcanmak üzere ödenir. Mahkeme iştirak nafakasının miktarını belirlerken kesin ve katı matematiksel formüller kullanmaz. Nafaka tutarı her somut olayın özelliğine göre değişir. Tarafların belgelenebilir aylık gelirleri, sahip oldukları mal varlıkları, çocuğun yaşı, devam ettiği okulun (özel okul veya devlet okulu) masrafları, kronik bir sağlık sorunu olup olmadığı, kurs veya spor faaliyetleri gibi etkenler bir havuzda toplanarak değerlendirilir. Hakkaniyet ilkesi gereğince, nafakayı ödeyecek tarafın da asgari geçim standartlarının altına düşmemesi sağlanır.
Eğitim ve Sağlık Giderlerinin Karşılanması
İştirak nafakası kural olarak çocuk 18 yaşını doldurup ergin olana kadar devam eder. Ancak çocuk 18 yaşını doldurmuş olmasına rağmen eğitim hayatına (örneğin üniversiteye) devam ediyorsa, çocuğun açacağı “yardım nafakası” davası ile ebeveynin destek olma yükümlülüğü eğitim hayatı bitene kadar sürebilir. Ayrıca, enflasyon ve çocuğun büyüdükçe artan ihtiyaçları göz önüne alınarak, bağlanan iştirak nafakasının her yıl belirli oranlarda (genellikle TÜFE oranında) artırılması mahkemeden talep edilebilir. Eğer zaman içinde ödeme yapan tarafın ekonomik durumu olağanüstü zenginleşir veya çocuğun ihtiyaçları öngörülemez şekilde artarsa, nafaka artırım davası açılması her zaman mümkündür.
Velayetin Değiştirilmesi Davası Hangi Hallerde Açılır?
Velayet kararları, doğası gereği kesin hüküm teşkil etmezler. Yani mahkeme bir kez velayet kararı verdi diye bu durum ömür boyu değişmeyecek anlamına gelmez. Hayatın olağan akışı içerisinde şartlar değişebilir. Çocuğun menfaati tehlikeye düştüğünde veya yeni oluşan şartlar farklı bir düzenlemeyi gerektirdiğinde velayet değiştirme davası açılabilir.
Velayetin Kötüye Kullanılması veya İhmal
Velayet sahibi ebeveynin çocuğun temel bakım ihtiyaçlarını aksatması, çocuğu fiziksel, duygusal veya ekonomik olarak istismar etmesi velayetin değiştirilmesi için en temel nedendir. Ayrıca, ebeveynin uyuşturucu, alkol veya kumar bağımlılığı geliştirmesi, haysiyetsiz bir yaşam sürmeye başlaması, ahlaki açıdan çocuğu olumsuz etkileyecek ortamlar yaratması durumunda diğer taraf derhal mahkemeye başvurarak velayeti talep edebilir. Bir diğer önemli sebep ise yukarıda değinildiği gibi, velayet hakkına sahip tarafın diğer ebeveynin çocukla kişisel ilişki kurulması hakkını sistematik olarak engellemesi ve çocuğu diğer ebeveyne karşı kışkırtmasıdır.
Şartların Esaslı Şekilde Değişmesi
Velayet sahibinin yeniden evlenmesi tek başına velayetin değiştirilmesi için yeterli bir sebep değildir. Ancak yeni evlilik kurulan ortamda üvey ebeveynin çocuğa kötü muamelesi varsa veya çocuk bu yeni ortamda psikolojik olarak ağır bir şekilde etkileniyorsa mahkeme durumu yeniden değerlendirir. Aynı şekilde velayet sahibi ebeveynin çok uzak bir şehre veya yurt dışına temelli olarak taşınma kararı alması da şartların esaslı değişikliği kabul edilir. Böyle bir durumda taşınma kararının çocuğun eğitimine ve diğer ebeveynle olan görüşme düzenine etkisi incelenerek velayetin değiştirilmesine karar verilebilir. Ayrıca çocuğun büyümesi ve ergenlik çağına gelmesiyle birlikte, artık diğer ebeveyniyle yaşamak istediğini net ve mantıklı gerekçelerle mahkemeye sunması da şartların değişmesi kapsamında değerlendirilerek velayet değişikliğine yol açabilir.
Velayetin Kaldırılması Kararı ve Sonuçları
Velayetin değiştirilmesinden çok daha ağır bir tedbir olan velayetin kaldırılması, her iki ebeveynin de çocuğa bakamayacak durumda olduğu, son çare olarak uygulanan bir yöntemdir. Anne ve babanın her ikisinin de deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya çok ağır derecede ihmalkar davranması, çocuğun fiziksel ve ahlaki gelişiminin ağır bir tehdit altında olması durumlarında mahkeme resen (kendiliğinden) veya ihbar üzerine velayeti her iki taraftan da alabilir. Velayetin kaldırılması durumunda çocuğa devlet tarafından bir vasi atanır ve çocuk uygun görülürse koruyucu aileye, akrabaların yanına veya devlet korumasına (çocuk evleri/yetiştirme yurtları) verilir. Ancak devlet her zaman anne babanın durumunun düzelip düzelmediğini takip eder; koşullar iyileşirse velayet hakkı geri verilebilir.
Boşanma Sürecinde Çocuğun Psikolojik Olarak Korunması
Hukuki süreçlerin ve mahkeme salonlarının ötesinde, boşanma davalarının en çok dikkat gerektiren yönü çocuğun psikolojik sağlığıdır. Ebeveynlerin boşanmayı bir savaş alanı olarak görmemeleri, çocuğu birbirlerinden intikam almak için bir araç veya “silah” olarak kullanmamaları gerekir. Literatürde Ebeveyne Yabancılaşma Sendromu (Parental Alienation Syndrome) olarak bilinen durum, bir ebeveynin çocuğu diğer ebeveyne karşı sürekli olarak doldurması, kötülemesi ve zihnini zehirlemesi olayıdır. Bu, uzmanlar tarafından açık bir çocuk istismarı olarak kabul edilir.
Süreç boyunca taraflar, boşanmanın sadece eşler arasında olduğunu, anne-babalık sıfatının bir ömür boyu devam edeceğini çocuğa hissettirmelidir. Ayrılık kararı çocuğa mutlaka anne ve baba tarafından birlikte, onun anlayabileceği uygun bir dille anlatılmalıdır. Gerekirse bu sancılı süreçte profesyonel bir çocuk ve ergen psikiyatristinden veya terapistinden destek almak, çocuğun gelecekte yaşayabileceği travmaları engellemek adına atılacak en doğru adımdır.
Uluslararası Boşanma Davalarında Velayet ve Çocuk Kaçırma Sorunları
Farklı ülke vatandaşlıklarına sahip eşlerin veya yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının boşanma davalarında velayet konusu, uluslararası hukukun kurallarını da içine alan karmaşık bir yapıya bürünür. Yabancı bir mahkemenin verdiği velayet kararının Türkiye’de geçerli olabilmesi için “Tanıma ve Tenfiz” davası açılması zorunludur.
Uluslararası boşanmalarda en sık karşılaşılan acı durumlardan biri, velayeti alamayan veya dava devam ederken çocuğu haksız yere kendi vatandaşı olduğu veya yaşadığı ülkeye götüren eşin eylemidir; bu durum “Uluslararası Çocuk Kaçırma” olarak tanımlanır. Türkiye’nin de taraf olduğu Lahey Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme, bu tür vakalarda çocuğun mutad meskenine (sürekli yaşadığı ve düzeninin olduğu ülkeye) derhal iade edilmesini emreder. Sözleşme hükümleri çerçevesinde, çocuğu kaçırılan ebeveyn, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü vasıtasıyla hızla süreci başlatıp çocuğunun iadesini talep etme hakkına sahiptir. Bu süreçte yerel mahkemeler, velayetin esasına girmeden, sadece çocuğun alıştığı ortama hızlıca geri dönmesini sağlamakla görevlidir.
Yargıtay Kararları Işığında Velayet Uygulamaları
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, aile hukuku ve velayet konularında içtihatları belirleyen en üst merci konumundadır. Yargıtay’ın yıllar içinde oluşturduğu emsal kararlar, alt mahkemelere yol gösterici bir fener işlevi görür. Örneğin, Yargıtay pek çok kararında “velayet hakkının, ebeveynin üstünlüğünü değil, çocuğun korunmasını amaçlayan bir kurum” olduğunun altını çizmiştir.
Yine Yargıtay emsal kararlarında, sırf maddi durumu daha iyi diye çocuğun alıştığı çevreden koparılıp babaya verilmesini, eğer anne çocuğun manevi ihtiyaçlarını yeterince karşılıyorsa bozma sebebi yapmıştır. Yargıtay’a göre çocuğun üstün yararı, sadece lüks bir hayat yaşamak değil, sevgi dolu, güvenli ve istikrarlı bir ortamda büyümektir. Keza, bir ebeveynin sadakatsizlik (zina) sebebiyle boşanmada kusurlu bulunması, doğrudan “kötü anne” veya “kötü baba” olduğu anlamına gelmez. Eğer o ebeveyn çocukla ilgilenme konusunda kusursuzsa ve uzman raporları çocuğun o ebeveynle kalmasını uygun buluyorsa, sadakatsizlik tek başına velayeti kaybetme sebebi olarak görülmeyebilir. Bu durum, hukukun meseleye ne kadar çok boyutlu yaklaştığının en açık göstergesidir.
Sıkça Sorulan Sorular ve Hukuki Yanılgılar
-
Çalışmayan anne velayeti alabilir mi?
-
Toplumdaki en büyük yanılgılardan biri çalışmayan ve geliri olmayan annenin velayeti kaybedeceği korkusudur. Kanun ve mahkemeler, çocuğun sevgi, bakım ve şefkat ihtiyacını maddi gücün önünde tutar. Baba, ödeyeceği iştirak nafakası ile çocuğun maddi ihtiyaçlarını gidermekle yükümlüdür. Bu nedenle sadece ekonomik yetersizlik, anneyi velayet hakkından mahrum etmez.
-
-
Çocuklar mahkemede hakim karşısına çıkarılır mı?
-
Kural olarak idrak çağındaki çocukların dinlenmesi esastır ancak bu, dizilerde gördüğümüz gibi soğuk ve ürkütücü bir mahkeme salonunda, sanık kürsüsünde gerçekleşmez. Çocuklar genellikle uzman pedagogların odasında, oyuncaklar eşliğinde sohbet havasında dinlenir veya hakimin odasında gayri resmi bir ortamda görüşlerine başvurulur.
-
-
Velayeti alamayan ebeveyn nafaka ödemezse çocuğu göremez mi?
-
İştirak nafakasını ödememek hukuki olarak icra takibine ve hatta tazyik hapsine konu olabilir, ancak nafaka borcunun olması velayeti elinde bulunduran ebeveyne “Çocuğu sana göstermiyorum” deme hakkı vermez. Maddi yükümlülükler ile çocukla şahsi münasebet tesisi birbirinden tamamen bağımsız hukuki olgulardır. Çocuğun anne veya babasını görme hakkı hiçbir maddi şarta bağlanamaz.
-
Boşanma, eşlerin karı-koca rolünü sonlandırsa da, anne ve baba rollerinin hayat boyu süreceği yadsınamaz bir gerçektir. Boşanma davalarında çocuk hakları, hukukun soğuk kurallarına hapsedilmemesi gereken, büyük bir empati ve özveri isteyen bir konudur. Hukuk sistemi, kanun maddeleri ve mahkeme kararları çocuğun fiziksel korunmasını ve eğitimini garanti altına almaya çalışır; ancak bir çocuğun ruhunu, kalbini ve geleceğe olan güvenini koruyacak olan yegane güç, ebeveynlerinin ona göstereceği sağduyu, olgunluk ve koşulsuz sevgidir.
Velayet süreci ne bir ödül ne de kaybedilen bir savaştır. O, sadece evlilik sonrası dönemin, ailenin en masum üyesi için en güvenli şekilde organize edilmesidir. Bu süreçte eşlerin kendi aralarındaki kızgınlıkları bir kenara bırakarak adeta birer takım arkadaşı gibi çocuğun üstün yararı için hareket etmeleri, yaşanabilecek tüm travmaları en aza indirecektir. Mahkeme salonlarında kazanılan davalar, çocuk psikolojik olarak kaybedilmişse gerçek bir zafer sayılamaz. Bu itibarla, alanında uzman hukukçulardan destek alırken süreci bir kavgaya dönüştürmekten ziyade hakkaniyetli bir çözüme ulaşmayı hedeflemek, atılacak en değerli adım olacaktır. Tarafımızca tüm detaylarıyla ele alınan bu sürecin temel dayanağı, her koşulda çocukların sağlıklı yarınlara adım atmasını temin etmektir.
