<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Emsal Kararlar arşivleri - Gülsün Hukuk Bürosu</title>
	<atom:link href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/kategori/emsal-kararlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/kategori/emsal-kararlar/</link>
	<description>Av. Ertuğrul Safa G&#220;LS&#220;N</description>
	<lastBuildDate>Sat, 20 Dec 2025 06:05:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Trafik Kazası Sonrası Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat</title>
		<link>https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/trafik-kazasi-sonrasi-olum-ve-cismani-zarar-sebebiyle-acilan-tazminat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsün Hukuk Bürosu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2025 06:05:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emsal Kararlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/?p=2841</guid>

					<description><![CDATA[<p>Trafik Kazası Sonrası Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat konulu emsal karar açıklamasına siteden erişebilirsiniz. T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9.HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R ESAS NO : 2017/2779 KARAR NO : 2019/3867 İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ: [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/trafik-kazasi-sonrasi-olum-ve-cismani-zarar-sebebiyle-acilan-tazminat/">Trafik Kazası Sonrası Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Trafik Kazası Sonrası Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat konulu emsal karar açıklamasına siteden erişebilirsiniz.</p>
<p>T.C.<br />
İSTANBUL<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
9.HUKUK DAİRESİ<br />
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
K A R A R<br />
ESAS NO : 2017/2779<br />
KARAR NO : 2019/3867<br />
İNCELENEN DOSYANIN<br />
MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
KARAR TARİHİ: 27/09/2017<br />
NUMARASI : 2015/465 Esas 2017/791 Karar<br />
DAVA : Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat<br />
KARAR TARİHİ: 29/11/2019</p>
<p>Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;</p>
<p>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin eşi olan müteveffa &#8230; kendi sevk ve idaresindeki &#8230; plakalı araç ile 4.6.2013 tarihinde tek taraflı ve tam kusurlu olarak trafik kazası geçirdiğini, aracın &#8230; A.Ş. den Zorunlu Mali Sorumluluk sigortası ile sigortalandığını, müteveffanın şoför olarak kamyon işletmesinde çalıştığını, geride kalan ve bakmakla yükümlü olduğu mirasçısı davacının hak ettiği destekten yoksun kaldığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 5.000,00 TL tutarındaki maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 14.5.2015 tarih ve 29355 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının A.6.b ve A.6.d maddeleri gereğince davanın reddinin gerektiğini, &#8230; dava konusu trafik kazasında kendi kusuru ile vefat ettiğini bu nedenle reddinin gerektiğini, Karayolları Trafik Kanunun 92.maddesi uyarınca müvekkili şirketinde sorumluluğunun bulunmadığını, meydana gelen trafik kazasının poliçe teminatı dışında kaldığını, HMK 114/1-c maddesi gereğince görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, taraflar arasında imzalanmış herhangi bir anlaşma bulunmadığını, dolayısı ile huzurdaki işbu davanın ticari bir dava olarak görülmesinin hatalı olduğunu, avans faizi talebinin yasal dayanaktan yoksun olduğunu davacının ancak yasal faiz talep etme hakkı olduğunu, kaza tarihinden itibaren faiz talep edilemeyeceğini belirterek davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.İlk Derece Mahkemesince, &#8221; Davanın kabulü İle 108.520,42 TL maddi tazminatın 04/09/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, &#8221; karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili istinaf yasa yoluna başvurmuştur.Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde: Mahkemece Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan ödemenin hesap bilirkişi raporu ile belirlenen 108.520,42 TL’den mahsup edilmeden dosyanın karara çıkartıldığını,Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün 25.07.2017 tarihli yazısında belirtildiği üzere davacı &#8230; iş kazası / meslek hastalığı sonucu 81.723,00-TL İlk Gelir Peşin Sermaye Değeri üzerinden gelir bağlandığını, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 21.maddesi gereği, İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edildiğini,Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 25.07.2017 tarihli yazısında &#8230;’a yapılan ödemenin iş kazası olduğu belirtildiğini, yapılan ödeme Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından müvekkil şirkete rücu edilecek olduğunu, yasaya göre; bilirkişi raporu ile tespit edilen tazminat miktarından sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan ödemenin rücuya tabi olan kısmının mahsup edilerek hüküm kurulmasının gerekmekte iken bu yapılmadan tüm tazminat miktarı üzerinden dosyanın karara çıkartılmış olmasının hatalı olduğunu yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.Dava, ölümlü trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK&#8217;nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır.Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından bağlanan aylığın niteliği ve bağlanan aylığın rücuya tabi ödemelerden olup olmadığının belirlenmesi zararın tazmininden sorumlu olanların mükerrer ödeme yapmasının önüne geçilmesi ve zarar görenlerin gerçek zararlarının üzerinde sebepsiz zenginleşmemesi için önemlidir.5510 sayılı Yasa’nın 21. maddesinde; “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır. İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu edilir. İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık; kamu görevlileri, er ve erbaşlar ile kamu idareleri tarafından görevlendirilen diğer kişilerin vazifelerinin gereği olarak yaptıkları fiiller sonucu meydana gelmiş ise, bu fiillerden dolayı haklarında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunanlar hariç olmak üzere, sigortalı veya hak sahiplerine yapılan ödemeler veya bağlanan gelirler için kurumuna veya ilgililere rücu edilmez. Ayrıca, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümlerde, bu Kanun uyarınca hak sahiplerine bağlanacak gelir ve verilecek ödenekler için iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinde kusuru bulunan hak sahiplerine veya iş kazası sonucu ölen kusurlu sigortalının hak sahiplerine, Kurumca rücu edilmez.” düzenlemesi getirilmiştir.Mahkemece yargılama sırasında SGK&#8217; ya yazılan müzekkereye verilen yanıtta davacıya iş kazası ölüm geliri bağlandığını bildirmiştir. Vefat eden &#8230; hak sahiplerine bağlanan maaşın rücuya tabi olan ve peşin sermaye değerli bir gelir olup olmadığının araştırılması, rücuya tabi olduğunun anlaşılması halinde hesaplanan tazminattan mahsubu için ek rapor alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması isabetli olmamıştır. Bu durumda mahkemece Sosyal Güvenlik Kurumu’na tekrar müzekkere yazılarak davacı eşe bağlanan ölüm gelirinin rücuya tabi olup olmadığı ve ilk peşin sermaye değeri sorulmak suretiyle, rücuya tabi ise ilk peşin sermaye değerlerinin hesaplanan tazminattan mahsubu için bilirkişiden ek rapor aldırılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. ( Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2017/3361 esas ve 2017/10116 karar, 2015/6026 esas ve 2017/12087 karar, 2019/792 esas ve 2019/3005 karar sayılı ilamları)</p>
<p>İstinaf aşamasında davalı vekili tarafından istinaf süresi geçtikten sonra ek istinaf dilekçesi verilmiş ise de istinaf dilekçesinde ileri sürülmeyen hususların süresinden sonra verilen ek istinaf dilekçesi ile ileri sürülmesi mümkün değildir. Bu nedenle süresinde olmayan ek istinaf dilekçesi değerlendirmeye alınmamıştır. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK&#8217;nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yukarıda belirtilen şekilde işlem yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.<br />
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere :1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, yukarıda esas ve karar numarası belirtilen İlk Derece Mahkemesi kararının HMK&#8217;nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,3-İstinaf başvurusu için yatırılan karar ve ilam harcının istek halinde İlk Derece Mahkemesince yatırana iadesine,4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından, vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, 5-Davalı vekili tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin İlk Derece Mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,6-İstinaf talep eden tarafından istinaf aşaması için yatırılan gider avansının yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK&#8217;nın 353/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.29/11/2019</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/trafik-kazasi-sonrasi-olum-ve-cismani-zarar-sebebiyle-acilan-tazminat/">Trafik Kazası Sonrası Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesinin İptali</title>
		<link>https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/limited-sirket-hisse-devir-sozlesmesinin-iptali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsün Hukuk Bürosu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 09:04:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emsal Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[Emsal Karar]]></category>
		<category><![CDATA[Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesinin İptali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/?p=2830</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tokat&#8217;ta bulunan Gülsün Hukuk web sitesinden Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesinin İptali ile alakalı içeriği inceleyebilirsiniz. T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 20211813 Esas 2023/1619 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2021/1813 KARAR NO : 2023/1619 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR BAŞKAN : &#8230; &#8230; ÜYE : &#8230; &#8230; ÜYE : [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/limited-sirket-hisse-devir-sozlesmesinin-iptali/">Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesinin İptali</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tokat&#8217;ta bulunan Gülsün Hukuk web sitesinden Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesinin İptali ile alakalı içeriği inceleyebilirsiniz.</p>
<p><strong>T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 20211813 Esas 2023/1619 Karar</strong><br />
<strong>T.C.</strong><br />
<strong>ANKARA</strong><br />
<strong>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ</strong><br />
<strong>21.HUKUK DAİRESİ</strong><br />
<strong>DOSYA NO : 2021/1813</strong><br />
<strong>KARAR NO : 2023/1619</strong><br />
<strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong><br />
<strong>KARAR</strong><br />
<strong>BAŞKAN : &#8230; &#8230;</strong><br />
<strong>ÜYE : &#8230; &#8230;</strong><br />
<strong>ÜYE : &#8230; &#8230;</strong><br />
<strong>KATİP : &#8230; &#8230;</strong></p>
<p><strong>İNCELENEN DOSYANIN</strong><br />
<strong>MAHKEMESİ : ESKİŞEHİR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</strong><br />
<strong>TARİHİ : 08/09/2021</strong><br />
<strong>NUMARASI : 2020/156 Esas 2021/781 Karar</strong><br />
<strong>DAVACI :</strong><br />
<strong>VEKİLİ :</strong><br />
<strong>DAVALI</strong><br />
<strong>DAVA : Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesinin İptali</strong><br />
<strong>DAVA TARİHİ : 18/02/2020</strong><br />
<strong>KARAR TARİHİ : 15/11/2023</strong><br />
<strong>KARAR YAZIM TARİHİ : 15/12/2023</strong></p>
<p>Taraflar arasındaki limited şirket hisse devir sözleşmesinin iptali istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p>
<p>DAVA</p>
<p>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava dışı &#8230; San. ve Tic. Ltd. Şti.&#8217;ndeki 110.000 payını davalıya devrettiğini, bu devir ile davalının anılan şirketin tek ortağı haline geldiğini, müvekkilinin dava dışı &#8230; Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi&#8217;ndeki 26.000 payını davalıya devrettiğini, bu devir ile davalının anılan şirketin tek ortağı haline geldiğini, müvekkilinin dava dışı &#8230; San. ve Tic. Ltd. Şti.&#8217;ndeki 750 payını davalıya devrettiğini, hisse devir sözleşmelerinde devirlere ilişkin nominal hisse bedellerinin toplam 3.475.000,00 TL olduğunu, müvekkilinin evlilik birliği devam ederken başka bir kadınla birlikteliğinin eşi tarafından öğrenilmesi üzerine tartışma yaşandığını, tarafların uzun yıllardır arkadaş ve ortak olduğunu, yaşananları davalıya anlattığında davalının müvekkilinin eşini boşanma davasıyla birlikte mal paylaşımına ilişkin dava açacağını, aldatma nedeniyle yüklü tazminata hükmedileceğini, şirket hisselerine, dağıtılan kar paylarıyla birlikte şahsi mal varlığına el konulabileceğini, bu sebeple şirket hisselerini geçici olarak kendisine devretmesi gerektiğini, boşanma davası sonuçlandıktan sonra hisseleri tekrar kendisine iade edeceğini söylediğini, şirket hisselerine ve kar payına tedbir konulması halinde işler aksayacağından müvekkilinin evi terk ettiği tarihin ertesi günü şirket hisselerini bedelsiz bir şekilde davalıya devrettiğini, her ne kadar pay devir sözleşmelerinde bedelin alındığı belirtilmişse de devir tarihi itibarıyla müvekkiline hiçbir ödeme yapılmadığını, müvekkilinin eşiyle yaşadığı sıkıntılı süreçte davalının müvekkiline şirkete gelmemesini, işleri kendisinin idare edebileceğini, yalnız kalıp dinlenmesi gerektiğini söylediğini, bu olanlardan 15-20 gün sonra &#8230; San. ve Tic. Ltd. Şti.&#8217;nin üçüncü ortağının babasının müvekkilini arayarak şirketle ilişiğinin kesildiğini söylediğini, müvekkilinin dava açacağını ve yasal haklarını kullanacağını beyan etmesi üzerine davalının toplam 1.842.500,00 TL ödeme yaptığını, müvekkillerinin ihtirazi kayıt koyarak ödemeleri teslim aldığını, nominal değer üzerinden müvekkilinin toplam 1.632.500,00 TL alacağı kaldığını, aşırı yararlanmanın söz konusu olduğunu, müvekkilinin şirket hisselerini davalıya devretmesinde hile ve gabin hukuksal nedenlerinin birlikte ortaya çıktığını, davalının müvekkilinin evlilik birliği içindeki sıkıntılarından faydalandığını, şirketin ve kendisinin ekonomik anlamda zor durumda kalacağından, şirketin iflasa sürükleneceğinden bahisle hisseleri boşanma sonrasında kendisine iade edeceğini beyan ederek kasten ve hile ile müvekkilinin üzerine kayıtlı şirket hisselerini devraldığını, ancak şirket hisselerini müvekkiline geri devretmediğini, müvekkilini şirketten uzaklaştırdığını, hilenin aldatma fiili, aldatma kastı ve illiyet bağı olan unsurlarının gerçekleştiğini, müvekkiline ait şirket hisselerinin pay devir sözleşmelerinde yar alan nominal devir bedeli ile reel değeri arasında yaklaşık %300 oranında bir fark bulunduğunu, davalının evlilik birliği içerisindeki boşanma ve aldatma nedeniyle müzayaka durumunda bulunan müvekkilinin bu durumundan faydalanarak kendisini sömürme kastıyla hareket ettiğini, hisseleri devraldığını, aşırı yararlanmanın objektif ve subjektif unsurlarının gerçekleştiğini, öncelikle yapılan hisse devir işlemlerinin iptalini, bu talep kabul edilmediği takdirde nominal hisse devir bedeli toplamı olan 3.475.000,00 TL nominal değerden rayiç değere çevrilerek hesaplanan rayiç değerin devir tarihleri olan 18/11/2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan talep etmek zorunluluğu oluştuğunu, her ne kadar sermaye değeri olan 3.475.000,00 TL devir bedeli olarak belirlenmiş ise de bu değerin nominal olup, bugün itibariyle hisselerin rayiç değerinin sermaye bedelinin çok üzerinde olduğunu, bu aşamada hisse değerlerinin bugün itibariyle rayiç değerinin tespit edilerek rayiç hisse bedelinin müvekkiline ödenmesi gerektiğini belirterek imzalanan hisse devir sözleşmeleri hile ve gabin nedeniyle kesin hükümsüz olduğundan, &#8230; San. ve Tic. Ltd. Şti., &#8230; San. ve Tic, Ltd. Şti., &#8230; San. ve Ticaret Limited Şirketi paylarına ilişkin 18/11/2019 tarihli limited şirket pay devri sözleşmelerinin ve şirket pay devir işlemlerinin iptaline, sözleşmeyle devredilen şirket hisselerinin müvekkili adına yeniden tesciline, bu talep kabul edilmediği takdirde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla HMK&#8217;nun 107. maddesi uyarınca, her üç şirkete ait devredilen hisselerin toplam nominal sermaye değeri olan 3.475.000,00 TL&#8217;nin nominal değerden rayiç değere çevrilmesine, hesaplanan rayiç değerin devir tarihleri olan 18/11/2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
CEVAP<br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın belirsiz alacak davası unsurlarını taşımadığını, dava konusu bedele ilişkin dava harcının yatırılmadığını, somut bir delil sunulmadığını, tarafların şirketlerin kuruluşundan önce arkadaş olduğunu, hisselerin devredildiği tarih kadar da birlikte çalıştıklarını, hisse devir sözleşmesinin davacının geçerli ve hukuka uygun irade beyanıyla yapıldığını, davacının kendi özel hayatında yaşadığı olaylar ile müvekkilinin davacının hisse devri teklifini kabul etmesi arasında illiyet kurulamayacağını, hile ve aldatma unsurlarının bulunmadığını, hisse devir bedelinin nakden ve defaten ödendiğini, hisse devir sözleşmesinde de devir bedelini davacının nakden ve tamamen aldığı şeklinde beyanı bulunduğunu, davacının sermayesini ödemediği paylara ilişkin hisse devri üzerine aldığı bedeller için sebepsiz zenginleştiğini bildirerek davanın reddini istemiştir.</p>
<p>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</p>
<p>Mahkemece, davacının &#8230; Sanayi ve Ticaret Limited Şirketindeki 110.000 adet hissesini bütün aktif ve pasifiyle birlikte 2.750.000,00 TL bedel karşılığı, &#8230; Sanayi ve Ticaret Limited Şirketindeki 26.000 adet hissesini bütün aktif ve pasifiyle birlikte 650.000,00 TL bedel karşılığı ve &#8230; ve Ticaret Limited Şirketindeki 750 adet hissesini bütün aktif ve pasifiyle birlikte 75.000,00 TL bedel karşılığı noterde düzenlenen limited şirket pay devri sözleşmeleri karşılığı davalıya devrettiği, sözleşmelerde devir bedelinin nakden ve tamamen ödendiğinin belirtildiği, bilirkişi tarafından şirketlere ait ticari defter ve kayıtlar üzerinde yapılan inceleme sonucu davacı tarafından &#8230; Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ile &#8230; Sanayi ve Ticaret Limited Şirketindeki taahhüt edilen ancak ödenmeyen sermayelerde ilave edildiğinde hisse mukayyet değerlerinin noter satış sözleşmesinde belirlenen değerler ile uyumlu olduğu, devir sözleşmelerinin noter tarafından düzenlendiği, resmi belge niteliğinde olduğu, sahteliği ispatlanana kadar kesin delil niteliğinde bulunduğu, şirketteki pay değerinin şirket ortakları tarafından belirlendiği, ortak olan davacının şirketin reel değerinin kaydi değerinden daha fazla olduğu iddiasında bulunmasının yerinde olmadığı, davacının serbest iradesi ile şirketlerdeki hisselerini belirtilen bedel ile davalıya devrettiği, devir işleminin hile ile yapıldığı hususunu ispat edemediği, dinlenen davacı tanıklarının da bu yönde herhangi bir somut ve görgüye dayalı beyanlarının bulunmadığı, davacı taraf aynı zamanda gabin iddiasında bulunmuş ise de, ticari şirket ortağı olması nedeniyle gabin iddiası yönünden de davacının zayıf durumda olması gibi bir durumun söz konusu olmadığı, gabin şartlarının da mevcut bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>
<p>İSTİNAF SEBEPLERİ</p>
<p>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava dışı &#8230; San. ve Tic. Ltd. Şti.&#8217;ndeki 110.000 payını davalıya devrettiğini, bu devir ile davalının anılan şirketin tek ortağı haline geldiğini, müvekkilinin dava dışı &#8230; Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi&#8217;ndeki 26.000 payını davalıya devrettiğini, bu devir ile davalının anılan şirketin tek ortağı haline geldiğini, müvekkilinin dava dışı &#8230; San. ve Tic. Ltd. Şti.&#8217;ndeki 750 payını davalıya devrettiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davaya konu üç şirkete ait hisselerin değerinin mukayyet yani kaydi olarak hesaplandığını, şirketin kaydi mizan ve bilançosundaki değerlerin esas alındığını, işbu davada gabin hukuksal nedenine dayanılmış olmakla, şirket hisse bedellerinin rayiç değeri hesaplanmadan gabin iddiasının esasına ilişkin değerlendirme yapılarak hüküm tesis edilmesinin mümkün olmadığını, tarafların edimleri arasında aşırı nispetsizlik bulunan sözleşmelerin ahlaka aykırı olması nedeniyle kesin hükümsüz olduğunu, düzenlenen raporda açıkça belirtildiği üzere davaya konu üç şirkete ait hisselerin değerinin mukayyet yani kaydi mizan ve bilançosundaki değerlerin esas alındığını, defter değeri, teorik olarak, belirli bir tarihte tarihi değerle kayıtlı varlıkların muhasebe kayıtlarına göre belirlenmiş değeri olduğunu, başka bir deyişle defter değerinin, şirketin toplam varlıkları ile toplam yükümlülükleri arasındaki farkı ifade ettiğini, muhasebe tekniklerindeki farklılık sonucu varlıkların defter değerlerinin de farklı olabileceğini, bu değer türünde şirketin gelir yaratma gücünün dikkate alınmadığını, bu bakımdan gelir yaratma potansiyeli yüksek şirketler için defter değerinin uygulanmasının doğru olmayacağını, bu tespitin bu değer türünün zayıf yönüne karşılık geldiğini, düzenlenen bilirkişi raporunda &#8230; Şti. Gayrimenkuller ile üç şirket üzerine kayıtlı araçların kaydi değerinin esas alındığını, rayiç değerlerinin hesaplanmadığını, şirketler üzerine kayıtlı tesis makine cihazlarının ve demirbaşların rayiç bedelleri de göz önüne alınmadığını, şirkete ait stok mallar üzerinde sayım ve hesaplama yapılmadığını, şirket envanterindeki kaydi stoklar ile şirket bünyesindeki fiili stoklar arasında ciddi farklar bulunmasının hayatın olağan akışında birçok şirkette sıklıkla görülebileceğini, şirketin rayiç hisse değerleri hesaplanırken şirket üzerine kayıtlı taşınmazların, araçların tesis makine cihazlarının ve demirbaşların rayiç değerlerinin hesaplanması gerektiğini, fiili stok değerleri tespit edilerek rayiç bedellerinin hesaplamaya dahil edilmesi gerektiğini, davaya konu &#8230; Elektrik Ltd. Şti. ve &#8230; &#8230; Ltd, Şti. bünyesinde bulunan fiili stok değerlerinin tespit edilerek bu stoklara ilişkin rayiç değerlerin belirlenmesi ve envanterinin çıkarılması amacıyla bir elektrik mühendisi bilirkişi, davaya konu &#8230; Lid. bünyesinde bulunan fiili stok değerlerinin tespit edilerek stoklara ilişkin rayiç değerlerin belirlenmesi ve envanterinin çıkarılması amacıyla bir gıda mühendisi, davaya konu her üç şirket üzerine kayıtlı taşınmazların rayiç değerlerinin belirlenmesi amacıyla SPK lisanslı bir inşaat mühendisi bilirkişi, davaya konu her üç şirket adına kayıtlı araçların, tesis makine cihazlarının ve demirbaşların rayiç değerinin belirlenmesi amacıyla bir makine mühendisi bilirkişi ve tüm bu tespitler sonrası her üç şirkete ait hisselerin rayiç değerlerinin belirlenmesi amacıyla bir yeminli mali müşavir bilirkişi olmak üzere 5 kişilik bir bilirkişi heyeti oluşturularak şirket üzerine kayıtlı taşınmaz, araç, tesis makine cihazı, demirbaş ve stoklara ait rayiç değerlerin tespit edilerek;tespit edilen bu değerlerin esas alınması suretiyle şirket hisse bedellerinin rayiç değerinin yeniden hesaplanması gerektiğini, bu taleplerinin gerekçesiz olarak mahkemece reddedildiğini, gabin iddiasının hukuki temelinin tarafların edimleri arasındaki aşırı nispetsizlik hali olduğu göz önüne alındığında sadece mukayyet değeri kapsayan bir bilirkişi raporu sonucu, aşırı nispetsizlik hali oluşup oluşmadığının tespitinin mümkün olmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davaya konu her üç şirketin nominal hisse değerleri göz önüne alındığında müvekkilinin davalıdan toplam 1.632.500,00 TL nominal hisse bedeli alacağı bulunduğunu, toplam 3.475.000,00 TL nomimal bedelli hissenin yapılan limited şirket pay devir sözleşmesi ile davalıya devredildiğini, davalının üç şirketteki hisse değeri için toplam 1.842.500,00 TL ödeme yaptığını, belirtilen ödemelerin hepsi ihtirazi kayıtla teslim alındığını, hisse devir sözleşmeleri incelendiğinde payların bütün aktif ve pasifiyle, hukuki yükümlülükleriyle birlikte devralındığının açıkça görüleceğini, bu talebi kabul anlamına gelmemekle birlikte mahkemece hisse devir işlemlerinin iptali ve hisse bedellerinin nominal değerden rayiç değere çevrilerek müvekkiline ödenmesi taleplerinin reddine karar verilmesi halinde dahi; ödenmediği iddia edilen sermaye bedellerinin belirtilen düzenleme uyarınca nominal hisse bedelinden mahsubunun mümkün olmadığını, daha önce belirlenen 2.700.000,00 TL tutarındaki sermayenin tamamının ödendiğini, arttırılan sermayenin 310.000,00 TL&#8217;si bilançoda kayıtlı geçmiş karlarından karşılandığını, sermaye artırımı sonucu ödemekle yükümlü olunan bedeller, şirket tüzel kişiliği tarafından yıl sonunda elde edilen kar payından doğrudan ödendiğini, BK&#8217;nun 36.ve 39. maddeleri uyarınca aldatma hukuki sebebi gerçekleşmiş ve bu husus tanık ifadeleriyle ispatlanmış olduğundan, hisse devir işlemlerinin bu yönüyle de iptali gerektiğini, müvekkilinin, davalı ile uzun yıllardır arkadaş olup, ortaklık yaptığını, müvekkilinin yaşananları ortağına anlattığında, davalının bu olanlardan sonra müvekkilinin eşinin boşanma davasıyla birlikte mal paylaşımına ilişkin dava açacağını, aldatma nedeniyle yüklü tazminata hükmedileceğini, açılacak davalarla birlikte tedbir talep edilmesi halinde şirket hisselerine ve kar payına tedbir konulması halinde işlerin aksayacağını, şirket faaliyetlerinin kötüye gideceğini, bu sebeple şirket hisseleri tekrar kendisine iade edeceğini ifade ettiğini, müvekkilinin de işlerin kötüye gitmesinden duyduğu endişe ile evi terk ettiği günün ertesi günü şirket hisselerini bedelsiz bir şekilde davalıya, pay devir sözleşmelerinde bedelin alındığı belirtilmişse de, devir tarihi itibariyle müvekkili tarafından alınmış herhangi bir ödeme bulunmadığını, bu süreçle yaşanan olayların hisselerin bedelsiz olarak devredildiğinin ispatı niteliğinde olup, bildirilen tanıkların dinlenmesiyle bu durumun anlaşılacağını, müvekkilinin dava açacağını ve yasal haklarını kullanacağını beyan etmesi üzerine davalının dava dilekçesinde açıklanan toplam 1.842.500,00 TL&#8217;yi kendi şahsi hesabından müvekkile ait banka hesabına aktartığını, müvekkilinin hisselerin geri alınmak üzere bedelsiz olarak kendisine devredildiğini, şirketin reel değerinin, nominal değerin çok üstünde olduğunu belirtmesi; buna karşılık şirket hisselerinin kendisine geri verilmesini veya hisselerin reel değerinin kendisine ödenmesini istemesi üzerine davalının müvekkiline başka bedel ödemeyeceğini beyan ettiğini, müvekkilinin eşi tarafından boşanma davası ve mal rejimine dayalı dava açıldığını, açılan davada müvekkilinin adına kayıtlı olan menkul ve gayrimenkul malları ile şirket hisselerine, şirketten elde edilen kar üzerine şirket hisselerinin muvazaalı olarak davalıya devredildiği gerekçesiyle hak iddia edildiğini, müvekkilinin eşi tarafından açılan bu davaların, işbu davayı etkileyeceğini, mahkemece bu davaların göz önünde bulundurulması gerektiğini, davanın esasında hile ve gabin hükümlerine dayanıldığını, yargılama aşamasında dinlenen tanık ifadeleri incelendiğinde, gerekçeli kararda belirtilenin aksine, somut olarak dava dilekçesinde iddia edilen tüm hususların tanık beyanlarıyla da ispatlandığının görüleceğini, davalının şirket hisselerini müvekkiline geri devretmediği gibi, kendisini şirketten uzaklaştırdığını, hilenin aldatma fiili, aldatma kastı ve illiyet bağı unsurlarının gerçekleştiğini, müvekkiline ait şirket hisselerinin pay devir sözleşmelerinde yer alan nominal devir bedeli ile reel değeri arasında yaklaşık %300 oranında bir fark bulunduğunu, davalının evlilik birliği içeresindeki boşanma ve aldatma nedeniyle müzayaka durumunda bulunan müvekkilinin bu durumundan faydalanarak kendisini sömürme kastıyla hareket ettiğini ve şirket hisselerini devraldığını, aşırı yararlanmanın objektif ve subjektif unsurlarının gerçekleştiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.</p>
<p>HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ</p>
<p>Dava, hile ve gabin nedeniyle limited şirket pay devri sözleşmelerinin iptali, mümkün olmadığı takdirde devredilen şirket hisse bedellerinin bakiye reel değerinin davalıdan tahsili istemine ilişkindir.<br />
6100 Sayılı HMK&#8217;nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;</p>
<p>Dava dışı &#8230; Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, &#8230; Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ve &#8230; ve Ticaret Limited Şirketi ticaret sicil dosyaları, davacı tarafından bankadan çekilen bedellere ilişkin banka dekontları, limited şirket pay devir sözleşmeleri, yargılama aşamasında mali müşavir bilirkişiden alınan bila tarihli rapor dosya içerisinde yer almaktadır.<br />
Taraf tanıkları 17/03/2021 tarihli celsede dinlenmiştir.</p>
<p>Davacı tarafından 18/11/2019 tarihinde dava dışı &#8230; Sanayi ve Ticaret Limited Şirketindeki 110.000 adet hissesini 2.750.000,00 TL bedel karşılığında, &#8230; Sanayi ve Ticaret Limited Şirketindeki 26.000 adet hissesini 650.000,00 TL bedel karşılığında ve &#8230; ve Ticaret Limited Şirketindeki 750 adet hissesini 75.000,00 TL bedel karşılığında noterde akdedilen limited şirket pay devir sözleşmeleri ile davalıya devrettiği görülmüştür.</p>
<p>Davacı tarafından 06/01/2020 tarihli banka dekontları ile banka hesabındaki toplam 1.842.500,00 TL&#8217;yi davalı ve şirket aleyhine dava açma hakkını saklı tuttuğuna ilişkin ihtirazi kayıt konulmak suretiyle çektiği anlaşılmıştır.</p>
<p>Yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporu ile dava dışı üç ayrı şirketin ticari defterlerinin incelendiği, davacının pay devir tarihi itibarıyla dava dışı &#8230; Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi&#8217;ndeki 110.000 adet hissesinin mukayyet değerinin 1.926.916,52 TL, &#8230; Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi&#8217;ndeki 26.000 adet hissesinin mukayyet değerinin 130.733,91 TL ve &#8230; ve Ticaret Limited Şirketi&#8217;ndeki 750 adet hissesinin mukayyet değerinin 67.225,20 TL olacağı, pay devirlerinin 18/11/2019 tarihli ortaklar genel kurul kararıyla onaylandığı, pay defterine işlendiği, 25/11/2019 tarihinde ticaret siciline tescil ve ilan edildiği tespit edilmiştir.</p>
<p>Davacı yan davalıyla üç ayrı şirkette ortak olduklarını, eşini aldatması nedeniyle davalının açılacak boşanma davası ve mal rejimi davası nedeniyle şirketlerin zor durumda kalacağını, hisseleri kendisine devretmesini, boşanma davası sona erdikten sonra hisseleri yeniden kendisine devredeceğini söyleyerek iradesini sakatladığını, hisseleri hiçbir bedel almadan davalıya devrettiğini, davalının daha sonra hisseleri geri iade etmediğini, kendisini şirketten uzaklaştırdığını, hisseleri geri istemesi üzerine bir kısım nominal hisse değerini ödediğini, bakiye bedelin ise ödenmediğini, nominal bedelin reel hisse değerinin çok altında olduğunu, aşırı yararlanmanın bulunduğunu, iradesinin hisse devri noktasında sakatlandığını iddia etmiş, davalı yan ise hisse bedellerinin ödenerek şirket hisselerinin devralındığını savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.</p>
<p>Taraflar arasında davacının dava dışı &#8230; Sanayi ve Ticaret Limited Şirketindeki 110.000 adet hissesini 2.750.000,00 TL bedel karşılığı, &#8230; Sanayi ve Ticaret Limited Şirketindeki 26.000 adet hissesini 650.000,00 TL bedel karşılığı ve &#8230; ve Ticaret Limited Şirketindeki 750 adet hissesini 75.000,00 TL bedel karşılığı davalıya devrettiği, hisse devir sözleşmelerinin noterde akdedildiği hususlarında herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır.</p>
<p>Uyuşmazlık, hisse devir sözleşmelerinde davacının iradesini sakatlayan hile ve gabin bulunup bulunmadığı, hisse devir sözleşmelerinin iptal koşullarının oluşup oluşmadığı, oluşmamış ise davacının davalıdan hisse devir sözleşmeleri nedeniyle ödenmeyen bir alacağı bulunup bulunmadığı, var ise miktarı, davacının hisselerin nominal değerini mi yoksa reel değerini mi talep edebileceği, hisselerin nominal değeri ile reel değeri arasında bir fark bulunup bulunmadığı hususlarından kaynaklanmaktadır.<br />
Davacı vekilinin istinaf itirazları incelendiğinde; yukarıda açıklandığı üzere dava konusu hisse devir sözleşmeleri taraflar arasında noterde akdedilmiş olup, 18/11/2019 tarihli limited şirket pay devir sözleşmelerinde dava dışı &#8230; Sanayi ve Ticaret Limited Şirketindeki 110.000 adet hissesini 2.750.000,00 TL bedel karşılığında, &#8230; Sanayi ve Ticaret Limited Şirketindeki 26.000 adet hissesini 650.000,00 TL bedel karşılığında ve &#8230; ve Ticaret Limited Şirketindeki 750 adet hissesini 75.000,00 TL bedel karşılığında devredildiği belirtilmiştir.<br />
Davacı yan işbu davada hileye ilişkin irade sakatlığına dayandığı gibi, hisse devir bedellerinin hisselerin rayiç değerine göre belirlenmediğini, aşırı yararlanmanın söz konusu olduğunu ileri sürmüştür.</p>
<p>Yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunda hisseleri devredilen dava dışı şirketlerin devir tarihindeki bilançosunda kayıtlı varlıkların bilançoda gösterilen kaydi değerleri üzerinden hesaplama yapılarak devredilen hisselerin değeri belirlenmiştir. Bilirkişi raporundaki hesaplamanın bilançoda gösterilen değerler üzerinden yapılması sonucu bulunan değer, defter değeri olup, bu bedelin devir tarihindeki bilançoda yer alan varlık ve değerlerin gerçek değerleri olan piyasa veya rayiç değerleri yansıtıp yansıtmadığı belli değildir. Şirket aktifinde yer alan varlık ve hakların defter kayıtlarında gösterilen değerlerinin çoğu zaman gerçek değeri yansıtmaması nedeniyle sadece bilanço değerleri üzerinden hesaplama yapılarak değer belirlemesi yapmak adaletsiz sonuçlar doğurabilir. Bu sonucun doğmaması için hisselerin devir tarihindeki gerçek değerin araştırılması gerekir. Bir başka anlatımla, hisselerin bedelinin devir tarihindeki şirket bilançosunda gösterilen şirkete ait varlıkların bilançoda yazılı değerleri üzerinden değil, şirkete ait varlıkların gerçek değerlerine göre hisselerin değeri belirlenmelidir (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 08/11/2018 tarih 2018/2459 Esas 2018/6906 Karar sayılı ilamı).<br />
Öte yandan, taraflar arasında akdedilen limited şirket pay devir sözleşmeleri 18/11/2019 tarihli olup, anılan sözleşmelerde devir bedelinin davacı tarafından davalıdan nakden ve tamamen alındığına ilişkin beyanına yer verilmiştir. Davacının delil olarak dosyaya sunduğu hesabından para çekilmesine ilişkin banka dekont tarihleri 18/11/2019 sözleşme tarihinden sonraki tarih olan 06/01/2020 tarihlidir. Davacının ihtirazi kayıtla hesabından çektiği bedellerin hesabına hangi tarihte, kim tarafından hangi açıklama ile yatırıldığına ilişkin ise dosyada herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.</p>
<p>Hal böyle olunca, mahkemece yapılması gereken iş dava konusu hisse devir sözleşmelerine konu dava dışı &#8230; Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, &#8230; Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, &#8230; ve Ticaret Limited Şirketinin envanterine göre mal varlıkları ayrı ayrı tespit edilerek, tespit edilen envanterde yer alan malların niteliğine göre uzmanlık alanları belirlenecek olan bir bilirkişi heyeti kurularak, bilirkişi refakatiyle anılan şirketlerde keşif yapılıp, üç ayrı şirketteki dava konusu hisselerin rayiç değerinin tespitine ilişkin bilirkişi heyetinden rapor alınıp, davacının ihtirazi kayıtla çektiği hisse bedellerinin davacı hesabına yatırılmasına ilişkin banka dekontları ve dayanakları getirtilmek suretiyle ödeme tarihlerinin hisse devir tarihinden sonra olduğunun tespiti halinde noter sözleşmesindeki hisse bedellerinin tamamen ödenip ödenmediği üzerinde de durularak bakiye rayiç bir değer var ise bu miktar tespit edilerek sonucuna göre hüküm kurulmasından ibarettir.</p>
<p>Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddiyönündeki kararında isabet görülmediğinden davacı vekilinin istinaf itirazının kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.</p>
<p>HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br />
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK&#8217;nın 353/(1)-a.6 maddesi gereğince KISMEN KABULÜNE,<br />
2-Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi&#8217;nin 08/09/2021 tarih ve 2020/156 Esas 2021/781 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,<br />
3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br />
4-Davacı tarafından yatırılan 59,30 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,<br />
5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,<br />
6-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığından davacı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br />
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK&#8217;nın 353/(1)-a.6 ve 362/(1)-g. maddeleri uyarıca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 15/11/2023<br />
Başkan &#8211; &#8230; Üye &#8211; &#8230; Üye &#8211; &#8230; Zabıt Katibi &#8211; &#8230;<br />
&#8230; &#8230; &#8230; &#8230;<br />
Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/limited-sirket-hisse-devir-sozlesmesinin-iptali/">Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesinin İptali</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boşanma Sonrası İhtiyati Haciz Tedbir Talebi Reddi</title>
		<link>https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/bosanma-sonrasi-ihtiyati-haciz-tedbir-talebi-reddi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsün Hukuk Bürosu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 06:05:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emsal Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[Boşanma Sonrası İhtiyati Haciz Tedbir Talebi Reddi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/?p=2818</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boşanma Sonrası İhtiyati Haciz Tedbir Talebi Reddi emsal karar içeriğine Gülsün Hukuk Bürosu web sitesinden hemen erişebilirsiniz. T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2019/1596 KARAR NO : 2019/1113 KARAR TARİHİ: 12/09/2019 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/bosanma-sonrasi-ihtiyati-haciz-tedbir-talebi-reddi/">Boşanma Sonrası İhtiyati Haciz Tedbir Talebi Reddi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Boşanma Sonrası İhtiyati Haciz Tedbir Talebi Reddi emsal karar içeriğine Gülsün Hukuk Bürosu web sitesinden hemen erişebilirsiniz.</p>
<p><strong>T.C.</strong><br />
<strong>İSTANBUL</strong><br />
<strong>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ</strong><br />
<strong>14. HUKUK DAİRESİ</strong><br />
<strong>DOSYA NO: 2019/1596</strong><br />
<strong>KARAR NO : 2019/1113</strong><br />
<strong>KARAR TARİHİ: 12/09/2019</strong><br />
<strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A</strong><br />
<strong>İ S T İ N A F K A R A R I</strong><br />
<strong>İNCELENEN KARARIN</strong><br />
<strong>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</strong><br />
<strong>TARİHİ : 31/05/2019</strong><br />
<strong>NUMARASI : 2019/283 D.İş- 2019/297 K.</strong><br />
<strong>TALEBİN KONUSU: İhtiyati Haciz</strong></p>
<p>Taraflar arasındaki ihtiyati haciz-tedbir tedbir istemli değişik iş dosyasında ilamda yazılı nedenlerden dolayı ihtiyati haciz- tedbir talebinin reddine yönelik olarak verilen hükme karşı talep eden vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü</p>
<p>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ</p>
<p>Talep eden vekili, müvekkilinin %30 oranında hissedarı olduğu&#8230;AŞ&#8217;nin YK görev ve yetkisi, tek başına müvekkilinin eski eşi &#8230;&#8217;na ait olduğunu, 09/10/2014 tarihinde açılmış olan boşanma davasının kesinleşmesi ile birlikte aralarındaki &#8220;edinilmiş mallara katılma rejimi&#8221; 09/10/2014 tarihi itibarıyla sona erdiğini, &#8230; aleyhine açılmış olan &#8220;katılma alacağı davası&#8221;nın İstanbul Anadolu 17. Aile Mahkemesi&#8217;nin 2015/347 esasına kayıtlı olarak devam ettiğini, mutlak edinilmiş maldan aynı zamanda mütevelli heyeti başkanı olduğu &#8230; Vakfı&#8217;na kaçırdığını mal varlığı ile ilgili olarak &#8230; Vakfı aleyhine açılmış olan &#8220;Mal Paylaşımına Özgü Tenkis Davası&#8221;nın İstanbul Anadolu 16. Asliye Hukuk Mahkemesi&#8217;nin 2019/78 esasına kayıtlı olarak devam ettiğini, eski eş ve &#8230;AŞ hissedarı&#8230;nun müvekkilinin katılma alacağı hakkına ulaşmasına engel olabilmek amacıyla hileli davranışlar ve borçlarından kurtulmaya dönük eylemlerde bulunduğunu, bu bağlamda&#8230; AŞ yönetim kurulunun 05.02.2017 tarih ve 2017/3 sayılı kararıyla &#8230; Anaokulu, &#8230; İlkokulu,&#8230; Ortaokulu ve&#8230;Koleji’nin cüzzi bir bedel karşılığında muvazaalı olarak &#8230;Eğitim Tic.AŞ’ne devredildiğini, pay defterine kayda ilişkin olarak bilgi edinme haklarının engellendiğini, bu devrin hükümsüz olduğunu, yönetim kurulunun 2014-2018 döneminde şirketi milyonlarca TL zarara soktuğunu, yönetim kurulunun şirketle işlem yapma yasağı, sadakat ve rekabet etmeme yükümlülüklerini ihlal ettiğini ileri sürerek &#8230;Ş&#8217;nin mülkiyetinde görünen batıl (kesin hükümsüz) satışa konu &#8230; Anaokulu,&#8230; İlkokulu, &#8230;. Ortaokulu ve &#8230; Koleji&#8217;nin ve bu okulların çalışanlarının üçüncü kişilere devrinin ve okulların ayni sınırlamalara tabi tutulmalarının önlenmesi için HMK md. 389 vd. uyarınca İhtiyati tedbir kararı verilmesini, değer artırım haklarının saklı kalmak üzere şimdilik ¨ 1.000.000 &#8216;lik bedel üzerinden TTK md. 408, 395, 396, 369 ve 553 hükümleri uyarınca şirket zararını tazmin yükümlülüğü altındaki YK başkanı/üyesi &#8230;&#8217;nun, malik olduğu gayrimenkullerle ve hisse sahibi olduğu şirketlerle ilgili olarak; 2611/5 sicil numarası ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü&#8217;ne kayıtlı bulunan &#8230; Okulları K12 Eğitim Ticaret Anonim Şirketi&#8217;ndeki hisselerini , &#8230;sicil numarası ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü&#8217;ne kayıtlı bulunan &#8230; İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi&#8217;ndeki hisselerini ve varsa malik olduğu tespit edemediğimiz başka şirket hisseleri üzerine, hukuka ve hakkaniyete uygun olarak mümkünse teminatsız olarak, mutlaka bir teminat talep edilecekse en düşük meblağda takdir edilerek, &#8230; AŞ lehine İİK md. 257 uyarınca ihtiyati hacze hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>
<p>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARAR ÖZETİ</p>
<p>İlk derece mahkemesince, somut olayda davacının yönetim kurulu sorumluluğundan dolayı sorumluluk davası açacağını belirtmiş olmakla bu konuda ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği, talep eden tarafından şirket zararını tazminle yükümlülüğü bulunan yönetim kurulu başkanı &#8230;&#8217;nun malik olduğu gayrimenkul ve şirket hisselerine ihtiyati haciz kararı verilmesi talep edilmiş ise de, İİK 257 maddesinde belirtilen ihtiyati haciz koşulları oluşmadığı gerekçeleriyle ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbire ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.</p>
<p>Bu karara karşı talep eden vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.</p>
<p>İSTİNAF SEBEPLERİ<br />
Talep eden vekilinin istinaf dilekçesinde özetle; şirket yöneticisinin sırf eski eşinden mal karçırmak amacıyla şirkete ait işletmeleri muvazaalı olarak devrettiğini, şireketi zarara uprattığını, yasal yükümlülüklerini yerine getirmediğini, dosyaya sunulan bilgi ve belgeler gözönüne alındığında ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz koşullarının oluştuğunu belirterek ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.</p>
<p>GEREKÇE</p>
<p>Talep eden, ortağı olduğu&#8230; Kurumları AŞ’nin tek başına yönetiminde olan &#8230;’nun eski eşi olduğunu, taraflar arasında katılım payı alacak davasının sürdüğünü, katılım payını engellemek amacıyla &#8230;’nun şirketi zarara uğrattığını, şirketin mal varlığını ve işletmelerini muvazaalı olarak &#8230;itim AŞ’ne devrettiğini iddia ederek muvazaalı devre konu işletmelerin üçüncü kişilere devrinin ihtiyati tedbiren önlenmesine ve yöneticinin sorumluluğu kapsamında tazmin yükümlü olduğu şimdilik 1.000.000 TL üzerinden taşınmaz ve şirket hisseleri üzerine ihtiyati hacze hükmedilmesini istemiştir.İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda her iki talebin de reddine karar verilmiştir.HMK&#8217;nın 389. Maddesi uyarınca, &#8220;Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyat tedbir kararı verilebilir &#8220;.Aynı yasanın 390/3 maddesi,&#8221; Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır&#8221; düzenlemesini içermektedir.Talep, şirket yöneticisinin sorumluluğu kapsamında tazminat isteminden ibaret olup, şirkete ait işletmelerin muvazaalı olarak elden çıkarıldığı iddiası bakımından uyuşmazlık konusu olmayan konuda ihtiyati tedbire hükmedilemeyeceği gibi, ihtiyati haciz yönünden dosya kapsamı itibariyle yaklaşık ispat olgusu gerçekleşmediğinden ilk derece mahkemesinin kararı ve gerekçesi yerinde olup, talep edenin bu taleplerinin açılacak davada değerlendirilebileceği birlikte gözetildiğinde yerinde görülmeyen istinaf sebeplerinin tümünün reddi gerekmiştir.</p>
<p>Açıklanan bu gerekçelerle istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, HMK 353/1.b.1.maddesi uyarınca istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.</p>
<p>KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle;</p>
<p>1-Talep edenin istinaf başvurusunun reddine,<br />
2-Talep eden tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye irad kaydına,<br />
3-Talep eden tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,<br />
4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,<br />
5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;<br />
HMK&#8217;nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 12/09/2019<br />
KANUN YOLU: HMK&#8217;nın 362/1.f ve 391/3. maddeleri uyarınca karar kesindir.</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/bosanma-sonrasi-ihtiyati-haciz-tedbir-talebi-reddi/">Boşanma Sonrası İhtiyati Haciz Tedbir Talebi Reddi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması) Emsal Karar</title>
		<link>https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/kayyimlik-ticari-sirkete-kayyim-atanmasi-emsal-karar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsün Hukuk Bürosu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 13:00:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emsal Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması) Emsal Karar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/?p=2801</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tokat&#8217;ta bulunan Gülsün Hukuk Web sitesinden Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması) Emsal Karar içeriğine hemen ulaşabilirsiniz. T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/kayyimlik-ticari-sirkete-kayyim-atanmasi-emsal-karar/">Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması) Emsal Karar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tokat&#8217;ta bulunan Gülsün Hukuk Web sitesinden Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması) Emsal Karar içeriğine hemen ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong>T.C.</strong><br />
<strong>ANTALYA</strong><br />
<strong>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ</strong><br />
<strong>11. HUKUK DAİRESİ</strong></p>
<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A</strong><br />
<strong>B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I</strong></p>
<p><strong>İNCELENEN KARARIN</strong><br />
<strong>MAHKEMESİ : DENİZLİ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</strong><br />
<strong>ARA KARAR TARİHİ: 16/03/2022</strong><br />
<strong>DAVANIN KONUSU: Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması)</strong><br />
<strong>GEREKÇELİ KARAR</strong><br />
<strong>YAZIM TARİHİ: 05/07/2022</strong></p>
<p>İlk Derece Mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.<br />
Başkanın inceleme raporu okundu.</p>
<p>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:</p>
<p>Davacı vekili, davalı şirket temsilcisi &#8230;&#8217;ın davacı müvekkiline ve müşterek çocuğa uygulamış olduğu şiddet sebebi ile Denizli 1. Sulh Ceza Hakimliği&#8217;nin 07.11.2021 tarihli &#8230; Esas numaralı dosyasından tutuklanarak cezaevine gönderildiğini, yargılamasının Denizli 10. Asliye Ceza Mahkemesi &#8230; E. sayılı dosyası üzerinden devam ettiğini, ilgili dosya 24/11/2021 tarihli tensip zaptı ile iddianamenin kabulüne karar verilerek, &#8230;&#8217;ın tutukluluk halinin devamına karar verildiğini, yaşanan olaylar sebebi ile boşanma davası ikame edilmiş olup, davanın derdest olduğunu, anlaşılacağı üzere şirketin ortakları arasında menfaat çatışması söz konusu olduğunu, bu nedenlerle &#8230;ne yönetim kayyımı olarak diğer ortak müvekkili &#8230;&#8217;ın tayin edilmesini, mahkemece işbu talep yerinde görülmediği takdirde şirkete yönetim kayyımı olarak mahkemece belirlenecek tarafsız bir kişinin kayyım olarak atanmasını, şirketin taşınır, taşınmaz, araç, banka hesapları üzerine satış ve devirlerin önlenmesi için tedbir uygulanmasını talep ve dava etmiştir.<br />
Mahkemece, 06/12/2021 tarihli ara kararda davacı vekilinin yönetim kayyımı atanması talebinin reddi ile; Davalı &#8230;ne denetim kayyımı atanmasına, şirketin günlük işleri dışında, borçlanması, bu sınırı aşan nitelikte kredi çekilmesi ve borçlandırılması, kambiyo senedi düzenlemesi şirket faaliyeti kapsamındaki malların satışı dışındaki malvarlığının satılması işlemlerinin denetim kayyımının onayına tabi tutulmasına, SMMM &#8230;&#8217;ın denetim kayyımı olarak atanmasına, kayyıma aylık 1.500,00 TL ücret takdirine, kayyım ücretinin davalı şirket tarafından ödenmesine, davacının davalı şirketin taşınır, taşınmaz, araç, banka hesapları üzerine satış ve devir önleyici ihtiyati tedbir uygulanması talebinin reddine karar verildiği, Davalı vekili 29.12.2021 tarihli dilekçesi ile davalı şirket yetkili temsilcisinin tahliye olduğunu, şirkette organ boşluğu bulunmadığını,davacının davalı şirketin hissedarı olmadığını bu sebeplerle mahkemece denetim kayyımı atanmasına ilişkin ara kararın kaldırılmasını talep ettiği, davacı vekili 12.01.2021 tarihli dilekçesi ile davalı şirket yetkilisi &#8230; ile müvekkili arasında menfaat çatışması bulunduğunu, şirket temsilcisinin şirketi ve müvekkilini zararlandırıcı işlemlerde bulunduğunu, şirkete yönetim kayyımı atanarak ,şirketin mal varlığı üzerine devri önleyici tedbir koyulmasını talep ettiği, ilk derece mahkemesince 16/03/2022 tarihli ön inceleme ve mürafaa duruşmasında davalı vekilinin 06/12/2021 tarihli ara kararda davalı şirkete atanan denetim kayyımının kaldırılmasını talep ettiği, davacı vekili ise şirkete yönetim kayyımı atanması ve şirketin mal varlığı üzerine devri önleyici tedbirler konulmasına yönelik ihtiyati tedbir verilmesini talep ettiği, davalı şirketin yetkili temsilcisinin tahliye edilmiş olması ve talep tarihi itibari ile şirkette organ boşluğu bulunmaması nedeniyle davacı vekilinin davalı şirkete yönetim kayyımı atanması talebinin ve davalı şirkete ortak olduğunu iddia eden davacı ile davalı şirket yetkilisi arasında boşanma davası ve ceza mahkemesi davası nedeniyle menfaat çatışması bulunduğundan şirket ortaklarının menfaatinin korunması amacıyla davalı vekilinin 06/12/2021 tarihli ara kararı ile davalı şirkete atanan denetim kayyımının kaldırılması talebinin reddine, davacı vekilinin davalı şirketin mal varlığı üzerine devri önleyici tedbirler konulmasına yönelik ihtiyati tedbir talebinin şirketin ticari faaliyetinin engellenmemesi amacıyla reddine karar verilmiştir.</p>
<p>Karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>
<p>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesinin taraflar arasında boşanma davası ve ceza mahkemesi davası nedeniyle menfaat çatışması bulunduğundan şirket ortaklarının menfaatinin korunması amacıyla denetim kayyımının kaldırılması taleplerinin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının şirket ortağı olup olmadığının uyuşmazlığın çözümü açısından ön sorun/mesele niteliğinde olup, davacı ortak olmamasına rağmen bu yönde kurulan cümle yanlış anlamaya mahal verebileceği gibi aynı zamanda ihsas-ı rey niteliğinde olduğunu, davacının müvekkili şirketin hiç bir zaman ortağı olmadığını, davacının şirket ortağı olduğunu ispatlayabilmesi için ıslak imzalı hisse devir sözleşmesi ibraz etmesi gerektiğini, &#8230; tarafından hisselerin davacıya temlik edildiğine dair temlik sözleşmesini bulunmadığını, hal böyleyken sadece davacının soyut beyanı ile müvekkil şirkete denetim kayyımı atanmasının mümkün olmadığını, işbu davanın konusuz kaldığını, müvekkili şirkette bir organ boşluğu bulunmadığını, dava konusu olayda bir menfaat çatışması bulunmadığı gibi organ boşluğu da söz konusu olmadığını, İlk Derece Mahkemesi tarafından şirket yönetim kurulu üyesinin tutuklu bulunması nedeniyle denetim kayyumu atandığını, müvekkil şirketin organsız olmamasına rağmen kayyımın görevine devam etmesi müvekkil şirkete zarar verdiğini, müvekkili şirkette ortak dahi olmayan bir kişinin soyut beyanı ile müvekkil şirket hem maddi hem de manevi zarar gördüğünü ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür.</p>
<p>Talep denetim kayyımın kaldırılması istemine ilişkindir.</p>
<p>Mahkemece yazılı gerekçeyle, talebin reddine karar verilmiştir.<br />
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK&#8217;nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.</p>
<p>Dosya kapsamının incelenmesinden davacı ile davalı şirket yetkilisi arasında boşanma davası ve ceza mahkemesi davası nedeniyle menfaat çatışması bulunduğundan şirket ortaklarının menfaatinin korunması amacıyla davalı vekilinin 06/12/2021 tarihli ara kararı ile davalı şirkete atanan denetim kayyımının kaldırılması talebinin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>
<p>Mevcut yasal düzenlemelerle birlikte somut olay değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin tedbir talep eden vekilinin tedbir talebini benzer gerekçelerle reddetmesinde ortaklar arasında husumet ve menfaat çatışması bulunması nedeniyle hukuka aykırı bir yön bulunmadığından davalı vekilinin istinaf taleplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.<br />
Sonuç olarak, ihtiyati tedbir talep eden davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK&#8217;nın 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.</p>
<p>HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;</p>
<p>1-Davalı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,<br />
2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli harç peşin alındığından yeniden alınmasına YER OLMADIĞINA,<br />
3-Davalının istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA,<br />
4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK&#8217;nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince talebi halinde ilgilisine İADESİNE,<br />
5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,<br />
6-Kararın İlk Derece Mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE,<br />
Dair, 6100 Sayılı HMK&#8217;nın 353/1-b-1. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve 6100 Sayılı HMK&#8217;nın 362/1-f. maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.05/07/2022</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/kayyimlik-ticari-sirkete-kayyim-atanmasi-emsal-karar/">Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması) Emsal Karar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması Yargıtay Kararı</title>
		<link>https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/cocugun-kacirilmasi-ve-alikonulmasi-yargitay-karari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsün Hukuk Bürosu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2025 06:31:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emsal Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması Yargıtay Kararı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/?p=2727</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boşanma davalarında Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması Yargıtay Kararı konusu ile alakalı içeriği sitemizden hemen inceleyebilirsiniz. 8. Ceza Dairesi 2024/22595 E. , 2024/7873 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/334 E., 2023/727 K. SUÇ : Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması HÜKÜM : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/cocugun-kacirilmasi-ve-alikonulmasi-yargitay-karari/">Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması Yargıtay Kararı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Boşanma davalarında Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması Yargıtay Kararı konusu ile alakalı içeriği sitemizden hemen inceleyebilirsiniz.</p>
<p><strong>8. Ceza Dairesi 2024/22595 E. , 2024/7873 K.</strong></p>
<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>
<p><strong>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi</strong><br />
<strong>SAYISI : 2023/334 E., 2023/727 K.</strong><br />
<strong>SUÇ : Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması</strong><br />
<strong>HÜKÜM : Mahkumiyet</strong><br />
<strong>TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</strong></p>
<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>
<p>I. HUKUKÎ SÜREÇ<br />
1.Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;nın 28.12.2010 tarihli iddianamesi ile sanık &#8230; hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun (5237 sayılı Kanun) 109 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.<br />
2.Edirne 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.05.2011 tarihli kararı ile sanık &#8230; hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan, her bir mağdur için ayrı ayrı 4 kez 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>
<p>3.Edirne 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.05.2011 tarihli kararının sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay (14). Ceza Dairesinin 23.06.2014 tarihli kararı ile; &#8220;&#8230;Dosya içeriğine göre; mağdurelerin aynı okulda öğrenim gördükleri, ailevi sorunları nedeniyle evden kaçmayı planladıkları, olay tarihinde sanıkların, sanık &#8230;&#8217;nin arkadaşı olan mağdure &#8230;&#8217;in ısrarı üzerine, &#8230;&#8217;a ait otomobille mağdureleri Uzunköprü ilçesinden alarak Edirne il merkezine getirdikleri ve mağdureleri Edirne&#8217;de bırakarak tekrar Uzunköprü ilçesine döndükleri anlaşılan olayda; sanıkların mağdurelere yönelik cebir, tehdit veya hile içeren bir eyleminin bulunmaması ve mağdurelerin ısrarı üzerine alıkoyma kastı bulunmaksızın mağdureleri Edirne il merkezine götürdüklerinin anlaşılması karşısında, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurlarının oluşmadığı, iddianamedeki anlatıma göre sanıkların mağdurelere yönelik eylemlerinin TCK.nın 234/3. maddesinde belirtilen evi terk eden çocuğu ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutma suçunu oluşturduğu, sanıkların mağdure İlayda&#8217;ya yönelik eylemlerinden TCK.nın 234/3. maddesi uyarınca mahkûmiyetleri, diğer mağdurelere yönelik ise kanuni temsilcilerinin şikâyetçi olmadığı nazara alınarak düşme kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden suç nitelendirmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde uygulama yapılması,</p>
<p>Kabule göre de;<br />
Sanıkların, soruşturmaya başlanmadan önce mağdureleri şahıslarına herhangi bir zarar vermeksizin Edirne il merkezine bıraktıkları anlaşılan olayda, sanıklar hakkında TCK.nın 110. maddesinde öngörülen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,<br />
Mahkemece sanıklar hakkında TCK.nın 109/1. maddesi gereğince &#8230; ceza tayin edilirken &#8221; Eylemin birden fazla kişiyle ve yaşı küçük mağdurelere yönelik olması karşısında 109/3b-f maddelerindeki artırım sebeplerinin ayrıca &#8230; cezada teşdit sebebi kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle TCK.nın 61/3. maddesine muhalefet edilmesi,</p>
<p>Sanıklar hakkında TCK.nın 109/1. maddesi uyarınca belirlenen cezada artırım yapılırken uygulama maddesinin TCK.nın 109/3-f maddesi yerine 109/2-f maddesi olarak gösterilmesi,&#8230;&#8221; nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>
<p>4.Bozma üzerine yapılan yargılamada Edirne 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.12.2014 tarihli kararı ile sanık &#8230; hakkında çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.<br />
5.Sanık &#8230;&#8217;nin denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle yapılan ihbar sonucu açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanarak Edirne 4. Asliye Ceza Mahkemesi&#8217; nin 14.04.2023 tarihli sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun&#8217;un 251 inci maddesi uyarınca değerlendirme yapılarak basit yargılama usulünün uygulanması ile sanığın 1 ay 26 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve sanık müdafii bu karara karşı itiraz yoluna başvurmuştur.<br />
6. İtiraz üzerine yapılan yargılama neticesinde Edirne 4. Asliye Ceza Mahkemesi&#8217; nin 22.11.2023 tarih ve 2023/334 Esas, 2023/727 Karar sayılı kararı ile sanık &#8230; hakkında 5237 sayılı Kanunun 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 53 üncü maddesi uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>
<p>II. TEMYİZ SEBEPLERİ<br />
1.Sanık müdafinin temyiz sebepleri; zamanaşımı süresinin dolduğuna, düşme kararı verilmesi gerektiğine, sanıkta suç kastı bulunmadığına, suçun unsurlarının oluşmadığına, sanığın üzerine atılı suçu işlemediğine, usule ve yasaya aykırı karar verildiğine, re&#8217;sen belirlenecek nedenlerle kararın bozulması gerektiğine ilişkindir.</p>
<p>2.Mağdur &#8230; vekilinin temyiz sebepleri; lehine vekalet ücreti verilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>
<p>III. OLAY VE OLGULAR<br />
Dava konusu olay, mağdur &#8230;&#8217;nın ailevi sorunları nedeniyle arkadaşlarıyla birlikte evden kaçmayı planladığı, olay tarihinde sanık &#8230;&#8217;nin, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bulunan diğer sanık &#8230; ile birlikte mağdure İlayda ve arkadaşlarını otomobille Uzunköprü ilçesinden alarak Edirne il merkezine getirdikleri ve mağdure ve arkadaşlarını, aileleri veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin orada bırakarak tekrar Uzunköprü ilçesine döndükleri iddiasına ilişkindir.</p>
<p>IV. GEREKÇE<br />
1.Dava dosyası içeriği, olayın kolluğa intikal şekli, kolluk görevlileri tarafından hazırlanan tutanaklar, mağdur beyanları, katılan beyanları, tanık anlatımları, sanık savunmaları, Yargıtay bozma ilamı ve tüm dosya kapsamındaki deliller birlikte değerlendirildiğinde, sanığın, davaya konu eylemi gerçekleştirdiğine ilişkin ilk derece mahkemesinin kabulünde isabetsizlik görülmediğinden, sanık müdafinin, sanıkta suç kastı bulunmadığına, suçun unsurlarının oluşmadığına, sanığın üzerine atılı suçu işlemediğine, usule ve kanuna aykırı karar verildiğine yönelik temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.<br />
2.5237 sayılı Kanun&#8217;un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen suç yönünden, 5237 sayılı Kanun&#8217;un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve 67 nci maddeleri gereğince 8 yıllık asli ve 12 yıllık kesintili dava zamanaşımı süresinin öngörüldüğü, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen dönemdeki durma süresi de belirtilen zamanaşımı süresine eklendiğinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşıldığından, sanık müdafinin zamanaşımının dolduğuna, düşme kararı verilmesi gerektiğine yönelik temyiz itirazı yerinde görülmemiştir.</p>
<p>3.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ve yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.</p>
<p>4.5237 sayılı Kanun&#8217;un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunda on altı yaşını bitirmeyen çocuğun velayeti kendisine bırakılan annesi veya babasının çocuk üzerinde sahip oldukları velayet hakkının koruma altına alınması nedeniyle, atılı suçun mağdurunun velayeti kendisine bırakılan anne veya baba olduğu, mağdur çocuğun bu suçun konusu olduğu bu nedenle mağdur çocuk vekili lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceği anlaşılmakla kararda bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamış mağdur vekilinin temyiz itirazı yerinde görülmemiştir.</p>
<p>V. KARAR<br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Edirne 4.Asliye Ceza Mahkemesi&#8217;nin 22.11.2023 tarih ve 2023/334 Esas, 2023/727 Karar sayılı kararında sanık müdafii ve mağdur vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin ve mağdur vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,<br />
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.10.2024 tarihinde karar verildi.</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/cocugun-kacirilmasi-ve-alikonulmasi-yargitay-karari/">Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması Yargıtay Kararı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşçinin Bulaşıcı Hastalık Kapması İş Kazası Yargıtay Kararı</title>
		<link>https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/iscinin-bulasici-hastalik-kapmasi-is-kazasi-yargitay-karari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsün Hukuk Bürosu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2025 11:29:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emsal Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[İşçinin Bulaşıcı Hastalık Kapması İş Kazası Yargıtay Kararı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/?p=2708</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tokat&#8217;ta bulunan Gülsün Hukuk Bürosu web sitesinde sizler için bugün İşçinin Bulaşıcı Hastalık Kapması İş Kazası Yargıtay Kararını yayımladık. YARGITAY 21. Hukuk Dairesi        2018/5018 E., 2019/2931 K., 15.04.2019 Tarih   ALAN              : İş Hukuku KONU             : İşçinin işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle salgın hastalığa yakalanması, iş kazası, sonradan oluşan zarar ile olay arasında [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/iscinin-bulasici-hastalik-kapmasi-is-kazasi-yargitay-karari/">İşçinin Bulaşıcı Hastalık Kapması İş Kazası Yargıtay Kararı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tokat&#8217;ta bulunan Gülsün Hukuk Bürosu web sitesinde sizler için bugün İşçinin Bulaşıcı Hastalık Kapması İş Kazası Yargıtay Kararını yayımladık.</p>
<p><strong>YARGITAY 21. Hukuk Dairesi       </strong></p>
<p><strong>2018/5018 E., 2019/2931 K., 15.04.2019 Tarih</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>ALAN              :</strong> <strong>İş Hukuku</p>
<p></strong></p>
<p><strong>KONU             : </strong>İşçinin işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle salgın hastalığa yakalanması, iş kazası, sonradan oluşan zarar ile olay arasında uygun illiyet bağı bulunması</p>
<p><strong>ÖZET               : </strong>“<em>İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle Ukrayna’ya yapılan sefer sırasında bulaştığı raporlar kapsamında anlaşılan H1N1 virüsüne bağlı olarak, daha sonra meydana gelen ölümü iş kazası olarak kabul edilmelidir. Sonradan oluşan zarar ile olay arasında uygun illiyet bağı bulunması koşuluyla olay iş kazası kabul edilmelidir.”</p>
<p></em></p>
<p><strong>DAVA              : </strong>Davacı, murisi &#8230;´un, 26/12/2009 tarihinde iş kazası sonucu öldüğünün tespitine, aksi yöndeki Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.</p>
<p>Mahkeme, bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.<br />
Hükmün, davacı ile davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.</p>
<p><strong>K A R A R</strong>        :</p>
<p>Davacılar; murislerinin iş kazası sonucu vefat ettiğinin tespitini istemişlerdir.<br />
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.</p>
<p>Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacılar murisinin davalı şirkette 01.05.1996 tarihinden itibaren tır şoförü olarak çalıştığı, murisin en son 26.11.2009 tarihinde &#8230; Limanı´ndan çıkış yapıp Ukrayna´ya gittiği, yine aynı limandan 11.12.2009 tarihinde Türkiye’ye giriş yaptığı, işyerinin bulunduğu Trabzon iline dönerken kendisini iyi hissetmediği için &#8230;Devlet Hastanesi´ne 13.12.2009 tarihinde müracaat ettiği ve söz konusu hastanede muayene edilerek raporun tanı kısmına; “ akut üst solunum yolu enfeksiyonu, tanımlanmamış ” yazıldığı, murise iğne yapılıp ilaç verildiği, daha sonra murisin Trabzon iline gittiği, 15.12.2009 tarihinde ise işveren tarafından yine Ukrayna´ya gitmek üzere görevlendirildiği, ancak Çarşamba ilçesinde trafik kazası geçirdiği ve bu kaza nedeni ile götürüldüğü Çarşamba Devlet Hastanesi´nde muayene edildiği, düzenlenen raporda; trafik kazası nedeni ile başvuran murisin tüm bulgularının normal olduğunun belirtildiği, ancak murise “ devaljin ampul” isimli ilaç verildiği, kazadan sonra murisin tekrar Trabzon iline döndüğü ve iki gün sonra 17.12.2009 tarihinde KTÜ &#8230; Hastanesi´ne “ bir haftadır öksürük, balgam, halsizlik, 2 gündür 40 derece ateş ” şikayetleri ile başvurduğu, hastane tarafından H1N1 ( domuz gribi ), pnömani ( zatürre ) ve ARDS ( akut solunum sıkıntısı sendromu ) tanısıyla tedavi altına alındığı, on gün yoğun bakımda kaldıktan sonra 26.12.2009 tarihinde vefat ettiği, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişi tarafından düzenlenen raporda; murisin 15.12.2009 tarihinde geçirdiği kazanın iş kazası olduğunun,</p>
<p>ancak 26.12.2009 tarihinde vefat etmesi sonucu hastane raporunda ölüm tanısı olarak H1N1 ( domuz gribi ) pnömoni,akut böbrek yetmezliği&#8230;belirtilmesi nedeni ile ölümünün geçirmiş olduğu iş kazası ile ilişkilendirilemeyeceğinin belirtildiği, Adli Tıp Kurumu &#8230; Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulu´nun 16.04.2014 tarihli raporunda; murisin ölümünün H1N1 ( domuz gribi) enfeksiyonu ve gelişen komplikasyonlarından meydana gelmiş olduğu, 13.12.2009 tarihinde &#8230;Devlet Hastanesi’ne başvurusundaki şikayetlerin H1N1 enfeksiyonunun başlangıç belirtileri olabileceğinin, H1N1 virüsünün kuluçka süresinin 1-4 gün arasında değiştiğinin, 13.12.2009 tarihindeki şikayetlerin hastalığın başlangıç belirtileri olduğu taktirde H1N1 enfeksiyonunun bulaşımının 13.12.2009 tarihinden önceki 1-4 günlük zaman dilimi içerisinde gerçekleşmiş olacağının, 15.12.2009 tarihinde meydana gelen trafik kazasında hastalığın etkisi olduğunu gösterir tıbbi bulgu olmadığının bildirildiği, Adli Tıp Genel Kurulu´nun 26.03.2015 tarihli raporunda da; Birinci İhtisas Kurulu gibi görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.<br />
Davanın yasal dayanaklarından olan 5510 sayılı Kanunun 13. maddesinde iş kazasının unsurları;</p>
<p>a)Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,<br />
b)İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,<br />
c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,<br />
d) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,<br />
e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özüre uğratan olay&#8230;&#8221; olarak belirtilmiştir.</p>
<p>Açıklanan madde hükmüne göre, iş kazası; maddede sayılı olarak belirtilmiş hal ve durumlardan herhangi birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen veya ruhen zarara uğratan olaydır.</p>
<p>Yasada iş kazası, sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hale getiren olay olarak tanımlandığından, olayın etkilerinin bir süre devam ederek zaman içinde artması ve buna bağlı olarak sonucun daha sonra gerçekleşmesi mümkündür. Yani, iş kazası ani bir olay şeklinde ortaya çıkıp ,buna bağlı olarak zarar, derhal gerçekleşebileceği gibi, gazdan zehirlenme olayında olduğu şekilde etkileri daha sonra da ortaya çıkabilir. Sonradan oluşan zarar ile olay arasında uygun illiyet bağı bulunması koşuluyla olay iş kazası kabul edilmelidir.<br />
Yasanın iş kazasını sigortalıyı zarara uğratan olay biçiminde nitelendirmiş olması illiyet (nedensellik) bağını iş kazasının bir unsuru olarak ele almayı gerektirmiştir. Ne var ki, burada aranan “uygun illiyet (nedensellik) bağı” olup, bu da yasanın aradığı hal ve durumlardan herhangi birinde gerçekleşme olgusu ile sonucun birbiriyle örtüşmesi olarak anlaşılmalı, yasada olmadığı halde, herhangi başkaca kısıtlayıcı bir koşulun varlığı aranmamalıdır.</p>
<p>Kısacası; anılan yasal düzenleme, sosyal güvenlik hukuku ilkeleri içinde değerlendirilmeli; maddede yer alan herhangi bir hale uygunluk varsa zararlandırıcı sigorta olayının kaynağının işçi olup olmaması ya da ortaya çıkmasındaki diğer etkenlerin değerlendirilmesinde dar bir yoruma gidilmemelidir. (HGK 2009/21-400 Esas,432 Karar )</p>
<p>Somut olayda, tır şoförü olan davacı murisinin 26.11.2009 tarihinde davalı işveren tarafından Ukrayna’ya sefere gönderildiği,11.12.2009 tarihinde Türkiye’ye giriş yaptığı ,Adli Tıp Kurumu raporunda, H1N1 virüsünün kuluçka süresinin 1-4 gün arasında değiştiği, murisin 13.12.2009 tarihli hastaneye başvurusunda belirttiği şikayetlerin hastalığın başlangıç belirtileri olduğu taktirde hastalığın bulaşmasının bu tarihten 1-4 gün öncesinde gerçekleşmiş olacağının bildirildiği, buna göre davacı murisinin, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle Ukrayna’ya yapılan sefer sırasında bulaştığı yukarıda belirtilen rapor kapsamından anlaşılan H1N1 virüsüne bağlı olarak, daha sonra meydana gelen ölümünün iş kazası olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır.</p>
<p>O halde, davacı ve davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.</p>
<p><strong>SONUÇ           :</strong> Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 15/04/2019 gününde oy çokluğuyla karar verildi.</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/iscinin-bulasici-hastalik-kapmasi-is-kazasi-yargitay-karari/">İşçinin Bulaşıcı Hastalık Kapması İş Kazası Yargıtay Kararı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elektronik Para İbaresinin Ayırt Edici Olmadığı Yargıtay Kararı</title>
		<link>https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/elektronik-para-ibaresinin-ayirt-edici-olmadigi-yargitay-karari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsün Hukuk Bürosu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Jul 2025 07:57:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emsal Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[Elektronik Para İbaresinin Ayırt Edici Olmadığı Yargıtay Kararı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/?p=2703</guid>

					<description><![CDATA[<p>Elektronik Para İbaresinin Ayırt Edici Olmadığı Yargıtay Kararını sitemizden inceleyebilir ve her türlü sorun anında uzman avukatlarımıza danışabilirsiniz. 11. Hukuk Dairesi         2017/3671 E.  ,  2019/559 K. MAHKEMESİ : &#8230; BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada &#8230; &#8230;. Fikri ve Sınaî Haklar HukuK Mahkemesince verilen 29/&#8230;/2016 tarih ve 2015/210 [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/elektronik-para-ibaresinin-ayirt-edici-olmadigi-yargitay-karari/">Elektronik Para İbaresinin Ayırt Edici Olmadığı Yargıtay Kararı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Elektronik Para İbaresinin Ayırt Edici Olmadığı Yargıtay Kararını sitemizden inceleyebilir ve her türlü sorun anında uzman avukatlarımıza danışabilirsiniz.</p>
<p><strong>11. Hukuk Dairesi         2017/3671 E.  ,  2019/559 K.</p>
<p>MAHKEMESİ : &#8230; BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ</strong></p>
<p>TÜRK MİLLETİ ADINA</p>
<p>Taraflar arasında görülen davada &#8230; &#8230;. Fikri ve Sınaî Haklar HukuK Mahkemesince verilen 29/&#8230;/2016 tarih ve 2015/210 E. &#8211; 2016/549 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair &#8230; Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 02/06/2017 tarih ve 2017/579-2017/526 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 sayılı Kanunun´un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle dava dosyası için Tetkik Hakimi &#8230;.tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>
<p>Davacı vekili, müvekkilinin, &#8220;ELEKTRONİK PARA&#8221; ibaresinin 36 ve 42 sınıf emtiaları yönünden tescili için davalıya başvurduğunu, 2014/45622 kod numarası verilen başvurunun 556 sayılı KHK’nin 7/1-a-d maddeleri uyarınca öncelikle Markalar Dairesi tarafından reddedildiğini, müvekkilinin itirazı sonucu &#8230; tarafından da 6493 sayılı Ödeme ye Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanunda “elektronik para” ibaresinin tanımlandığı, &#8220;elektronik para” ibaresinin ayırt edici olmadığı, ayrıca elektronik para ibaresinin tek bir işletmenin tekeline verilemeyecek ve her işletme tarafından serbestçe kullanılabilecek nitelikte ibarelerden olduğu gerekçesiyle itirazın reddedildiğini, “electronic money” sözcüğü ve türevlerinin, bir çok Avrupa ülkesi marka ofislerinde kişiler adına tescilli olduğunu, farklı yorumun kabulünün mümkün olmadığını, elektronik para kelimesinin, ticaret alanında yaygın kullanılan bir tanım olmadığı gibi genel geçer bir anlam yüklenecek özelliği de bulunmadığını, elektronik para ibaresinin, müvekkilinin yetkilisi bulunduğu “Türk Elektronik Para A.Ş.” unvanı içinde de geçtiğini, belirli bir meslek ya da ticaret grubunun esaslı bir unsurunu içermediğini,, “elektronik defter”, “elektronik finans”, “elektronik tedarik&#8221;, “elektronik imza”, “elektronik ihale”, “elektronik pazar&#8221; gibi ibareler ve türevlerinin marka olarak tescil edildiğini ileri sürerek &#8230;’nın 2015-M-1799 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı &#8230; ve Marka Kurumu vekili, kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>
<p>Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davacının, 29.05.2014 tarihinde “elektronik para” ibareli 2014/45622 numaralı 36 ve 42. sınıf ve alt gruplarda yer alan emtialar yönünden tescil istemli marka başvurusunun mutlak ret nedenleri yönünden incelenmesi sonucu, Markalar Dairesi Başkanlığı’nca, 556 sayılı KHK’nin 7/1-a ve d bendi uyarınca reddine karar verildiği, bu kararın yeniden incelenmesi isteminin ise, &#8230;’nın,</p>
<p>2015-M-1799 sayılı kararı ile reddedildiği, dava konusu ibarenin soyut ayırt edici niteliğe sahip olduğu ancak, 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanunda “elektronik para”nın tanımının yapıldığı, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para İhracı ile Ödeme Kuruluşları ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Yönetmelik’in 5/&#8230;. maddesinde de “Kuruluşun unvanının ödeme kuruluşu ya da elektronik para kuruluşu olduğunu gösterir ibareleri içermesi zorunludur.” şeklinde belirtildiği, “elektronik para” ibaresinin, 36. sınıf finansal ve parasal hizmetler içerisinde tanım içerdiği; 36.sınıfta reddedilen hizmetler (“finansal ve parasal hizmetler”) için 556 sayılı KHK´nın 7/1-(a) bendi gereğince, somut ayırt ediciliğinin bulunmadığı, reddedilen sınıflardan 36.02. sınıfta yer alan: “finansal ve parasal hizmetler” kapsamında, 556 Sayılı KHK md.7/1-d anlamında, belirli bir meslek veya ticaret grubunu ayırt etmeye yarayan bir işaret olarak değerlendirilebileceği, elektronik paranın geçerli ve aktif şekilde kullanılmakta olduğu sektörde, ilgili faaliyetlerin; bilgisayar programları, programlamaları, yazılımlar aracılığıyla yürütüldüğü, bu noktada, elektronik para ibaresinin, davaya konu marka başvurusunun reddedilmiş olduğu sınıflardan bir diğeri olan ve 42.02. sınıfta yer alan: “Bilgisayar hizmetleri; bilgisayar programlama, bilgisayarı virüse karşı koruma, bilgisayar sistem tasarımı, başkaları adına web sitelerinin tasarlanması, bakımı ve güncelleştirilmesi, yazılım tasarımı, kiralanması ve güncelleştirilmesi, internet arama motoru sağlama, hosting, bilgisayar donanımları alanında danışmanlık ve kiralanması hizmetleri” ile doğrudan bağlantılı olduğu, dolayısıyla, elektronik para ibaresinin, reddedilen sınıflardan bir diğeri olan 42.02. sınıfta yer alan hizmetler kapsamında da 556 Sayılı KHK md.7/1-d anlamında, belirli bir meslek veya ticaret grubunu ayırt etmeye yarayan bir işaret olarak değerlendirilebileceği, bu itibarla da reddedilen sınıflarda tescilinin mümkün olmadığı, &#8230; karar iptali koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>
<p>&#8230; Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre davacı vekilinin istinaf başvurusunun, ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden kanuna aykırı bulunmadığı gerekçesiyle esastan reddine karar verilmiştir.</p>
<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>
<p>Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK´nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>
<p>SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK´nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK´nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye &#8230;,00 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, &#8230;/01/2019 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/elektronik-para-ibaresinin-ayirt-edici-olmadigi-yargitay-karari/">Elektronik Para İbaresinin Ayırt Edici Olmadığı Yargıtay Kararı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>3D Secure Sistemi Chargeback İtirazı Yargıtay Kararı</title>
		<link>https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/3d-secure-sistemi-chargeback-itirazi-yargitay-karari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsün Hukuk Bürosu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Jul 2025 07:25:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emsal Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[3D Secure Sistemi Chargeback İtirazı Yargıtay Kararı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/?p=2701</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tokat&#8217;ta yer alan avukatlık ofisimizin web sitesinden 3D Secure Sistemi Chargeback İtirazı Yargıtay Kararı detaylarına erişebilirsiniz. 11. Hukuk Dairesi         2018/5638 E.  ,  2020/3009 K. MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi´nce verilen 07/04/2016 gün ve 2014/1661 &#8211; 2016/245 sayılı kararı onayan Daire´nin 20/09/2018 gün ve 2017/1050 &#8211; 2018/5510 sayılı kararı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/3d-secure-sistemi-chargeback-itirazi-yargitay-karari/">3D Secure Sistemi Chargeback İtirazı Yargıtay Kararı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tokat&#8217;ta yer alan avukatlık ofisimizin web sitesinden 3D Secure Sistemi Chargeback İtirazı Yargıtay Kararı detaylarına erişebilirsiniz.</p>
<p><strong> 11. Hukuk Dairesi         2018/5638 E.  ,  2020/3009 K.</strong></p>
<p><strong>MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ</strong></p>
<p>Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi´nce verilen 07/04/2016 gün ve 2014/1661 &#8211; 2016/245 sayılı kararı onayan Daire´nin 20/09/2018 gün ve 2017/1050 &#8211; 2018/5510 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:<br />
Davacı vekili, havayolu şirketi olan davacının gerek yurtiçi gerekse yurtdışına düzenlediği seferleri için web sitesi üzerinden müşterilerine uçak bileti satın alma imkanı sunduğunu, taraflar arasında 09.12.2002 güncelleme tarihli Elektronik Ticaret Sözleşmesi ve 18.11.2003 güncelleme tarihli Üye İş Yeri Sözleşmesi bulunduğunu, bu sözleşmeler ile müvekkilinin web sitesi üzerinden online bilet satış işlemleri için davalı bankaya ait sanal pos cihazının kullanımı hususunda anlaştıklarını, yurtdışı kredi kartlarıyla müvekkilinin web sitesi üzerinden ve davalı bankanın sanal posunun kullanılması suretiyle yapılan satış işlemlerine ilişkin muhtelif tarihlerde chargeback (ters ibraz) itirazları geldiğini ve bu itirazların kabul edilerek davalı tarafından müvekkili hesaplarına borç kaydedildiğini, 3D Secure sistemi kullanmak suretiyle yapılan işlemlerden gelen itirazlar sebebiyle müvekkili şirketin ödemek zorunda olduğu miktarın 274.236,55 USD olduğunu, 3D Secure sistemininin internet üzerinden kredi kartı ve banka kartı ile yapılan alışveriş işlemlerinin güvenliğinin arttırılması için geliştirilen bir sistem olduğunu, Visa ve Master Card´ın geliştirdiği bu güvenli sanal alışveriş ile hem kart sahiplerinin hem de üye işyerlerinin sahtekarlıklara karşı güvence altına alındığını, müvekkilinin 2011 yılında davalı bankayla birlikte 3D Secure sisteminin entegrasyonunu gerçekleştirdiğini, taraflar arasındaki sözleşmelerde herhangi bir değişilik yapılmadığını ve bu konuda herhangi bir sözleşme de imzalanmadığını, davalı banka tarafından 3D Secure sistemine ait kurallar konusunda müvekkilinin bilgilendirilmediğini, müvekkilinin Banka Kartları Yönetmeliği’nin 27. maddesi doğrultusunda 3D Secure sistemi kullanılmak suretiyle yapılan işlemlerin %100 güvenli olduğu inancını taşıdığını, Ekim 2012 ve Ocak 2013 tarihleri arasında bu işlemlerin yapıldığını ve Master Card menşeili kartlar ile 4837 no ile belirtilen sebep kodundan bu işlemlerin kart hamilinin rızası dışında yapıldığının anlaşıldığını, bu dönemde yapılan işlemler sebebiyle çok büyük zarara uğradığını, davalı banka ile yapılan görüşmede zarara sebep olan kartların ticari kartlar olduğu, Visa ve Mastercard tarafından 3D secure sistemi ile gerçekleştirilen işlemlerin ticari kartlar kullanılmak suretiyle yapılması durumunda bir istisna olduğu ve bu işlemler için işyerine tam koruma sağlamadığı bilgisinin verildiğini, ancak daha önce müvekkiline ticari kartlarla ilgili uyarıcı ve aydınlatıcı bir bildirim yapılmadığını, gelen işlem itirazları sebebiyle davalı bankayla irtibata geçildiğinde ticari kartlara tanınan istisnadan korunabilmek için Tam 3D Secure sisteme geçilmesi gerektiği bilgisinin verildiğini, ancak başlangıçta kurulan 3D Secure sistemin çeşitleri olan tam ve yarım 3D Secure sistemi ile ilgili olarak ve kurulan bu sistemin taşıdığı riskler konusunda müvekkilinin uyarılmayıp bilgilendirilmediğini, davalı bankanın özen yükümlülüğünü, 5411 sayılı Kanun’un 76. maddesinde düzenlenen bilgilendirme yükümlülüğünü ve sözleşme hükümlerini ihlal ettiğini,Ekim 2012 ve Ocak 2013 tarihleri arasında yapılan işlemler sebebiyle çok büyük zarara uğradığını, zararın tazmini amacıyla ihtarname gönderilmesine rağmen davalı bankanın ödeme yapmadığını, davalının taraflar arasındaki sözleşmeyle sanal POS´u müvekkili şirkete tahsis edildiği anda bu sanal POS üzerinden yapılan işlemler bakımından gerekli güvenlik tedbirlerini almak zorunda olduğunu, yapılan işlemlerin aynı kartlarla tekrarlanan nitelikte olduğunu, bu dönemde müvekkilinin davalı banka tarafından hiç haberdar edilmediğini, şüpheli işlem sebebiyle müvekkiline bilgi verilmesi durumunda bu işlemlerin iptal edilerek zararın önlenmesinin mümkün bulunduğunu ileri sürerek 274.236,55 USD zararın, 10.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.</p>
<p>Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davanın reddine dair verilen kararın davacı vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır.<br />
Davacı vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>
<p>Dava, taraflar arasındaki elektronik ticaret sözleşmesi ve üye iş yeri sözleşmesi kapsamında yapılan online bilet satış işlemlerinden dolayı gelen chargeback itirazları nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.</p>
<p>Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı vekili, 3D Secure sintemin kullandırılmaya başlanmasından önce 3D Secure sistemin çeşitleri olan tam ve yarım 3D Secure sistemi ile ilgili olarak ve kurulan bu sistemin taşıdığı riskler konusunda müvekkilinin uyarılmayıp bilgilendirilmediğini, ticari kartlara tanınan istisnadan korunabilmek için Tam 3D Secure sisteme geçilmesi gerektiği bilgisinin verilmediğini, davalı bankanın özen yükümlülüğünü, 5411 sayılı Kanun’un 76. maddesinde düzenlenen bilgilendirme yükümlülüğünü ve sözleşme hükümlerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.</p>
<p>Mahkemece, 25.01.2016 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de davacı vekili, 22.02.2016 tarihli dilekçesiyle bu rapora itiraz etmiştir. Rapora itirazında bilirkişi heyetince sadece chargeback konusu olan işlemler bazında inceleme yapıldığını, davaya konu esas uyuşmazlığın davalı Banka’nın sistemin kurulması aşamasında 3D sistemi, çeşitleri ve bu sistemin açıkları ve istisnaları bulunduğu hususunda bilgi verilmemesi olduğunu, istenirse tam güvenli 3D Secure olarak anılan farklı bir sistemin varlığı ve seçilebileceği konusunda aydınlatılmadığını, davalı Banka’nın 3D Secure sistemi hizmeti vermeye başlarken uyuşmazlığı doğuran ticari kart istisnasından hiçbir surette bahsedilmediğini, müvekkili şirketin 3D secure sistemi kullanılmak suretiyle yapılan işlemlerin %100 güvenli olduğu inancı taşıdığını, chargeback itirazları ile ilgili değerlendirme yapılırken gerçekleşen chargeback itirazlarının, itiraz tarihlerinin değil, bilgilendirmeden önceye tekabül eden, işlem tarihlerinin gözönünde bulundurulması gerektiğini ileri sürmüştür.<br />
Bir güven kurumu olarak, basiretli tacir gibi davranması gereken bankalar, 818 sayılı BK’nın 99/2 ve 6098 sayılı TBK´nın 115/3 fıkraları uyarınca objektif özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesinden kaynaklanan hafif kusurlarından dahi sorumlu olup, banka olmaları nedeniyle de diğer tacirlere nazaran bütün hukuki ilişkilerinde daha yüksek özen borcu altındadırlar. Banka ile müşterisi arasındaki bankacılık işlemleri herşeyden önce güven unsuruna dayanmaktadır.</p>
<p>5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 76. maddesi gereğince de bankalar, müşterilerinin, verilen hizmetlerden kaynaklanan her türlü sorularına cevap verecek bir sistem kurmakla ve bu hizmetle ilgili bilgiyi müşterilerine bildirmekle yükümlüdürler.</p>
<p>Bu itibarla mahkemece, davacı vekilinin hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı ileri sürdüğü itirazlarını karşılayacak, yasal mevzuat ve taraflar arasındaki Elektronik Ticaret Sözleşmesi ile Üye İş Yeri Sözleşmesi hükümleri de nazara alınmak suretiyle davacı ve davalı tarafın üzerlerine düşen yükümlülükleri tam olarak yerine getirip getirmedikleri konusunda aralarında bankaların hukuki ve teknik işleyişini de değerlendirebilecek uzmanlığa sahip bilirkişilerin de bulunduğu bir heyetten rapor alınmak ve sonucuna göre karar verilmek gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden davacı vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulüyle Dairemizin 20.09.2018 tarih 2017/1050 Esas, 2018/5510 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak yukarıda anılan gerekçeyle mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.</p>
<p>SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 20.09.2018 tarih 2017/1050 Esas, 2018/5510 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin, temyiz ilam ve karar düzeltme harcının karar düzeltme isteyene iadesine, 18/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/3d-secure-sistemi-chargeback-itirazi-yargitay-karari/">3D Secure Sistemi Chargeback İtirazı Yargıtay Kararı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kayıp Olan Çekler ve Çek İptali Davası Emsal Karar</title>
		<link>https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/kayip-olan-cekler-ve-cek-iptali-davasi-emsal-karar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsün Hukuk Bürosu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jul 2025 06:52:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emsal Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kayıp Olan Çekler ve Çek İptali Davası Emsal Karar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/?p=2696</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kayıp Olan Çekler ve Çek İptali Davası Emsal Karar detaylarına Tokat&#8217;taki Gülsün Hukuk Bürosu web sitesinden hemen erişebilirsiniz. T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2021/2161 KARAR NO:2025/828 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/kayip-olan-cekler-ve-cek-iptali-davasi-emsal-karar/">Kayıp Olan Çekler ve Çek İptali Davası Emsal Karar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kayıp Olan Çekler ve Çek İptali Davası Emsal Karar detaylarına Tokat&#8217;taki Gülsün Hukuk Bürosu web sitesinden hemen erişebilirsiniz.</p>
<p><strong>T.C.</strong><br />
<strong>İSTANBUL</strong><br />
<strong>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ</strong><br />
<strong>14. HUKUK DAİRESİ</strong><br />
<strong>DOSYA NO:2021/2161</strong><br />
<strong>KARAR NO:2025/828</strong><br />
<strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A</strong><br />
<strong>İ S T İ N A F K A R A R I</strong><br />
<strong>İNCELENEN KARARIN</strong><br />
<strong>MAHKEMESİ:İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi</strong><br />
<strong>TARİHİ:14.04.2021</strong><br />
<strong>NUMARASI:2019/653 Esas &#8211; 2021/264 Karar</strong><br />
<strong>DAVA:Alacak (Bankacılık işleminden kaynaklı)</strong></p>
<p>Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br />
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tarafından keşidecisi &#8230; Itd. Şti olan, &#8230; Bankasının 23.11.2017 keşide tarihli, &#8230; seri numaralı 50.000 Lira bedelli ve 21,12.2017 keşide tarihli &#8230;seri numaralı 50.000 Lira bedelli iki adet çekin tahsili amacıyla takas için davalı bankaya teslim edildiğini, bu çekleri davalı Banka tarafından kaybedildiğini, davalı Bankanın 28.11.2017 ve 21.12.2017 tarihli yazıları ile taraflarına bu çekleri kaybettikleri ve çeklerin iptali için dava açtığını bildirdiklerini, taraflarınca çek bedellerinin tahsilini sağlamak amacıyla çek keşidecisini karşılıksız çek keşide etme suçundan dolayı cezalandırılmasını temin amacıyla her iki çek için ayrı ayrı İstanbul İcra Ceza Mahkemelerine şikayetlerde bulunulduğunu, yapılan yargılama neticesinde her iki mahkemede özet olarak çek asıllarının mevcut olmaması nedeni ile çek arkasına karşılıksız ibaresinin olmaması, bu durumun bankanın iç işleyişi ile ilgili olduğu gerekçesiyle sanık hakkında beraat kararı verdiğini, karara yapılan istinaf başvurusu neticesinde istinaf daire başkanlığının çekin ibrazında muhatap banka tarafından karşılıksız olduğuna yönelik işlem yapılmayışına göre atılı suçun unsurlarının oluşmadığı denilerek istinaf başvurusunun da esastan reddedildiğini, çekin en önemli özelliğinin karşılıksız çek keşide etme suçundan dolayı çek bedeli kadar adli para cezasına hükmedilmesi, bu bedelin ödenmemesi halinde hapse dönüşmesi olduğunu, yani karşılıksız çek keşide edene verilen adli para cezasının hapse dönüşmemesini temin için sonunda çek bedelini ödemek zorunda olduğunu, bu durumun çeke tahsil kabiliyet sağlayan ve çeki diğer kambiyo senetlerin ayıran ve çeke değer kazandıran en önemli özellik olduğunu, çek keşideci aleyhine ellerinde çek asılları mevcut olmadığından ilamsız icra takibi başlatıldığını, dava dilekçesinde ayrıntılarıyla bahsedilen nedenlerden fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 100.000 liranın çeklerin keşide tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, mahkeme masrafları ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davaya konu çeklerin davacı şirket tarafından müvekkili Bankaya tahsil amacıyla teslim edilmiş olup, takastan ibraz edilmiş ve çeklerin karşılıksız olarak işlem gördüğünü, akabinde müvekkil Banka çeklerin kaybolması nedeniyle üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirerek bahse konu çeklerin iptali talebiyle İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1068 E. sayılı dosyası ve İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/2 E. ile sayılı dosyaları ile çek iptal davaları açtığını, söz konusu davaların neticesinde çeklerin iptaline karar verilmiş olup, kararların kesinleştiğini,huzurdaki davanın erken açılmış bir dava olduğunu, davacının çek bedellerini müvekkil bankadan talep hakkı bulunmadığını, davacının bir zararı olabileceğini kabul etmemekle birlikte, herhangi bir kesinleşmiş zararı doğmadığı için bu davayı açmasının da mümkün olmadığını, bir zararı olsa dahi müvekkil banka tarafından ödeneceği anlamına gelmemekle birlikte, davacının icra takipleri devam etmekte olup aciz vesikası dahi bulunmadığını, davacının tahsilat süreci devam ederken ve tahsilata ilişkin tüm yolları tüketmemişken iş bu davayı açmasının kabul edilemez olduğunu, zira çeklerin kaybolmasının davalının alacağını ortadan kaldırmamakta olduğunu, dava konusu çeklerin zaten karşılıksız işlemi gördüğünü davacının aksi yönde tüm iddiaları ispata muhtaç olduğunu,husumeti ve iddiaları kabul anlamına gelmemek kaydı ile, çek sadece bir ödeme aracı olup çeke konu alacağın başka hukuki yollar ile de tahsili mümkün olduğunu, davacının faiz talebi de haksız ve hukuka aykırı olduğunu, cevap dilekçesinde ayrıntarıyla açıklanan nedenlerle, erken açılan davanın öncelikle bu nedenle reddine, haksız ve hukuka aykırı davanın esastan da reddine, yargılama masrafları ile vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiş olduğu görülmüştür.</p>
<p>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;&#8221;&#8230;Davacı şirket tarafından tazminat iddiasının dayanağı olarak çeklerin zayi olması nedeniyle karşılıksız işlemi yapılamadığı, çek keşidecisinin karşılıksız çek düzenlenmesine ilişkin cezai yaptırımdan kurtulmasıyla, çek bedellerinin tahsil edilememesi nedeniyle davalı bankanın çek bedellerinden sorumlu olduğudur. Çek ile yapılan işlemlerde en önemli güvencelerden biri, çekin keşide tarihinde ibraz edildiğinde, çek hesabında çek bedeli kadar paranın bulunmaması halinde, karşılıksızdır işlemi yapılması ve 5941 sayılı kanun uyarınca karşılıksız çek keşide etme suçunun bir cezai müeyyideye tabi tutularak, çekin tahsilinin sağlanmasıdır. Bu nedenle, davacının çeklerin karşılıksız işlemi görmeyerek, çek keşidecisinin çek bedelini ödemeye zorlama imkanından mahrum kalması ile davalı bankanın çekin zayi edilmesi eylemleri arasında illiyet bağının bulunduğu açıktır.Çek bedelleri yönünden asıl sorumlu dava dışı çek keşidecisi şirkettir.Davacı şirketin zararının, ancak davalı yönüyle kredi alacağının kredi borçlusundan tahsil olanağının kalmaması halinde doğduğunun kabulü gerekecektir. Bu durumda, davacı tarafından çek bedellerinin tahsili için dava dışı çeklerin keşidecisine başlatmış olduğu icra takiplerine bakılması gerekmiş, kayıtları celp edilen icra takip dosyaları incelendiğinde, takip dosyalarının derdest olduğu, çeşitli haciz işlemlerinin yapıldığı, herhangi aciz belgesinin alınmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda, davacı çek lehtarının dava tarihi itibariyle alacağın asıl sorumlusu olan keşideci şirketten alacağını tahsil etme imkanı devam ettiği, zararının doğmadığı, davalı bankanın zayi olan çeklerin iptali için dava açmak suretiyle üzerine düşün yükümlülüğü de yerine getirdiği, zayi olan çeklerin dava dışı &#8230; Bankasına ait olduğu ve çek yaprağı bedellerinden de davalı bankanın sorumlu olmadığı&#8230;&#8221; gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.</p>
<p>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkemenin çekleri kaybeden davalı bankanın kusurunu açıkça kabul ettiğini, ancak davanın reddine gerekçe olarak icra dosyalarında aciz belgesi alınmadığından alacağı tahsil etme imkanı olduğundan bahisle dava reddedildiğini, bu gerekçenin yasaya ayırı olduğunu, çünkü icra dosyasında gayrimenkul haczi, araç haczi, banka mevduatlarına haciz talep edildiğini, borçlunun adına kayıtlı gayrimenkul, araç ve bankalarda hiçbir parası olmaması nedeniyle sonuçsuz kaldığını, ayrıca borçlunun adresine menkul haczi için gidildiğinde borçlu firmanın haciz tarihinden önce adresten taşındığını, adreste kimsenin bulunmadığı bu nedenle haciz yapılamadığı haciz tutanağında belirtildiğini, ancak bu gün bile borçlu şirketin güncel Mersis adresinin hala aynı adres olduğunu, borçlunun adına kayıtlı hiçbir menkul ve gayrimenkul mal varlığı olmadığı icra dosyası ile sabit olduğunu ve güncel Mersis adresinin haciz yapılan adres olmasına rağmen bu adresten ayrıldığı da zabıt altına alındığını ve menkul haczinin karşılıksız kaldığını, bu halde tutulan haciz zaptı yasa gereği aciz belgesi niteliği taşıdığı gözetilmeden davanın reddine dair karar açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, Davalının kusurlu eylemiyle çekleri kaybetmesi nedeniyle çek asılları ilgili bankaya teslim edilemediği için ilgili iş bankası sorumluluk bedeli olan güvence bedellerinin ödendiğini,Mahkemenin, davalı tarafında kaybedildiği sabit olan çeklerin dava dışı başka bir bankanın çeki olması nedeniyle bu çeklerin güvence bedellerinden davalı bankanın sorumlu tutulamayacağı gerekçesi ile bu talebi de reddettiğini, mahkemenin ret gerekçesinin hiç bir şekilde anlaşılmaş ve kabul edilemez bir gerekçe olduğunu, çünkü basiretli bir tacir olan davalı banka kendisine teslim edilen çekleri kaybetmeyip karşılıksız işlemini yaptıktan sonra davacıya teslim etse idi davacının bu çek yapraklarını dava dışı &#8230; Bankasına teslim ederek çek güvence bedellerini tahsil edeceğinin tartışmasız olduğunu,Çek güvence bedellerinin tahsil edilememe nedeni davalının haksız fiili olup sübuta erdiğini, mahkemenin yasaya ve özellikle mantığa aykırı ret gerekçeleri anlaşılmaz bir durum olup kabul edilemez olduğunu,Çekin en önemli özelliğinin karşılıksız çek keşide etme suçundan dolayı çek bedeli kadar adli para cezasına hükmedilmesi, bu bedelin alacaklıya ödenmemesi halinde hapse dönüşmesi olduğunu, karşılıksız çek keşide eden adli para cezasının hapse dönüşmemesi için çek bedelini alacaklısına ödemek zorunda olduğunu, bu çeke tahsil kabiliyet sağlayan ve çeki diğer kambiyo senetlerin ayıran ve çeke değer kazandıran en önemli özellik olduğunu,Davalının çeklerin kaybedilmesi yani bu haksız fiili sonucu çeklere karşılıksız işlemi yapılmadığından, karşılıksız çek keşidecisi cezai yaptırımdan kurtulmuş, bunun sonucunda davacının alacağına kavuşma imkanı kalmadığını, davalı bankanın kusurlu eylemi neticesi davacının zarara uğradığı subüt bulmuş iken davanın reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,Sunulan nedenle basiretli tacir olan davalının bankacılık disipliniyle bağdaşmayan kusurlu eylemi zarara uğramalarına sebebiyet verdiği sübuta erdiğini ve davalının sübut bulan kusurlu eylemi neticesi çek bedellerini, çek tazminatlarını, bankaların ödemekle yükümlü olduğu güvence bedelleri ve diğer yasal hak ve alacaklarımız tahsil edilmediğinin sabit olduğunu,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.</p>
<p>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, tahsil için bankaya teslim edilen çeklerin kaybolması nedeniyle davacının uğradığı zararın tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK&#8217;nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dava konusu olup keşidecisi &#8230; Itd. Şti olan, &#8230; Bankasının 23.11.2017 keşide tarihli, &#8230; seri numaralı 50.000 TL bedelli ve 21.12.2017 keşide tarihli &#8230;seri numaralı 50.000 TL bedelli iki adet çekin tahsil amacıyla davacı şirketçe 02.06.2017 tarihli çek tevdi bordrosu ile davalı bankaya teslim edildiği anlaşılmaktadır. Çeklerin kaybolması üzerine bankaca davacıya bu yönde ve çekler ile ilgili olarak çek zayi davası açıldığı yönünde bildirimde bulunulmuştur. Çeklerin keşide tarihinde hesapta yeterli miktarda para bulunmadığı bankanın sunduğu kayıtlara ilişkin cevabi yazısından anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık, davacının davalı banka nezdinde iken kaybedilen çekler nedeniyle banka aleyhine dava açıp açamayacağı, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığına ilişkindir.Yargıtay 11. HD&#8217;nin 2015/9988 Esas, 2016/3243 Karar ve 23.03.2016 tarihli emsal ilam içeriği dikkate alındığında; davalının vekil hamil olarak zarardan sorumlu tutulabilmesi için, bononun kaybedilmesi ile davacının bono bedelini tahsil etmemesi arasında doğrudan illiyet bağının ve bu şekilde vekalet akdinin ihlal edildiğinin kanıtlanması gerekmektedir. Bononun kaybı sonrasında dava dışı borçlunun bu kayıptan yararlanarak davacı alacaklının alacağına kavuşmasını engelleyici davranış ve tasarruflarının varlığı ispat edilmelidir. Başka bir ifadeyle, bono kaybedilmemiş ve vadesi sonunda hemen takibe konulmuş olsa bile dava dışı borçlunun borcunu ödeyemeyeceği sabitse, davalı salt bononun kaybedilmesi nedeniyle sorumlu tutulamayacaktır. Dosyaya sunulu delillerden davaya dayanak çeklerin ibrazlarında karşılıklarının bulunmadığı anlaşılmaktadır.Bunun dışında, somut olaydaki gibi davalarda, kaybedilen çekler nedeni ile kaybeden bankadan tazminat isteyebilmesi için zararın ancak çeklerin ilgilisine başvurulup, alacağın tahsil edilmemesi hâlinde mümkün olmaktadır.Dava konusu olayda davacı, çekin keşidecisi aleyhine icra takibine girişmiştir.Davacının zararının varlığının kabulü için, çek ilgililerinin ve özellikle ticari ilişki içinde olduğu ve kendisi adına düzenleyen keşideci ile ilgili olarak yasal yollara başvurup alacağın tahsil edilmemiş olması gerekmektedir (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/597 Esas, 2017/7453 Karar ve 20.12.2017 tarihli ilamı ile; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2018/11-649 Esas ve 2021/1659 Karar ve 14.12.2021 tarihli ilamı).Somut olayda, davacının çek bedellerini tahsil için keşideciye karşı başlattığı icra takiplerinin devam ettiği ancak dava dilekçesinde ifade edildiği üzere, borçlunun haczi kabil mal ve haklarının bulunamadığı, bu nedenle İİK&#8217;nın 105. maddesi uyarınca haciz tutanağının aciz vesikası niteliğinde olduğu iddia edildiğine göre, icra dosyaları celb edilerek dosyada geçici aciz vesikası niteliğinde belge bulunup bulunmadığı, herhangi bir haczi kabil mal bulunup bulunmadığı değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekir.Yukarıdaki açıklama ışığında ilk derece mahkemesince esasa ve sonuca etkili deliller toplanmaksızın ve değerlendirilmeksizin hüküm kurulduğu anlaşılmakla, HMK&#8217;nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki karar verilmiştir.</p>
<p>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK&#8217;nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,4-Kaldırılan kararın icrasıyla ilgili olarak İİK&#8217;nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,5-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden verilecek hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK&#8217;nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 15.05.2025</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/kayip-olan-cekler-ve-cek-iptali-davasi-emsal-karar/">Kayıp Olan Çekler ve Çek İptali Davası Emsal Karar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Usulüne Uygun Olmayan Arama ve Hukuka Aykırı Delil Yargıtay Kararı</title>
		<link>https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/usulune-uygun-olmayan-arama-ve-hukuka-aykiri-delil-yargitay-karari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülsün Hukuk Bürosu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jun 2025 08:49:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emsal Kararlar]]></category>
		<category><![CDATA[Usulüne Uygun Olmayan Arama ve Hukuka Aykırı Delil Yargıtay Kararı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/?p=2682</guid>

					<description><![CDATA[<p>Usulüne Uygun Olmayan Arama ve Hukuka Aykırı Delil Yargıtay Kararı ile alakalı bu içeriği Gülsün Hukuk sitesinden hemen inceleyebilirsiniz. &#160; YARGITAY 19. Ceza Dairesi &#160; 2016/8278 E., 2018/9380 K. 25.09.2018 T. &#160; MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : 7258 Sayılı Kanuna Aykırılık KONU : Usulüne uygun olmayan arama, Hukuka aykırı delil ÖZET : 7258 [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/usulune-uygun-olmayan-arama-ve-hukuka-aykiri-delil-yargitay-karari/">Usulüne Uygun Olmayan Arama ve Hukuka Aykırı Delil Yargıtay Kararı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Usulüne Uygun Olmayan Arama ve Hukuka Aykırı Delil Yargıtay Kararı ile alakalı bu içeriği Gülsün Hukuk sitesinden hemen inceleyebilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>YARGITAY 19. Ceza Dairesi</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2016/8278 E., 2018/9380 K. 25.09.2018 T.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi</strong></p>
<p><strong>SUÇ : 7258 Sayılı Kanuna Aykırılık</strong></p>
<p>KONU : Usulüne uygun olmayan arama, Hukuka aykırı delil</p>
<p>ÖZET : 7258 Sayılı Kanun’a aykırı şekilde bahis oynatma olgusunu kabul etmeyen sanık hakkında, yapılan aramalarda kupon, bülten ya da bahis oynadığı tespit edilen kimsenin bulunmadığı anlaşılmakta ve Cumhuriyet savcısı ya da kolluk amirinin yazılı emri olmaksızın, kamuya açık alan olduğuna yönelik de bir tespit bulunmayan sanığın işyerinde, ihtiyar heyetinden ya da komşularından herhangi bir kişi hazır bulundurulmadan arama yapıldığı, yine Cumhuriyet savcısı ya da kolluk amirinin yazılı emri olmaksızın yazıcı ve bilgisayar sabit diskine el konulduğu, bu el koyma işleminin de 24 saat içerisinde hakim onayına sunulmadığı, bu haliyle emanete alınan sabit disk ve yazıcının hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu ve hükme esas alınamayacağı, atılı suçu işlediğine dair somut ve hukuka uygun olarak elde edilmiş herhangi bir delil bulunmayan sanığın atılı suçtan beraatine karar verilmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>K A R A R :</p>
<p>Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:</p>
<p>Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.</p>
<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;</p>
<p>Ceza Muhakamesi hukukunda, re’sen araştırma ilkesi ve vicdani delil sistemi geçerli olup, amaç maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçek, hukuka uygun elde edilen her türlü delille ispatlanabilir. 1982 Anayasası’nın 38/6 maddesine göre, kanuna aykırı olarak elde edilen bulgular delil olarak kullanılamaz. 5271 sayılı CMK´nın 217/2 maddesi uyarınca, yüklenen suç, ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş olan delillerle ispat edilebilir. Delil, Kanuna aykırı olarak elde edilmişse, aynı Kanunun 206/2-a maddesi gereği reddolunur. CMK’nın 289 maddesi, hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanmasını, hukuka kesin aykırılık sebebi olarak saymıştır.</p>
<p>Arama ve elkoyma işlemlerine dair usul ve esaslar CMK’nın 116-134 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Anılan Kanun´un 119/1 maddesinde “Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabileceği” belirtildikten sonra aynı maddenin 4. fıkrasında Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulacağı şarta bağlanmıştır. Yine anılan Kanunun 127/1 maddesinde “Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, elkoyma işlemini gerçekleştirebilir.” denildikten sonra, aynı maddenin 3. fıkrasında “Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde elkoyma kendiliğinden kalkar.” düzenlemesi getirilmiştir.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi, 19/11/2014 tarih ve 2013/6183 Başvuru numaralı kararda aramada ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulmadan yapılan arama sonucunda elde edilen hukuka aykırı delillerin hükme esas alınarak adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verdiği gibi Yargıtay Ceza Genel Kuruluda 28.04.2015 tarih ve 2013/464, 2015/132 sayılı ilamında arama işleminin, arama tanıkları (komşu veya ihtiyar heyetinden kimseler) hazır edilmeden yapılması sonucu elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir.</p>
<p>Bu çerçevede somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde, Cumhuriyet savcısı ya da kolluk amirinin yazılı emri olmaksızın, kamuya açık alan olduğuna yönelik de bir tespit bulunmayan sanığın işyerinde, ihtiyar heyetinden ya da komşularından herhangi bir kişi hazır bulundurulmadan arama yapıldığı, yine Cumhuriyet savcısı ya da kolluk amirinin yazılı emri olmaksızın yazıcı ve bilgisayar sabit diskine el konulduğu, bu el koyma işleminin de 24 saat içerisinde hakim onayına sunulmadığı, bu haliyle emanete alınan sabit disk ve yazıcının hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu ve hükme esas alınamayacağı, sanığın aşamalardaki savunmalarında 7258 sayılı Kanuna aykırı bir şekilde bahis oynatma olgusunu kabul etmediği, yapılan aramada da kupon, bülten ya da bahis oynadığı tespit edilen kimsenin bulunmadığı anlaşılmakla, atılı suçu işlediğine dair somut ve hukuka uygun olarak elde edilmiş herhangi bir delil bulunmayan sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,</p>
<p>Kabule göre de;</p>
<p>a) El konularak emanete alınan sabit disk üzerinde, uzman bir bilirkişiye inceleme yaptırılarak, sanığın bahis oynattığı kabul edilen sitelerinin yurtdışı kaynaklı olup olmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespiti ile sanığın hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini yerine eksik soruşturma ile yazılı şekilde karar verilmesi,</p>
<p>b) 7258 sayılı Kanunun 5/2. maddesinin, 6495 sayılı Kanun ile 5/1.b maddesi olarak değiştirilen ve suç tarihinde yürürlükte olan halinde suç için öngörülen hapis cezasının alt sınırı 4 yıl olmasına rağmen, bu değişiklik gözetilmeyerek, anılan maddenin değişiklikten önceki haline göre eksik ceza tayin edilip bunun da ertelenmesi,</p>
<p>c)Kısa süreli olmayan hapis cezası ertelenen sanık hakkında, TCK’nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,</p>
<p>Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün, tebliğnameye aykırı olarak, 5320 sayılı Kanun´un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 1412 sayılı CMUK´nın 326/son maddesi uyarınca ceza miktarında sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 25/09/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi</p>
<p><a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr/usulune-uygun-olmayan-arama-ve-hukuka-aykiri-delil-yargitay-karari/">Usulüne Uygun Olmayan Arama ve Hukuka Aykırı Delil Yargıtay Kararı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ertugrulsafagulsun.av.tr">Gülsün Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
